DOLAR

32,2406$% 0.18

EURO

34,9972% 0.42

STERLİN

41,1188£% 0.57

GRAM ALTIN

2.421,02%0,47

ONS

2.334,97%0,27

BİST100

10.676,65%-1,07

Akşam Vakti a 20:27
İstanbul AÇIK 21°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Hoş bir karşılaşma

ad826x90
ad826x90
ad826x90

Güzün trende hoş bir hikaye başımdan geçti.
Moskova’ya gidiyordum. Rostov’dan. İşte akşam üstü 6:45 posta treni yanaşıyor.
Trene biniyorum.
Pek anormal bir kalabalık yok. Hatta oturacak yer bile var.
Biraz sıkışmalarını rica ediyorum. Oturuyorum. Yol arkadaşlarıma göz gezdiriyorum.
Akşam vakti. Öyle böyle karanlık değil, düpedüz ala­cakaranlık. Işıkları da yakmamışlar. İktisat yapıyorlar.
Diyeceğim, çevremdeki yolculara bakıyorum. Gayet hoş bir kalabalık. Sempatik, kibirli falan da değiller.
Birinin şapkası yok. Uzun yeleli bir şey. Ama papaz değil. Kara kruvaze bir ceket giymiş, entelektüel biri.
Onun yanındaki; ayaklarında halis Rus çizmeleri olan, kasketli. Pos bıyıklı. Ama mühendis değil. Belki bir zooloji parkında bekçi, ya da ziraat teknisyeni. Yalnız acayip içten bir adam. Elinde bir çakı, Antonov elması dilimliyor, yanındaki elsiz adama yediriyor. O elsiz yurttaşımız da böyle yiyor. Genç, proleter bir delikanlı. İki eli de yok. Herhalde iş kazası. Bakması bile çok üzücü.
Ama afiyetle yiyor. Elleri olmadığı için öbürü dilim dilim kesiyor, çakının ucuna takıp dilimleri ağzına soku­yor.
Böyle insani bir manzara Rembrandt’a layık bir konu.
Onların karşısında kara kasketli, kır saçlı bir adam oturuyor. Bu adam da gülüp duruyor.
Herhalde aralarında eğlenceli bir konuşma vardı. Ama bu yolcu hala kendini tutamıyor da arada bir kahkahayla gülüp duruyor: “he-e, he-e…”
Bu kır saçlıyla elsiz olan çok ilgimi çekmişti.
İç sızısıyla bakıyorum buna; başından ne geçti de elle­rini kaybetti? Sormamak için kendimi zor tutuyorum. Ama bunu sormak da kolay değil ki.
Önce bu yolculara bir alışayım, konuşayım da ondan sonra sorarım diye düşünüyorum.
Pos bıyıklıya birkaç ilgisiz soru sormaya kalktım, ama o, suratını asıp gönülsüzce cevap veriyor.
Sadece uzun saçlı entelektüel benimle hemencecik bir sohbete girişti.
Aydınlatıcı bir sohbet oluyordu; başka başka suya sabu­na dokunmaz meseleleri konuşuyorduk: nereye gidiyorsu­nuz, kapuskadan ne olur, bugünlerdeki konut krizi falan.
Dedi ki:
“Konut krizi bizde gözlenmiyor. Zira koca bir malikanede yaşıyoruz biz.”
“Anlamadım,” dedim. “Orada bir odanız mı var, yoksa köpek kulübesini mi verdiler?”
“Yok,” dedi. “Ne odası? Benim tam dokuz odam var. Ortak yerleri, ambarları, tuvaletleri ve öbür şeyleri saymı­yorum.”
Dedim ki:
“Dalga geçiyorsunuz herhalde? Devrim sizin oraya yetişmedi mi, yoksa sovhoz mu bu?”
“Yok,” dedi, “Benim atadan kalma kendi yerim. Konağım. İsterseniz,” dedi, “Uğrayın bana. Bazen akşam­ları eğlence düzenlerim. Etrafta fıskiyeler olur, senfoni orkestraları vals çalar.”
“Ne yani,” dedim, “özür dilerim ama, kiracı mısınız, mülk sahibi misiniz?”
“Evet,” dedi, “lafı açılmışken, toprak ağasıyım ben.”
“Sizi nasıl anlamalı, bilmiyorum ki,” dedim. “Yani eski toprak sahibi misiniz? Proleter devrimi sizin sınıfınızı tasfiye etti. Özür dilerim de,” dedim, “Ben bu işten bir şey anlamadım. Sosyal bir devrim oldu,” dedim, “Sosyalizm. Bizde toprak ağasının yeri olamaz ki! “
“Ama işte,” dedi, “Olabiliyor. Bakın,” dedi, “Ben top­rak ağasıyım. Ben, sizin devriminize rağmen hâlâ varım. Ve” dedi, “Tükürmüşüm her şeye, krallar gibi yaşıyorum. Sizin sosyal devriminiz de beni hiç ırgalamaz.”
Şaşkınlıkla yüzüne bakıyorum, bir halt anlamıyorum.
Dedi ki:
“Uğrayın, kendiniz görün. İsterseniz hemen şimdi birlikte gidelim. Bir beyefendinin gayet lüks hayatıyla karşılaşacaksınız. Gidelim, göreceksiniz.”
“Hay Allah,” diye düşünüyorum. “Gidip bunun pro­leter devrime rağmen mülkünü nasıl koruduğuna baksam mı? Belki de yalandır.”
Bir yandan da bakıyorum, kır saçlı adam gülüyor. Kahkaha atıp duruyor: “He-e! He-e!”
Tam buna yersiz güldüğünü işaret edecektim ki, demin elma kesen posbıyıklı çakısını masanın üzerine koydu, kalan dilimleri ağzına tıktı, epey yüksek sesle bana dedi ki:
“Şununla konuşmayı bırakın. Manyağın teki, görmü­yor musunuz?”
Bir de çevremdekilere baktım ki, hey Allahım!
Bunların hiçbiri de normal değil, yanlarında bekçileriyle giden kaçıklar! Uzun saçlı, anormal. Boyuna gülen de öyle. Elsiz de. Bunun üzerinde geniş bir gömlek var sade­ce; elleriyse bağlı, hepsi de anormal. Bu pos bıyıklı da, onların bekçisi. Bekçi kaçıkları bir yere götürüyor.
Huzursuz oldum, asabım bozuldu. Bakıyorum bunlara, bir taraftan da düşünüyorum: deli bunlar, ne yaptıklarını bilmiyorlar.
Bir baktım, bu çatlaklardan biri, kara sakallı olan kurnaz gözlerle çakıya göz attı, aniden dikkatle kaptı.
Kalbim küt küt çarpmaya başladı, baştan ayağa buz kestim. Yerimden sıçradım, sakallının üzerine atıldım, elin­den bıçağı almaya davrandım.
Ama beriki acayip direniyor. Kudurmuş gibi açtı ağzı­nı, neredeyse ısıracak.
Allahtan pos bıyıklı bekçi sonunda beni kurtardı.
Dedi ki:
“Ne atlıyorsunuz onun üzerine? Düşüncesizlik yaptığı­nız. Bıçak onun bıçağı. Çatlak değil ki adam. Benimkiler, şu üçü çatlak. Üzerine atıldığınız normal bir yolcu. Bıçağını ödünç aldık sadece, rica ettik. Bıçak onun. Ne düşüncesizlik!”
Üzerine atıldığım da dedi ki:
“Ben bunlara bıçak verdim, adam da üzerime atlıyor. Gırtlağımı sıkıyor. Çok teşekkür ederim zatıalinize! Amma tuhaf davranışlar. Belki bu da çatlaktır. Öyleyse, bekçi olduğunuza göre, gözünüzü üzerinden ayırmayın. Adamın üzerine atlıyor, gırtlağını sıkıyor.”
Bekçi dedi ki:
“Belki o da çatlaktır. Kendi belasını bulsun. Ama benimkilerden değil. Niye gözümü üzerinden ayırmayacak­mışım ki! Kendi delilerimi biliyorum, benim derdim bana yeter.”
Ben de samimiyetle dedim ki:
“Affedersiniz, sizin de anormal olduğunuzu sanmış­tım.”
“Demek düşündünüz,” dedi. “Hindi de düşünüyor. Herif, boğuyordu beni. Görmüyor musunuz, bir şunun delilere bakın, bir de bana. Gayet normalim.”
“Yok,” dedim, “Görüyorum. Tersine,” dedim, “Gözlerinizde bir çılgınlık var, sakallarınız da bir acayip, anormal biri gibi.”
Delilerden biri, toprak ağası olan dedi ki:
“Sakalından tutsanıza şunun, böyle anormal konuş­mayı bıraksın.”
Sakallı neredeyse imdat diye bağıracaktı ama bu arada İgren İstasyonuna geldik de bizim deliler rehberleriyle birlikte indiler.
Hem de gayet düzgün bir şekilde indiler. Sadece elsiz olanını biraz iteklemeleri gerekti.
Kondüktör daha sonra bize, İgren’de bir akıl hastane­si olduğunu ve buraya sık sık delileri getirdiklerini söyledi. Başka türlü nasıl getireceklerdi ki? Köpek kafesinde değil herhalde.
Aslında benim canım da öyle pek sıkılmadı. Tabii bütün bu konuşmalar aptallıktan başka bir şey değildi. Ama benim üzerine atıldığım yolcu hakikaten çok incindi. Uzun süre suratını asıp bana baktı, her hareketimi korkuyla takip etti. Sonra da, benden başına yeni bir bela açılacağını düşünüp pılısını pırtısını topladı, başka vagona geçti.

ad826x90

(1930)

Comments

comments

ad826x90

ad826x90
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

Aytemis Yalanlar Diyarında: Behiç Pek yazıp çiziyor (Yeni)

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Araç çubuğuna atla