Metin Üstündağ ile karşılaşmalarımız

Benim Fırt’ta iki, Gırgır’da bir esprim kapak olmuş. Bu beni görür görmez, “Vaay, kapak kızı naber lan?” diye seslendi.


55
10 Paylaşım, 55 Beğeni

Herkese selamlar… Hakan Çelik’in nefis anı yazıları aklıma geldikçe, onun kadar güzel yazmayı becerebilir miyim diye endişe ettiğimden yazmaktan caydığım çok oldu. Ama yine de bir deneyeyim dedim. Niye denemeyeyim efendim? 

Bakınız bunu yazarken Metin Üstündağ’ın bana bir sitemi aklıma geldi. İstiklal caddesinin oralarda karşılaşmıştık, yıl 1990 olmalı… Bana “Oğlum elinizin altında bir sürü dergi var, (Avni’yi, Fırfır’ı ve Dıgıl’ı kastediyor) niye bir şeyler yapmıyorsun? Ben hık, mık diye bir şeyler geveledim. Sonra benim hık mıklarımı kaale almadan devam etti “Yoksa mezara mı götürcen?” Yani, mezara götürmeyeyim diye bir kenardan başlayıp, bu anıları yazayım dedim. 

Durunuz, anı burada bitmiyor, Metin ile İstiklal caddesinde kalabalık içinde yürüyoruz, dikkatini dağıtayım, konuyu değiştireyim diye elimdeki alışveriş poşetlerini ileri geri salladım. “Ne aldın?” diye sordu, “İşte yorgan kılıfı, nevresim falan.” dedim. ”Hııı, eve kız mı atçan lan?” diye yüksek sesle sordu. Önümüzde yürüyen kızlar da duymuş olacaklar ki birbirlerine bakıp gülüştüler. Ben de güldüm.

Eh, Metin ile başlamışken onunla karşılaşma anılarıma devam edeyim. Bu defa Gırgır’da çalışmaya başlayışımdan bir ay sonra falan Gülhane parkının oralarda, adli tıp binasının köşesinde karşılaştık. Benim Fırt’ta iki, Gırgır’da bir esprim kapak olmuş. Bu beni görür görmez, “Vaay, kapak kızı naber lan?” diye seslendi. Mahçup olup, çevreden duyan olmuş mudur diye yan gözle etrafı kestim, kimsenin umurunda olmadığını görünce arsızlığa vurup, “Daha bu bir şey değil” dedim. Fakat devamı öyle olmadı. Yani kendi kendime nazar değdirmiş oldum.

Yine bir gün (anılar hep böyle yazılır ya), Metin ile Tophane’nin oralarda akşam üzeri karşılaşmıştık. Mevsim kış, Metin’in üzerinde uzunca bir palto var, elleri o paltonun cebinde. Konuşa konuşa Fındıklı tarafına doğru yürüyoruz. Birden önümüze hırpani kılıklı, gençten biri atladı. Yani tinerci bir çocuk işte… Ürktük tabii. “Aaabi açım aabi, bi yardım edin.” diye el açtı. Metin, “Ha, ne?” diye sordu. Genç, “Açım abi bi ekmek parası.” Metin paltosunun cebindeki elini çıkarıp gence doğru kocaman bir portakal uzattı, Genç ”Bu ne abi?” dedi. “Portakal, açım demedin mi, yersin işte.” Genç kocaman portakalı almadı, “Naapçam bunu ya?” dedi. Metin portakalı tekrar cebine koydu. Ben o sırada, o portakalın Metin’in eli ile birlikte paltonun cebine nasıl sığmış olabileceğini düşündüm. Mudanya’da çok zengin birinin, paralarını koymak için dizlerine kadar uzanan cepleri olduğunu duymuştum. “Yoksa, yoksa” diye fesatça şeyler düşünmeyi bırakıp, “Tabii herkesin eli benimkiler gibi değil herhalde” diyerek düşüncelerimi neticelendirdim. Sevgili Metin Üstündağ ile karşılaşma anılarım şimdilik bu kadar. Yenilerini hatırlarsam, ya da yazmaya devam edersem yine yazarım. 

Şimdi rahmetli Zafer Kalkın ile ilk karşılaşmamızı anlatayım. Zafer Kalkın sonradan iyi bir çizgi filmci ve iyi bir çizer oldu. Zafer ile ilk olarak MSÜ’nün bahçesinde karşılaştık. Şöyle oldu; bahçede kaldırım üzerinde yan yana oturuyorduk. Ben dümenden, elimdeki kutu içinden çıkardığım karikatürlerime bakıyordum. Hesapta hava atacağım, o da yandan karikatürlerime bakıyor. “Siz mi çizdiniz onları?” dedi. “Bir zamanlar ben de çiziyordum.” diye ilave etti. “Hiç yayınlandı mı?” diye sordum, “Evet yayınlandı.” dedi. İsmini sordum. İsmini söyleyince, hatırladığım bir karikatürünü tarif ettim. ”Hani futbol sahasında hakem kocaman düdüğü sürüklüyordu. Ne güzel çizgiydi o” dedim. Çok şaşırdı. Artık çizmeyi bıraktığını, askerliği yaptığını, demiryollarında çalıştığını, içinde ukte kaldığından MSÜ’nün sınavlarına girmek için okula ön kayıt yaptırmaya geldiğini söyledi. 

Birkaç gün sora yine karşılaştık. Bu defa eski (henüz yanmamış olan) Galata Köprüsü’nün altındaki birahanelerden birinde… Ben buna, “Oğuz Aral’a seni söyledim, nerede o, bul getir onu dedi” diye yalan söyledim. Sevindi, ”Hadi ya” falan dedi. Sonra ertesi hafta dergiye geldi ve dergide işleri yayınlanmaya başladı. Bir süre beraber aynı evde kaldık. Ben arada Orhan Büyükdoğan ustanın Kızıltoprak’taki çizgi film stüdyosuna gidip geliyordum. Bir gün Zafer, “Ben de gelebilir miyim?” dedi. Gittik, Zafer orada çalışmaya başladı.

Aramızdaki konuşmalardan hatırladığım; çocukken çamurdan heykeller yaparmış. Oğuz Aral onun çizgilerini ilk gördüğünde, “Senin çizgin çizgi film çizgisine varacak” demiş. Öyle de oldu, Zafer Kalkın çizgi film piyasasında ismi çok iyi bilinen biri olmuştu. En son 2009’da görüşmüştük. 2012’de aramızdan ayrıldı. Zafer ile çok anımız var ama ölüm insanın elini kolunu bağladığı gibi dilini de bağlıyor.


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

55
10 Paylaşım, 55 Beğeni

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı