Çocukluğuma gittim, dönücem!

Geçen gün güzel anlara yaptığım yolculuk biraz fazla sürdü sanırım. Marmara Adası’na gittim resmen. Hem de çocukluk halime…


Gündem yoğun… Gündem sıkıcı… Her gün depresyona girip çıkıyorum. Öyle günler oluyor ki, girdiğim o bataklıkta kalacağım sanıyorum. Sonra hayatımdaki güzel anlara, güzel yerlere gidiyorum zihnimde… O kısa yolculuk depresyon bataklığında dibe batıp tekrar çıkmama, nefes almama neden oluyor.

Geçen gün güzel anlara yaptığım yolculuk biraz fazla sürdü sanırım. Marmara Adası’na gittim resmen. Hem de çocukluk halime…

12, 13 yaşlarımdayken okul tatil olduğunda bir ya da iki haftalığına Marmara Adası’na tatile giderdik. O zamanlar adada sadece bir tane büyük sayılabilecek otel vardı. Onun dışında insanlar birkaç katlı evlerinin bir ya da iki katını kiraya verirlerdi. Bütün bir kat sizin. Hele manzaralı balkonu varsa dairenin, süperdi.

Plajların olduğu koylara genelde teknelerle gidilirdi. Yürüme yolu da vardı ama yokuşluydu ve güneş tepedeyken pek çekilmezdi. Tekneyle gitmeyi tercih ederdik. Ayazma plajını hatırlıyorum. Bana o zamanlar kocaman bir plaj gibi gelirdi ama eminim şimdi gitsem havuz kadar bir yermiş derim. Küçükken gittiğiniz her yer size devasa geliyor nedense… Ayazma’nın ortasında sularının şifalı olduğuna inanılan bir çeşme vardı. Sedef hastaları ve diğer rahatsızlıkları olanlar oradan aldıkları suyla yıkanırlardı. İçmenin de faydası olduğu söylenirdi. O yüzden o buz gibi sudan kana kana içtiğimi hatırlıyorum. Diğer plajlarını nedense pek hatırlamıyorum. Belki de en çok Ayazma’yı sevdiğimden. 

Kaldığımız evin yakınlarında bir fırın vardı. Kokusu bile hala burnumda oradan çıkan simitlerin. Sabah erken kalkıp simit almaya giderdim, kahvaltıya… O manzaralı balkonda yapardık kahvaltımızı… Adanın temiz havası eşliğinde…

Akşam üstleri balıkçı motorları sahile uğrar topladıkları karidesleri, balıkları satarlardı. Kilolarca karides alırdık, annemin yaptığı karides salatasını yemeyi çok severdim. O karideslerin ayıklanması için yardım etmek hoşuma giderdi. Tadı da dışarıda satılanlardan daha lezzetli gelirdi. Emek vardı ne de olsa işin içinde…

Yemekten sonra en güzel giysilerimizi giyip sahilde dolaşırdık. Pembe pamuk helvalardan alırdım mutlaka. Sonrasında sahildeki çay bahçelerinde otururduk kocaman ayçekirdeği paketleri eşliğinde… Çay bahçesinin özel koruk suyunu içmeyi severdim en çok. Hafif ekşimsi ama içtikçe içirten… Bir yıl Marmara Adası’na ikinci kez gitmiştik. Yaz sonunda. Yine koruk suyu istemişti babam da, çay bahçesindeki görevli “Abi, o koruklar üzüm oldu” diye gülmüştü.

Evlerde televizyon olsa da çay bahçesindeki nispeten daha büyük televizyonları izlerdi herkes. Martı Adası diye gerilim bir dizi vardı o yıllarda. Koca ada çıt çıkarmadan onu izlerdi. Çekirdek yemeyi bile bırakırdı herkes ses olmasın diye. Ve kimse de çekirdekleri yere atmazdı. Torbasında biriktirir, sonra çöpe atardı. O zamanlar sanki insanlar daha kibar, daha medeniydi. Ya da ben çocuk kalbimle hep iyiyi görme taraftarıydım, kim bilir…

Adada iki arkadaşım olmuştu. Birisi benden küçüktü. Yıllarca mektuplaştık sonra. Hatta o üniversiteye İstanbul’a geldiğinde okulunda ziyaret etmiştim. Mezun olup doktor olduğunda da görüşmeye devam ettik. Sonra sosyal medya icat oldu. Sosyal medya hesabı hack’lenip telefon numarasını da kaybedince iletişimimiz koptu. Ama o yıllarda mektuplaşmanın da tadı başkaydı. Heyecanla beklerdim mektupları, yılbaşı ve bayramlarda gelecek kartları. Koleksiyon bile yapmıştım onlardan. Bir de mektup üzerindeki pullardan… 

Bir başka arkadaşımla denizden midye çıkartmıştık. O kadar çok olmuştu ki midyeler, akşam midyeli pilav olarak çıkmıştı karşımıza… Onun da tadını hiçbir yerde bulamadım mesela…

Marmara Adası’ndan dönerken bindiğimiz vapurun motoru bozulmuştu bir sene… 5 saat sürmesi gereken yolculuk 10 saat sürmüştü. (Ya da bana öyle gelmişti) İçerinin havalandırması da bozulmuştu. Havasızlık, dalgalar yüzünden herkes yemyeşil bir suratla bitirmişti yolculuğu… Ama o yolculuk bile güzeldi.

İşte böyle anılara yolculuk yapıyorum içim sıkıldığında, depresyon beni yokladığında… Kendimi fiziken olmasa da ruhen gerçekten de orada buluyorum sanki. Oradaki tatlar damağımı yokluyor. Oradaki pamuk helvanın kokusu burnuma kadar geliyor. İşte bu anlar beni kurtarıyor.

Not: İnternetten Marmara Adası Ayazma plajı diye aradım ama çıkmadı. Belki çeşme kuruyunca adı değişmiştir, bilmiyorum. Ayazma plajı yazınca sadece Bozcaada’daki çıkıyor.

Loading...

Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı