DOLAR

32,2984$% -0.04

EURO

35,1155% 0.46

STERLİN

41,5549£% 0.26

GRAM ALTIN

2.408,27%-0,27

ONS

2.317,35%-0,31

BİST100

10.392,39%2,23

İkindi Vakti a 17:08
İstanbul AÇIK 28°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Aynanın gösterdiği

ad826x90
ad826x90
ad826x90

Bugüne kadar yaşadıkların, bundan sonra yaşayacaklarının işaretçisiydi. Bu şekilde gittiği sürece hayatında değişen pek önemli bir şey olmayacaktı. Yaşam koşusunun hep dış kulvarında kalmak zorundaydın. Bir süre sonra iç kulvarda koşma düşüncesi ne sende vardı ne de şartlar buna izin veriyordu.

ad826x90

Binbir emekle kurduğun küçük ölçekli işyerinde nafakanı doğrultuyor, kazancın ise memur maaşı gibi ne onduruyor ne de öldürüyordu. İşyerine gelenler tamirden çok sohbet etmeye geliyor, gündemdeki konularla ilgili fikirlerini alıyorlardı. Akşam saatlerinde zamanının büyük bir bölümünü gün içinde arızalanan kırılan cihazlara ayırıyordun. Bir yandan tamir ederken gelen gidenle ilgilenmeyi de ihmal etmiyordun. Onarımlar konusunda kat ettiğin yol ise kısa sürede ününün çevreye yayılmasına neden olmuştu. Seninle aynı işi yapan diğer semtlerdeki meslektaşlar yardım etmen için sana geliyor ya da müşterilerini sana yönlendiriyorlardı.

Her gün iş çıkışı sana uğrayan, çayını içip başındaki çetrefilli sorunlarına mütemadiyen eklediği başka sorunlara çözüm arayan Murat “Abi sen nerden öğrendin bunları tamir etmeyi?" diye sorduğunda Adnan Menderes'in Marshall yardımları karşılığında Kore savaşına soktuğu devletimize Amerika'nın cephede terk ettiği kırık dökük silahları üç otuz paraya sattığını, buna karşılık yedek parçaları çivi çakar gibi kıçımıza çaktığını, senin de o silahların yıllarca tamirlerini yaptığını söyleyemedin.

Zaten söyleyemediğin o kadar çok şey vardı ki, ömrün yutkunmakla geçiyordu, diğer ömürler gibi. "Yapa boza öğrendim Murat kardeş" deyiverdin. "Pazar günü işin yoksa bitpazara gelir misin, biz her hafta gidiyoruz" diye sordu çayını höpürdetirken. "Hâlâ daha var mı bitpazarları" dedin?

ad826x90

– Olmaz olur mu abi nur yağıyor. Eskiye rağbet var, iğne atsan yere düşmez.
– Neler satılıyor bitpazarında?
– Ne yok ki? İstemediğin kadar şey, aklına getiremeyeceğin her şey… Tam senlik, alıp tamir edeceğin o kadar elektronik eşya var ki, sosyete bile gelip oradan bir şeyler alıyor.
– Olur gidelim, saat kaçta gideceksin?
– Araba sen de sen ne vakit dersen o saatte gideriz. Sabah beş buçuk altı gibi erkenden gidersek tezgâh açanlar satacakları eşyanın fiyatını bilmedikleri için ucuza alırız. Geçimini buradan sağlayanlar var; hem onlardan önce davranırız, hem de tenha olur. Sabah seni arar uyandırırım, numaran kaçtı?
– Sıfır beş yüz kırk bir…
– Çaldırıyorum sende beni kaydet.
– Tamam!

ad826x90

Murat gittikten sonra "Neden olur dedim ki? Ne işim var benim bitpazarında, elin eski kırık dökük şeylerinden bana ne! Hurdacı mıyım ben?" diye düşünecek oldun. "Aman değişiklik olur, gider gezer gelirim, illa bir şey almak zorunda mıyım" diyerek önceki düşündüklerini önemsemedin. İki gün sonra sabaha karşı çalan telefona uyandın, Murat arıyordu:

"Abi ben on dakka sonra çıkıyorum beni fırının önünden alıver" deyip kapattı. Unutmuştun. İsteksizce kalktın. En azından dönüşte eşine kızına kahvaltı için sıcak ekmek alır, kahvaltı sofrası hazırlarım diyerek uyku sersemi yola çıktın. Bitpazarına geldiğinizde "Hani tenha olurdu bu saatlerde" diye sordun.

"Ne bileyim abi senin geleceğini haber aldılar zaar ehi ihi!"

Her kesimden insan vardı pazarda. Kimi ellerine geçirdikleri ameliyat eldivenleriyle eşyaları karıştırıyor, kimi büyüteçle gümüşleri inceliyor, geçmişin dehlizlerine kendi iç dünyalarındaki rezillikleri bırakıp, şimdinin girdabından kurtuluyor gibiydiler. En ihtişamlılarımız geçmişin izlerini örtbas edenlerimiz değil mi zaten…

ad826x90

Her türlü şey vardı. Biblolar, tablolar, ev eşyaları, çalıntı olduğu her halinden belli araba lastikleri, farlar tamponlar, bisikletler oyuncaklar, cep telefonları, parfümler, giysiler, sayfalarca yazılabilecek şeyler… Afallayıp kaldın Murat’ın "Abi elektronik eşyaların olduğu yere bakalım, belki işine yarar bir şeyler vardır" seslenişiyle kendine geldin. Bir kaç dakika yürüdükten sonra elektronik bölümündeydin. Teknoloji devrimi yerlere serilmiş sere serpe yatıyordu, gözlerin hangi eşyanın hangi zaman dilimine ait olduğu sinyallerini gönderiyordu beynine. Bilgisayarlar teypler, gramafonlar, pikaplar… Piyano bile vardı. Dikkatini arkalarda bir yerde televizyona dayanmış çerçeveli şey çekti.

– Bu nedir babalık?
– Aynadır.
– İyi de hani camı bir şey göstermiyor, sihri mi kaçmış bunun?
– Valla bilmiyorum ısıtmalı aynaymış, Üsküdar'da ölen yaşlı bir kadının oğlundan aldım, ama bozuk kabloları kopuk sigortaları atık. Yüz lira ver, vereyim sana…

Yakından bakmak istediğini söyledin. “İçini bile açabilirsin” demesiyle koca aynayı küçük bir eşya gibi evirip çevirmeye başladın. "Arızalı diyorsun, o kadar etmez; yirmi lira veririm" dedin. "Çalışsa bin liraya vermem" dedi, otuz liraya anlaştınız. Bir süre daha dolaşıp küçük değersiz şeylere baktınız. Başka da bir şey almadan döndünüz.

Yol boyunca Murat’ın kahkahalarına sinir oldun. "Abi bilseydim gel demezdim. Göstermeyen aynaya o kadar verilir mi, piyasayı yükseltirsin sen hahh ha!" Duymazdan geldin. Murat’ı aldığın yere bıraktın. Fırından sıcak ekmek simit alıp hane halkına sürpriz yapmak için kahvaltı hazırlamaya başladın.

Bir an önce aynayı tamir etmek için sabırsızlanıyordun. Kahvaltıdan sonra iş yerine gitmen gerektiğini söyleyip evden ayrıldın. İşyerinde aynayı sökmeye başladın; kopuk kabloları lehimledin, ampermetreyle ölçümler yaptın, arızalı entegreleri ve diyotları, yanmış kondansatörleri değiştirdin, arızayı bir türlü bulamadın.

ad826x90

Aynanın çerçevesinden geçen kablolar üzerinde gizli bir açma/kapama düğmesi olabileceğini varsayarak her şeye sil baştan başladın, olmadı. Tüm devreleri teker teker kontrol ettin, soğuk lehim arızası olabilir diye tüm lehimleri havyayla elden geçirdin, yapamadın. Kendini o kadar işe vermiştin ki zamanın geçtiğinin farkında değildin. Çalan telefonda eşin ”Bir pazarın var, onu da iş yerinde harcamak zorunda mısın? Neredeyse akşam oldu, çık gel de bir yerlere gidelim” dedi. "Yarım saat sonra oradayım" dedin.

Yaprağı tüketen tırtıl gibi, sen de geceyi TV karşısında tüketirken ev ahalisinin uyumasını müteakip sessizce evden çıktın. Kaldığın yerden aynanın tamirine devam etmeye başladın. Elektrik fişini prize takıp denediğin belki beş yüzüncü denemede ayna yüzeyinin dalgalanır gibi olduğunu görüp heyecanlandın. Aynanın sol tarafında görüntüyü netleştirmek için olduğunu tahmin ettiğin üç adet düğmeyi sağa sola çevirdin; görüp görebileceğin hepsi buydu.

Sabaha karşı pes ettin. “Olacak gibi değil, mutlaka püf noktası var bunun" diyerek çekmeceden büyüteci alıp çerçevenin girintilerini çıkıntılarını santim santim incelemeye başladın, tek bir iz bulamadın. Belki fişi takılı bırakırsam bir süre sonra ısınır da çalışır düşüncesiyle elektriğe bağladın. Oturduğun koltuğa iyice yaslanıp ayaklarını tabureye uzattın sabah erken kalkmış, gece de uyumamış olmanın yorgunluğuyla uyuyakaldın.

Uyandığında aynanın gösterdiğini ama bulunduğun yeri değil başka şeyleri gösterdiğini gördün. Bir kadın köşeye büzülmüş, küçük kızı annesine sarılmış ağlıyordu. Gözlerine inanamadın. "Bu ne ya! Televizyon mu, ne bu?" Her yanın uyuşmuş vaziyette koltuğundan kalkıp aynanın karşısına geçtin, sen yoktun. Görüntüyü daha net görmek için toz beziyle aynayı silmeye başladığın anda görüntüler aynadan taşmaya, sana doğru akmaya başladı. Bulunduğun yer aynanın göstermiş olduğu yer oldu. Hıçkırıklarla ağlayan kadına ve kızına yardım etmek için adım atmıştın ki, sağ yanında beliren adamın biri elindeki silahın kapak takımını çekip mermiyi atım yatağına sürdü. Tam tetiğe dokunacakken koluna sertçe vurup silahını düşürdün. Silahı yerden alıp kebzesiyle adamın kafasına yüzüne vurmaya başladın, bir taraftan da küfürler ediyordun…

Kadın ve kızı yaşlı gözlerle yavaşça ayağa kalkıp sana doğru yürüdüğü an görüntü çekilmeye başladı. 

İşyerindeydin. 

Elindeki tabancayı korkuyla yere atıp üzerine sıçrayan kanları temizlemek için lavaboya girdin.

Comments

comments

ad826x90
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

Zapatalar ve Çeksomatalar

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Araç çubuğuna atla