DÜNYAYA DÜNYAYI


Bugün kendi gözümle bakıyorum dünyaya, kendi gözümle görüyorum Dünyayı. Her okuduğum kitapta değişebilir olsa da fikirlerim, her bir insanla dönüşebilir olsa da zihnim; ben görmek istemedikten sonra hangi kitap veya hangi insan dönüştürebilir ki beni? Kendimin deneyiminde hemhal olamadıkça zihnimin sınırlarında takılıp kaldıkça dönüşüm nasıl mümkün olabilir ki? Üstelik de o kadar sene gördüğüm derslerde sınırların bir duvar olduğunu, bir somut tezahür olduğunu önce anlattılar, sonra inandım çünkü surlar, kaleler, duvarlar gördüm… 

Sonra biraz büyüdükçe de dediler ki sınırlar sadece insanları, şehirleri, odaları ayırmak için yoktur; insanın kendi zihninde oluşturduğu sınırları da vardır… Peki ya bana gösterdiler mi fotoğraf kapı gibi duvar gibi sur gibi? Hayır… Peki ya ben görmeden mi inanmak istemedim, artık okuldan alacağım maksimum bilgiyi mi almıştım? Yoksa en başından beri zihnim beş duyusu ile bir şekilde temas etmeden bilgileri özümseyememiş miydi? Bu zihnimin bilgilerini gözlemlemek için hangi odadan içimdeki hangi sınırdan başlamalıydım? Sahi insan zihninde bir düşünce veya hissin sınırı nerede bitiyor diğeri ise nerede başlıyordu?

Tüm bunlar zihnimde dönüp dururken şimdiye dek tanıştığım insanlar, okuduğum kitaplar, öğretmenlerimin anlattıkları tam olarak nereye gitmişti peki? Beni en temel sorunla, en temel kıyasla kendi bedenim ile kendi zihnim arasındaki o koca boşlukta bırakmışlardı. Öyleyse biraz oradan biraz buradan birleşim yapmak bana düşmüştü:

Bedenimizdeki her şey bir protein üretimi DNA’dan hücrelere, organlara kadar pek çok yapının birleşimi kendi içimde idi, yani ben bir çeşit yürüyen kod oluyorum, bu kodlarım en temelde ailemden alıyorum sonra beslenme düzenime, çevreme göre değiştirip dönüşüyorum. Sonra bu dönüşüm nasıl oluyor tam anlayamadan bir içsel sıkıntı geliyor, bir soru, bir acı, bir sevinç bir anda sanki düzenli giden protein ve kod zinciri dengemi alt üst ediyor… E bir anda bu derece sarsılmaya ve alabora olmaya müsaitsem hiçbir zaman ben sadece bir kod dizgisi olmamışım ya da en başından beri hiçbir zeminde tam düzenli olmamışım, temelim sağlam olsa o bina yıkılmazdı değil mi sonuçta bize bu öğretildi… Ben tüm bu öğrendiklerimi çürüte çürüte aldığım o eski derslerimin meyvelerini toprağa gübre yapmış yeni bir meyve üretim sürecine girmiştim. Oysa ki ben şehir çocuğu olarak hangi toprakta ne yetişir hangi kökün neye ihtiyacı vardır hiç bilememiştim ki… Haliyle de zihnimde bir ayrık otları, asalak yapılar belirmeye başladı… Öğrendiğim bunca şeyle öğrenmemekte ısrarcı olduğum kendi bahçemde kontrolsüzce büyüyen parazit fikir, düşünce, insan yığını ile kalmıştım; e bir bahçede bunların hepsi görünürdü zaten, o güzel ormanda yürürken bir yılanla karşılaşmam, bir sarmaşağa dolanmam, bir vahşi hayvanla temaşa etmem gayet öngörülebilirdi… İşte o günden sonra ben hem o bahçemin yılanı hem ayrık otu hem de bahçıvanı olduğumu fark etmiştim. Peki benim bu sınırsız varlığımda neden hala düşüncelerimin ayrım olduğu yanılsamasındayım…

Cioran’ın dediği bir cümle ile baş başa bırakarak bitireceğim: 

“Keşfedilmemiş bir gezegen kadar yakınsın kendine.” 


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın
Video
Youtube and Vimeo Embeds
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı