DOLAR

32,2713$% 0.09

EURO

34,9694% 0.34

STERLİN

41,0460£% 0.4

GRAM ALTIN

2.428,22%0,78

ONS

2.339,01%0,44

BİST100

10.707,75%-0,79

İkindi Vakti a 17:02
İstanbul PARÇALI BULUTLU 20°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Özgürlükten tutsaklığa, tutsaklıktan özgürlüğe

ad826x90
ad826x90
ad826x90

Bugün varoluşçu bir yerden konuya girmek istiyorum, konunun ne olduğu ise varoluşun dizgisinde şekillenecek:

ad826x90

Sartre’ın bahsettiği bir yer vardır: “Kişi, özgürlüğüne mahkûmdur.” 

Yaptığımız her şeyin, bir yaşantı sürecince seçimler silsilesi olduğunu söyler. Seçimler de bize ait olduğuna göre hep bir özgürlük söz konusu olmak zorundadır. Bu kadar özgürlük içinde seçim yaptığımız alanın hiçten gelip hiçe gideceğini de göz önünde bulundurunca seçimlerimizin ve özgürlüğümüzün koca bir hiç oluşu bizi bir noktada tutsak eder. İşte bu yüzden de özgürlüğe mahkûmuzdur. 

Bir diğer yandan da başka bir felsefi düstura gidersek belki bu tutsaklığı anlamlandırır ve anlamlandırdığımız şeyden de özgürleşmiş oluruz. Öyleyse bir de Nietzsche’ye bakalım; düşüncede sistem lineer değildir ne de olsa. Ne zaman çıkmaza girsek geleceğe dair eski bir dosta, eski bir söze başvururuz; belki de bundandır.

ad826x90

Nietzsche der ki insanın bir yazgısı vardır ve bundan özgürleşmenin yolu da “yazgıyı sevmek”tir. Yazgının nasıl bir yazgı olduğunu biraz açmakta fayda var. 

ad826x90

Doğduğumuzda bizde hali hazırda yüklü olan bazı etmenler vardır değil mi? Etnik kimlik, atanan cinsiyet ve buna bağlı yüklenen roller, genetik, çevre gibi -işte bu sebeple- bir yazgı ile gelirsin dünyaya, bir yandan da içten gelen bir dürtü vardır: uyumsuz yanlar, aidiyetsizlik hissettiren yönler gibi aslında bunlar da yazgının bir parçasıdır. 

Yazgımızı sevmek için iyi bir gözlemci olmak gerekir. İyi bir gözlemci nasıldır peki? Yargılarından arınmış. Merakının yitirmeyen, dinlemeyi de soru sormak kadar önemseyen. Öyleyse burada bir diğer etmen de devreye giriyor tutsaklıktan kurtulmak için o da sorumluluk almak. Sorumluluk almadan nasıl seçimlerimizin bize ait olduğunu bilebiliriz ki? Öyleyse sorumluluk önce bizi seçimlerimize bir hiç uğruna olan- seçimlerimize bağlar, sonra sadece bizim hiçliğimizde şekillenen seçimlerle mahkumluğumuzu fark ettirir, sonra da aslında neyin ne kadar bizim seçimimiz olduğunu sorgulatır ve sorgu sonucunda yazgı ve yazgıdan özgürleşilen yanları görüp kavrarız. Artık hazır olduğumuzda sorumluluk ile tanışıp yazgımızla mutualist bir hemhal oluruz. İşte bu hemhallikteki tek varılan sonuç ise sevgi, bütünlüklü olarak tanıştığın bir o kadar özgür olurken bir o kadar da tutsak olduğun o şeye sevgi halinle yönlenirsin. İşte bu bir özgürlük halidir.

Öyleyse dostum, önce özgürlüğün sonra tutsaklığın sonra da sevgi ile özgürleşmenin sorumluluğunu almaya hazır mısın?

Comments

comments

ad826x90

ad826x90
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

BİLİNMEZE

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Araç çubuğuna atla