DOLAR

32,2454$% 0.18

EURO

34,9796% 0.36

STERLİN

41,0655£% 0.45

GRAM ALTIN

2.426,12%0,69

ONS

2.344,99%0,70

BİST100

10.721,40%-0,66

İkindi Vakti a 17:02
İstanbul PARÇALI BULUTLU 20°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Ayıp bir Amsterdam yazısı

ad826x90
ad826x90
ad826x90

Aynı ülkede, aynı şehirde, aynı sokakta, aynı apartmanda yaşayan, aynı gelir düzeyine sahip iki komşudan birinin yeryüzünde cenneti, diğerinin ise cehennemi yaşıyor olma durumuna kültür farklılığı da diyebiliriz.

ad826x90

Türk işçi göçü 1960 yılı ortalarında başladı. Avrupa’ya Türklerin, özellikle birinci kuşağın uyum sorunuyla iligili birçok bilgi, haber yorum yapıldı, paylaşıldı. Sonrasındaki dönemde ikinci kuşak ve dahi üçüncü, dördüncü kuşak gençler için ‘Kayıp Kuşak’ ifadesi kullanıldı. 

Ben zaten burada bunu konuşmak istemiyorum. Çünkü benzer sorunları herkesin Türk olduğu yerlerde de iç göç nedeniyle yaşayabiliyoruz. Aslında bizler yıllarca ‘ırkçılık’ ifadesi arkasında tembel ruhlarımızı gizledik. Canımız yapmak istemediğinde de ırkçılığı gerekçe göstererek işin kolayına kaçtık.

Birinci kuşakta durum şöyleydi: Öncelikle, Avrupa’ya ilk geldiklerinde karşılaştıkları insanlarda, geldikleri yer insanının özelliklerini aradılar. Bulamayınca hayal kırıklığıyla birbirlerine daha çok yaklaştılar. İstedikleri ilişkiyi, tadı, neşeyi bulamadıkça dilden de uzaklaştılar. Aslında kendi dillerini de iyi konuşamıyor, çok dar kelime dağarcığıyla konuşabiliyor, anlaşabiliyorlardı. Türkçe çook zengin bir dil olmasına rağmen Almanca’da duydukları birçok şeyin Türkçe karşılığını bilmediklerini farkettiler. Dilde ve kültürde geri kalmanın oluşturduğu uyum sorununu, kültürel bir sorunu ‘ırkçılık, yabancılara karşı kötü muamele’ olarak algılamaya başladılar.

ad826x90

Bulunduğu yerle barışık yaşamayı beceremeyince yanında getirdiği ne varsa ‘kendilerine ait kültürleri’ sanarak sahip çıkmaya başladılar. Avrupa’nın savaş sonrası farklı kültürlere sağladığı rahat ortam da bu paranoyaları iyice besledi. Kendilerine ait dernekler, vakıflar ve dini alanlarda doğruluk değeri olmasa da istedikleri şekilde düşünüp istedikleri şeylere inanmaya başladılar.

ad826x90

Başta dil bilgisi, kültüre uyum gibi birçok konuda çok geri olmalarına, iletişim kuramamanın kendilerinden kaynaklanmasına rağmen, kendilerinin ‘ırkçılık kurbanı’ olduklarına inanmaya başladılar. Avrupa’da ırkçılığın olmadığını söyleyemem ama bizim bildiğimiz anlamda, karikatürize ettiğimiz veya kendi kültürümüze uyarladığımız, kaba saldırgan bir ırkçılık değil bu.

Aslında sosyal yaşamdan kendilerini geri çekip, içe kapanıp yaşamalarına rağmen yabancı oldukları için dışlandıklarına, ırkçılık mağduru olduklarına inanmaya başladılar. Çocuklarına ve torunlarına yaşadıkları birçok çıkmazı, ‘basit, anlamsız, boş’ örneklerle aktarıp onları yaşadıkları yerlerde ırkçılığın var olduğuna inandırmayı başardılar. Çocuklarına, yaşadıkları travmaları, psikolojik çıkmazları ‘kültür’ olarak aktardılar. Yeme alışkanlıklarını, davranış alışkanlıklarını en önemlisi de düşünme alışkanlıklarını kültür olarak aktardılar.

Şu anda Amsterdam başta olmak üzere birçok Avrupa şehrinde, ikinci, üçüncü, dördüncü kuşaktan Türkler parklarda mangal yakarak, sürekli pide ve kebap yiyerek yaşamakta. Hareketsizlikten çok kötü durumdaki bünyelerine rağmen spor yapan tığ gibi bir Amsterdamlı delikanlıyla alay edip, ‘para kazandığı halde yemeyi bilmemekle’ suçluyorlar. 

Avrupa’da eğitim görmek elbette kolay değil ama ‘eğitim görmek’ zaten hiçbir yerde kolay değil. Çocuklarına okumayı özendirmiyor, her kırık notu ırkçılık, ayrımcılık olarak algılıyorlar. ‘Urfa’da Oxford vardı da biz mi okumadık?!’ diyorlar ama Amsterdam’da, Amsterdam Üniversitesi olduğu halde okumuyorlar. 

ad826x90

Demem şu ki elbette zorluklarımız haddinden fazla, ama bir Avrupalıyla -kağıt üzerinde de olsa- aynı haklara sahibiz. Bunlar bizim için önemli mi? Aklımıza hiçbir vakit kullanmayı getirmediğimiz bu haklarımızı kaybetmemek için mücadele eder miyiz?

Değilse kuşaklar boyu tembelliğimizi ırkçılık iddiasıyla gizler miyiz?

Comments

comments

ad826x90
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Tüm Yorumlar (1)
  • Anıl Özselgin
    4 yıl önce
    0 0

    Yazdıklariniz sosyolojik calismalarla uyumlu degil. Okullarsa ayrimcilik var. Gocmen cocuklari her avrupa ulkesinde sistemin disina itiliyor. Size tonla makale gonderebilirim. Bunlarla insanlari yanlis bilgilendiriyorsunuz.

Sıradaki haber:

Fikrimizin ince gülüydü

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Araç çubuğuna atla