Sürdürülebilir hisler

Sahiden de bir acı yaklaştığında mı tatlıya ihtiyacımız artıyordu. Reglin o acısını bastırmak için mi ön hazırlık olarak tatlı yemek isterdik?


“Nasıl olur da bu kadar adapte olurlardı. Bu kadar ölümlü ve geçici bir düzene bu kadar tutunabilirlerdi. Sonsuza dek mutsuz olmayı göze alsalar dahi yaşamayı isteyecek kadar tutunabilirlerdi bu hayata.Bende miydi bir sıkıntı yoksa onlarda mıydı? Bunca aidiyetsizliğimin tek mesulü ben miydim? Bunca yaşam telaşındaki insanların içinde ben kaçarcasına koşma isteği ile dururken… Acaba benim miydi yetişme çabam yoksa onların mıydı bu telaş? Sahi neye yetişmek için bu kadar zahmete girerlerdi ki… Sanki bir sonraki gün o koştukları yerin hala var olacağına biri ikna etmişti onları… Yok, hayır bu da olamazdı onları burada deli dana gibi koşturan şey, aidiyetsizliğin başka bir tezahürü olabilirdi belki de… Neden bu kadar ait ve yerinde hissettiğin bir yerden kaçmak isteyesin ki sonuçta… Yoksa ben, çoğunluğun aidiyet yaftasına yakalanmış da onlar koşarken bir parkta onların koşuşturmasını izleyen bir seyirci miyim? Düşündüklerimin hepsi gerçeğin tam tersi olabilir mi? Ben artık buraya ait olmadığımı kabul etmeye başlayınca, buraya ait olmaya da başlamış olabilir miydim? Koşmak eylemi, içten içe aslında olduğun yerde durmaya çalışmak mıydı? Acaba dünyanın dönüş yönünün tersine koşarak olduğu yerde kalma çabası mıydı bu? Yoksa sadece bir belirlenim mi arıyorlardı insanlar? Dünyanın tersi yönüne koşarak kendilerine belirli bir alan bulmaya ve o alanda var etmeye mi çalışıyorlardı?.”

– İyi misin? Yine dalıp gittin ne geçiyor o aklından yine senin?”

“Doğru ya bir masada onunla oturuyor ve onunla konuşuyor olmam gerekiyor, bu yüzden buluşmuştuk. Ne ayrı vakit geçirebilir ne birlikte bir şeyleri var edebilir halde sürünüp gidiyorduk işte; “sürünüyorduk” demek haksızlık oldu: Sürdürüyorduk. Evet, gerçek terim bu olmalıydı, biz -sürdürmek- ile yükümlüydük bir şeyleri… O yüzdendir belki de bir şeyler daha bilinir hale geldikçe onu daha genellemek için kavramlara sığınmamız. Haberlerde geçen “sürdürülebilir dünya” kampanyaları da bundan olsa gerek. Biz birbirimizde ne buluyorsak; dış dünyada onu arıyorduk… Belki de içimiz değildi aradığımız; zaten içten içe bildiğimiz o içsel şeyleri tekrar dünyaya getirmeye çalışıyorduk. Bu muydu? Sahiden sürdürdüğümüz şeylere bakarsak ilişkiler, iş, spor hep bir devam etme ve var etme çabası… Belki de kopup gitmemek, burada olduğunu hatırlamak için bu kadar şeyi aidiyetimize eklemeye çalıştık…”

-Ah pardon, şu ekmeğe bir reçel sürebilir misin? Canım tatlı çekti de…

“Hayır, aslında canım tatlı çekmedi, yalnızca içimizde sürdürdüğümüz şeylere bir de karamsar değil tatlı şekilde bakmak istedim… Nasıl da özenle sürüyor reçeli, regl dönemimin yaklaştığını düşünüp daha da suyuma gitmeye çalışacak sanırım… Sahiden de bir acı yaklaştığında mı tatlıya ihtiyacımız artıyordu. Reglin o acısını bastırmak için mi ön hazırlık olarak tatlı yemek isterdik? Aynı şey ruhsal olarak acı ve boşluk hissettiğimiz zamanlarda da mı geçerliydi? Yine orada da kendimizi yemeklere, özellikle de tatlıya vurma ihtiyacı hissederdik. Bu sürdürdüğümüz şeyin bize suçluluk hissi vermemesi için de bu kadar tatlıların “seratonin salgıladığını” söyleyerek içimizdeki acıları “gereklilikler” ile bastırma çabamız… Bu kahvaltılarda hep bir aydınlanma hissi geliyor.”

– Reglin mi yaklaştı, normalde pek yemezsin tatlı, belki durgunluğunun sebebi budur?

“Bir insanın tam da düşündüğüm gibi düşünmesi, düşüncelere dalması imkansız; hele de alışıldık bir izlenim sunduysan ya da genel bir kanı varsa: “Kadınlar regl döneminde gergin olur”. Tamamen gerginliğin duygusallığın, durgunluğun hep bundandır. Hormonları da ekledik mi işin içine, kendimize suç ortağı yaratmış olduk. Ne güzel. Böylece özellikle de kadınların rehberi olarak… Sahi erkek zihni kadınları anlamadığı için ve anlama çabasına ihtiyaç duyduğu için mi bu bilimin açıklamasal kısımlarını üretmişlerdi? Sonuçta anlam dünyası… Oysa anlam bu kadar bilimsel, deneysel, kanıta dayalı bir nokta sunmakta yeterli mi? Çok daha ötesi olmalı. Erkekler, kadınları anlayamadığını bu kadar beyan ederken, aslında anlaşılmayan açıklamanın sığlığı olabilir miydi? Gerçekten kendimizi neden aciz konumlara getiriyorduk?”.

– Hayır, sadece canım istedi; her farklı bir şey istediğimde veya tepki verdiğimde bunu regle bağlama lütfen.

“İşte oldu, şimdi gerginliği yine bana bağlayıp genellemeye girişecek, hatta duyar gibiyim: siz kadınlar hep böylesiniz… Hiçbir şey, hiçbir zaman aynı kalmıyordu, kalamazdı ki; bu kadar hareket eden şeyin içinde neyi, nasıl takip edeceğimizi şaşırmışken bir de genellemeler içine hapsediyorduk kendimizi. Cidden gülünç durumdayız insanlar olarak.”

– Sana yardımcı olmak istiyorum. Sense ters tepki verip bir de gülüyorsun. Siz hep böyle mi olmak zorundasınız?

"Gülmemin sebebini de ne güzel bağladı istediği noktaya, şimdi daha çok gülsem ona inat yaptığımı düşünecek. Sahiden iç sesimizin bir dış yansıması olsa birbirimize ne kadar katlanabilirdik? Yoksa her şey açık, net ve şeffaf olduğu için daha sıkı bir bağ mı olurdu aramızda? Gerçekten şu dünyada en çok merak etiğim şeylerden biri. Açıklık ve netliğe ne kadar dayanabilirdik birbirimizde?”.

Resim: Ivilina Kouneva

Loading...

Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı