Yaşam neden var?

Tamamen tesadüf eseri ortaya çıkan bu "canlı" nasıl oldu da hayatta kalma dürtüsüne sahip oldu? Yaşam neden var?


  1. 1 Yaşam tesadüf mü?


    Sorgulamaya devam: Gerek yaşamın ilk kez ortaya çıktığı milyarlarca yıl öncesi Dünya'sının cehennemden beter ortamı, gerekse ortaya ilk çıkan tek hücreli "canlı"daki çoğalma ve türünü devam ettirme isteği, "yaşam"ın var olmak ve devam etmek için ne kadar istekli olduğunu gösterir. İlk tek hücreliyi düşün: Diyelim ki tamamen tesadüfler sonucu bir anda ortaya çıktı, hiç bir tasarımcının eli yok bu işte. Peki, tamamen tesadüf eseri ortaya çıkan bu "canlı" nasıl oldu da hayatta kalma dürtüsüne sahip oldu? Yaşam neden var? Evren yaşamsız da var olabilecek bi sistem. Yıldızların, galaksilerin ya da evrendeki aklınıza gelebilecek her şeyin arkasında, insanın ya da herhangi bi canlının varlığını hiç de gerektirmeyen net yasalar var. Eğer yaşam, tesadüf eseri gerçekleşen bir protein sentezinin bi anda canlıya dönüşmesi kadar aptalca başlasaydı, aynı hızla da yok olurdu; zira o tesadüfi canlı kendi yaşam süresi kadar yaşar ve ölürdü. Ancak görünen o ki, işler bu şekilde başlamamış. Daha ilk canlıda bile çoğalma ve "türünü devam ettirme" denen bir dürtü varmış. Bu dürtü, zaman içinde doğal şartların ve ilk canlının içinde yaşadığı çevrenin baskısıyla oluşmuş olamayacağına göre, "canlılık" denen ve otlayan kuzu ile kasapta asılı duran et arasındaki farkı belirleyen -tanımsız- şey bu dürtüyü doğurmuş olmalı, bi anlamda ilk canlıya "havadan gelmiş". Bunun üzerine biraz düşünün. Yaşamın kendi ya da yaşamı doğuran enerji, ya da plan, bilgi her ne ise... Açık ve net olarak kendini ifade etmiyor mu varoluşun başlangıcında?

  2. 2 Düşünmeye devam


    Deminki sorudan biraz daha yürüyelim: Yaşam neden gerekli? Türler neden devam etmeli? Dünya'da ya da herhangi bi başka gezegende canlılar olsa ne olurdu, olmasa ne olurdu? Yaşam neden illâ ki kendini var etmek istemiş?

    Nefret, sevgi, aşk, çiftleşme, korku, cesaret, kıskançlık, vs vs. Aklına gelebilecek her türlü duygu, dönüp dolaşıp tek bir kaynağa hizmet ediyor: Türün hayatta kalması. Senin bireysel olarak hayatta kalman değil, senin türünün devam etmesi. Tamam ama neden? Türlerden herhangi biri yok olursa hepsi mi yok olacak? E olsun, ille de yaşam var olmak zorunda mı?

    Demek ki zorundaymış! Demek ki, yaşam, kendini var etmeye çalışan bir şey (her neyse artık). Burada ister istemez bir sonuç çıkıyor benim için: Yaşam "bilinçli" bir şekilde kendi sürekliliğini sağlayacak tedbirler alıyor. O halde "yaşam"ın kendisi "canlı" olmuyor mu? Tıpkı diğer canlılar gibi varlığını sürdürmeye çalışan ve tıpkı biz insanlar gibi bilince sahip bir canlı? Büyük tabloya bakınca şöyle bir şey canlanıyor gözümde: Tıpkı beyindeki milyarlarca hücre ve aralarındaki nöronlar gibi; "hayat" da her türden milyonlarca birey ve aralarındaki bağlardan oluşuyor. Yaşamın kendisi "beyin". Yaşamın kendisi bilinç. Canlı olan bizden ziyade, yaşamın ta kendisi. Biz sadece tekâmülleriz. O halde, tanrı dediğimiz şey, ortaya çıkmak için tüm şartları zorlayan ve devam edebilmek için de son derece bilinçli tedbirler alan "canlılık"ın kendisi olabilir mi? Bence öyledir...

    Uzun yıllar, evrende mevcut tüm enerji-madde ve bilginin (fizik yasaları) toplamının "tanrı" olduğunu düşündüm. Bugün geldiğim noktada iş farklı bi noktaya taşındı: Madde-enerji ve bilgi toplamı sadece tekâmül için gerekli tarladır. Tanrı, "yaşam" şeklinde var olma gayretindeki bir şey. Bu şeyin ne olduğunu da bilen yok!

    Not: Sürekli fizik yasalarından bahsediyorum; kimya yok mu demeyin. Kimya ile ilgili geçerli tüm yasalar, fizik yasalarının bir sonucudur. Temel bilim fiziktir. Kimya, fiziğin bir sonucudur.

    Düşünmeye devam...

  3. 3 Yaşam kazanır!


    Türlerin devamı vb demişken... İzleyenler bilir, doğa belgesellerinde çok anlatılan bir konudur bu: türlerin tamamına yakını bir batımda birden fazla yavru meydana getirirler. Misal kediler: Ortalama 3 yavru doğururlar bir seferde ve bu yavruların en az iki ayrı babası vardır. Balıklar yüzlerce yumurtlar. Neden hiç düşündünüz mü? Diğer türlere yem olsun diye mi? Hayır. Bu sadece oyunun görünen kısmı, asıl mevzu çok daha başka: Tüm yavrular arasında, çok çok az da olsa, mutlaka genetik farklılıklar vardır. Tek yumurta ikizleri hariç, aynı batımda doğan hiç bir yavru birebir aynı genetik yapıya sahip değildir. Doğa bu şekilde, genetik çeşitlilik sağlar. Genetik çeşitlilik, türlerin, değişen şartlara uyum sağlayıp hayatta kalma konusundaki şanslarını artırır.

    Bu noktada, tüm dünyada yapılan son derece yanlış bir uygulamayı da belirteyim: Sokak hayvanlarının kısırlaştırılması. Bir sokakta 20 erkek 20 dişi kedi olduğunu düşünün. Bir sonraki nesil için 400 farklı çiftleşme kombinasyonu mümkün. Bunların 15'er tanesini kısırlaştırırsanız, geriye 5'er tane kalırsa, sadece 25 farklı çiftleşme kombinasyonu seçeneği kalır, bu da genetik çeşitliliğe zarar verir. Kedigillerde; dişi yavruların sürüde kalması mümkünken, erkek yavrular belli bir yaşa gelince sürüden uzaklaştırılır, bunun da nedeni ensesti engellemektir. Doğa bunu, ahlâk nedeniyle yapmaz; burada amaç erkekleri farklı sürülere gönderip oradaki dişilerle çiftleşmelerini sağlayarak gen çeşitliliğini artırmaktır. Sokak hayvanlarını kısırlaştırmak, doğaya verilebilecek en büyük zararlardan biridir ve bir kaç on nesil içinde tüm sokak hayvanlarında kalıtsal hastalıklar ortaya çıkacaktır. NET!

    Avcılar, genellikle en güçsüz ya da yaşlı avları yakalar, bu sadece o kolay yakalandığı için midir? İşin görünen yüzü bu. Doğanın denge kurma yöntemlerinden biri. Asıl mevzu, zayıf ve yaşlı üyeleri "ayıklamak"tır aslında. Yaşam, ya da doğa, güçlü ve sağlıklı bireylerin hayatta kalmasını ister. Çiftleşme hakkı kazanmak için yapılan kavgalar da bunun bir örneğidir. Doğa, diğerlerinden daha "güçlü" olan, yani daha "kaliteli" bireylerin çiftleşmesine izin vererek genetik kaliteyi de artırır.

    Mikroplar, virüsler vb, hepsi doğanın, zayıf bireyleri ayıklamak amacıyla tasarladığı ürünlerdir.

    Dün izlediğim bir belgeselden, kulağa inanılmaz gelen bir olay: Çernobil faciasının üzerinden 30 yıl geçtikten sonra, bölgede yapılan araştırmalarda, hemen hemen tüm türlerin yaşamlarına gayet güzel devam ettikleri görülmüş. Bunun nasıl olabileceğini anlamak için hayvanlardan alınan kan ve doku örneklerinden DNA analizleri yapılmış. Bazı fare ve balık türleri, faciadan hemen sonra ortaya çıkan radyasyona bağlı mutasyonlara karşı, anında panzehir geliştirerek kendilerini kazadan önceki genetik DNA'larına geri döndürmüşler ve şu an o bölgede yaşayan, hatta bizzat nükleer santralin soğutma havuzundaki yüksek radyasyonlu suda yaşayan balıklar gayet normal şekilde hayatlarına devam ediyorlar. Bu hayvanların hepsi yüksek oranda radyasyona maruz kaldı ve genetik olarak mutasyona uğradılar. Ancak 1-2 nesil içinde, eski genetik şifrelerini geri kazandılar. Bu tesadüf mü? Bir DNA, mutasyondan önceki halini "hatırlayıp" ona geri dönebilir mi? Bunu neden yapsın? DNA'nın kendine ait bir bilinci mi var? Yoksa DNA'nın da altında, çok daha bilinmez bir seviyede kesin ve değişmez bir kod dizilimi mi var? Ki bu hayvanların felaket sırasında değişen DNA'ları, daha sonra hiç bir felaket ya da mutasyon sebebi yokken yeniden değişime uğrayıp "orijinal" haline dönüyor?

    Sorgulamaya devam...

Loading...

Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı