Bigudi

Can Kartoğlu'nun yazdığı öykünün illüstrasyonu Mine Yörük'e ait.


“Ne vakit açar bigudilerini? Kaçırırdık. Açmayacaksa saçlarını niye bigudilerdi? Düşlerinde kimbilir kimin kalbine… nasıl da dalgalanırdı Bigudi’nun saçları? Bilirdik, o kalpsiz bilmezdi Bigudi’nin saçlarından baharı yakalamayı…” 

Karşılıklı o kadar yakındır ki bizim sokakta evler… Perde de kapatmazlar. Oturduğunuz yerden karşı evin içini görürsünüz. Kimin kitaplığı var, kim bilgisayarının başından kalkmıyor, kim melankolik, kim öfkeli, kimin kedisi var, kim hangi kanalı seyrediyor, ne zaman yemeğe oturuyorlar, sokak çalgıcıları geçerken kim penceresini açar, kim asla destek olmaz; fotoğraf çekip içeri girer, tencere tavada en hararetli eylemci kimdir, ilk kim tavaya vurur, en son kim içeri girer, kim sabahlara kadar iş yetiştiriyor, misafir mi geldi, o da kim bilirsiniz. Bilirsiniz, dediğim… Yazarsınız… Komşuluk yapmadığınız komşunuzun hayatını hayallerinizden doğurursunuz… Kızımla karşı sıradaki bitişik nizam apartmanlarda göz göze geldiğimiz ama gelir gelmez de üslubunca gözümüzü kaçırdığımız komşularımıza itiraf etmeliyim ki isim takmaktan hep keyif aldık. Ben bugün Bigudi’yi anlatacağım size. 

Bigudiler, bizimle aynı yıl aynı ay taşındılar karşımızdaki evin en üst katına. Demek ki 30 yıla yakındır karşı karşıyayız. O bahar bir heyecan boyalar badanalar yapıldı. Salonu turuncu boyadılar. Bayıldım ben hayat fışkıran turuncuya. Önce eşyalar geldi. Sonra üç kadın, bir erkek, bir bebek… Kadınlardan biri bebeğin annesi. Biri teyzesi. Biri anneannesi. Erkek de bebeğin babası. Baba çalışıyor. Kadınlar hep evde. Düşünüyorum da anneanne bile gençmiş demek taşındıklarında. Bazen iki kız kardeş, bazen anne de gelir, birlikte daracık balkonlarına çıkarlar… yaz da olsa kış da olsa demir parmaklıklara dayanıp sokağı seyrederler… Ya da gideni uğurlarlar… Birazcık tombik, hiç evlenmemiş teyzenin saçları hep bigudili… Sabah kalkıyor bigudili… Akşam yatacak bigudili… Şayet açıksa saçları biliyoruz ki on dakika içinde misafir gelecek. Ola ki misafir yatıya kaldı. Saçlar yine bigudilenmiş… Kızım ne zaman ondan bahsedecek olsa Bigudi diye lafa başlar, ben de hiç yadırgamaz, Bigudi de kim, demezdim… bilirdim Bigudi kim… Misafir bir gece daha mı yatıya kalıyor? Bigudi’nin saçları yine geceden bigudili… Ne vakit açar bigudilerini? Kaçırırdık. Açmayacaksa saçlarını niye bigudilerdi? Düşlerinde kimbilir kimin kalbine… nasıl da dalgalanırdı Bigudi’nun saçları? Bilirdik, o kalpsiz bilmezdi Bigudi’nin saçlarından baharı yakalamayı… 

Kızımla yaşıttı bebekleri. Biz kızıma bakacak bir insan bulamazken karşıda üç kadın el bebek gül bebek büyütürdü bir bebeği. Baba işten eve, evden işe derken bir yıl oldu olmadı, gitti. O gün, sanki bizim evin içindelermişcesine en yükseğinden koptu fırtına. Biz onlardan daha çok üzüldük baba gitti diye. “Gözüm görmesin seni” diye bağıran anneanneydi. Karısıydı “Yazıklar olsun sana!” diyen. Bigudi’ydi bebeği alıp arka odaya götüren… 

İki yıl sonra baba eve boyacıyla geldi. Gelmesiyle gitmesi bir oldu babanın. Boyacı evde kaldı, baba gitti. Ev mis gibi boya badana oldu. Bu defa fıstık yeşili yaptılar salonun duvarını. Dedim içimden, güle güle kirletin. Aa o da ne? Baba yine geldi. Meğer boyayı badanayı kontrol etmeye gelmiş. Para verdi ya… Hmm! Güzel olmuş, dedi. Bigudi, kahve yaptı eniştesine. Baba gelmişken oğlunu kucağına aldı. Oğlan yadırgadı babayı, koparttı kıyameti. Olacağı buydu, dedik… bunca zamandır arayıp sormaz, gelip görmezsen… Baba gitti. Gidiş o gidiş… O gün bugündür göstermedi gülcemalini… Babanın boya badana yaptırmasına kalacak kadınlar mıydı onlar? Kendileri yaptırdılar ne yapacaklarsa… Allahtan ev kirası vermiyorlar… Anneannenin ve kızların rahmetli babalarından aldıkları tekaüt maaşı nelerine yetmiyordu? Hem de en üst kademeden… Nur içinde yatsındı babacık. Yıllar yılları kovaladı… Oğlan bu üç kadınla boy attı… Bigudi hep bigudiledi saçlarını… Bağırış çağırış kavgalar ettiler, küstüler, barıştılar… ama ertesi gün hep dayadılar dirseklerini daracık balkonlarının demirine… sabahlıklarıyla, bigudileriyle sokağı seyrettiler, Bigudi her seferinde o kalpsizin yokuştan aşağıya kendine doğru koştuğunu gördü… oğlanı yolcu ettiler, gökkuşağı çıkmışsa fotoğrafını çektiler, risk almadan evden çıkmadan yapılan eylemlere pek hevesli olan sokağımızla ilk bir dakika ışık açıp kapamada eylem birliği yaptılar… sonra tencere tavalarda hep daracık balkona dizildiler, Bigudi’nin başında hep bigudi… elinde hep tencere tava…

Gülerek… Bigudiler bile tatile gitti, bi’ biz kaldık, dediğimiz bir iki yaz da yaşadık. Yalan yok, tatile biz gidiyormuşuz gibi sevindik onlar nerdeyse hiç çıkmadıkları evlerinden valizle çıkarlarken… Oğlan iyice büyüdü, boylu poslu, çok yakışıklı bir delikanlı oldu… Bir gün nefis bir kız arkadaş getirdi eve… Annesi, anneannesi ve Bigudi’yle tanıştırdı kızı. Ardından o da ayrıldı evden… Nereye gittiyse artık eve uğramaz oldu… Anne, anneanne, Bigudi, oğlanı hep özledi ve anneanne “N’olacak, hayırsız babasına çekmiş!” dedi daracık balkona arkası dönük berjer koltuğunda otururken… 

Bigudi bir vakit hiç balkona çıkmaz oldu. Bizi bir telaş aldı. Hasta mıydı Bigudi? Kızımla konuştuk durduk, ne yapsak? Kızım gidip soralım, dedi. Tanımıyoruz, tanışmıyoruz, nasıl kapılarını gidip çalalım? Bizden daha iyi kimse tanımıyordur onları, dedi kızım. Bayram da geliyor. Hadi gidelim, bugün bayram diyelim, çalalım işte bu bahaneyle kapılarını… Hatta ad taktığımız bütün komşularımızın kapılarını çalalım, biz karşı yaka komşunuzuz, diyelim… Gülüyoruz… Keşke yapabilsek… derken Bigudi daracık balkona bi’ nefeslik çıktı. Saçları yok Bigudi’nin. Yüreğimde derinden incecik bir sızı. Cız! Cız ediyor yüreğim. Göz göze geldik ve hemen içeri girdi Bigudi. Allak bullak oldum. Kızım sordu: N’oldu? Bigudi… diyorum… Devamını getiremiyorum. Başlıyorum ağlamaya… Bigudi kanser olmuş… Kemoterapide dökülmüş saçları… Rahat rahat balkona çıksın diye, o gün hayatımızda ilk defa storlarımızı aşağıya indiriyoruz. Bigudi iyileşsin, diyoruz… saçları çıksın yeniden, hep bigudilesin saçlarını…

Aylar geçiyor… yıl geçiyor… İyileşiyor Bigudi. Dünyalar bizim. Bigudi’nin sevinci bizim sevincimiz… Daha da gür çıkıyor saçları Bigudi’nin. Bigudisiz de ne güzelsin Bigudi! Ama bi’ lokma uzadı mı hemen bigudiliyor saçlarını Bigudi. Kim demiş bigudiyle rahat edilmez diye… O da rahat ediyor, onu bigudili gördükçe biz de… 

Martta salgın başladığında sırra kadem basıyor Bigudiler. Evde ışık yok, balkona çıkan yok, perdeler hep kapalı. Olsalar pencerelerimizden göz göze geldiğimizde kaçırmayacağız gözlerimizi ve güç vereceğiz birbirimize. Ama yoklar. Nereye gittiler? Ne vakit gittiler? Mart, nisan ve mayısı Bigudilersiz yaşıyoruz… başlarına bir şey gelmiş olmasın, diye de içimiz içimizi yiyor. Özlüyoruz da bir yandan… Ne vakit kısıtlamalar gevşetiliyor ve seyahat serbestisi duyuruluyor… işte o günden bir gün sonra, mayısın son günü olsa gerek… yanıyor ışıkları Bigudilerin. Derin bir nefes alıyoruz. Oh be, şükürler olsun, Bigudiler döndüler! Anneanne, Abla, Bigudi… hepsi çok sağlıklılar! Yaşasın çığlıkları fırlatıyoruz ana kız. Ne vakit nereye gittiler de o kadar kaldılar… Salgın koşullarında da nasıl dönsünler? Orda kaldılar zar… Bigudi’nin bigudileri yanında mıydı acaba? İnternetten sipariş vermiştir olmadı…

Sonra Bigudi yine balkona çıkmaz oldu… Sonra bir gün ev doldu taştı… Hepsi bildik akrabalar… Oğlan da gelmez mi? Bir tek Bigudi yok ortada… Daracık balkona dizildiler… Oğlan bir koluyla annesine, bir koluyla anneannesine sarıldı. Bigudisiz dayadılar dirseklerini balkonun demirlerine… Hüzünlü hüzünlü uzaklara dalmak isterlerken karşıda bize çarptı bakışları… Anneanneyle abla çok ağladı. Annenin feryadı ortalığı inletti kalkmadığı koltuğundan… Yoksa, dedim… Yok, olamaz… Sonra oğul dahil bütün gelenleri balkondan uğurladı anneanneyle abla… Oğlum, dedim acelen ne, kalsaydın ya bu gece! Gidenler aşağıdan yukarıya kaldırıp başlarını, el salladılar anneanneyle ablaya… Gözyaşları çoktan kurudu onların aşağıya inene kadar… Hepsi gitti… Evli evine köylü köyüne… Ah o an yok mu? Zaten canın gitmiş; en sevdiğin gitmiş… ziyaretçiler de bir bir ayrılmış, nasıl gireceksin içeriye, o sessizliğe, o yokluğa? Giremediler de… Birbirlerine sarıldılar… Sarmaşık oldular… Kızımla uzattık kollarımızı, biz de sarıldık ana kız, ana kıza… Onlar daracık balkonda, biz karşı pencerede… başladık hüngür hüngür ağlamaya. Daha bigudilerini çözmeden… O kalpsize bi’ çift laf etmeden… Daha biz kapınızı çalamadan böyle gitmek var mıydı Bigudi?

Teşvikiye, 20 Şubat 2021

Loading...

Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı