DOLAR

32,6012$% 0.29

EURO

35,0566% 0.19

STERLİN

41,5515£% 0.36

GRAM ALTIN

2.447,53%0,63

ONS

2.333,86%0,28

BİST100

10.632,27%1,54

Öğle Vakti a 13:11
İstanbul AÇIK 28°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

LANGUAGE POOL

ad826x90
ad826x90
ad826x90

Öğleye doğru limandaki yorgun balıkçılar dinlenmek üzere birer birer teknelerine doğru yol alırken, balık artıklarının üzerindeki yakut rengi sineklerden bir tanesi havalanıp, bir süre kendi etrafında döndükten sonra kayalıkların dibinde olgunlaşıp dökülmeye yüz tutmuş dikenli Frenk yemişinin yaprağına, ardından ise izbe deponun küçük penceresinden içeri girip, kollarını ve bacaklarını sıkı sıkıya bağladığım Günay’ın burnuna kondu. Yediği dayaktan sanırım, kendinden geçmiş Günay, burnuna konan sineğin verdiği ürpertiyle kafasını birden sağa sola döndürünce sinek de haliyle tekrar havalanıp, deponun içerisinde birkaç tur attıktan sonra gelip, bu sefer yine kolları bacakları bağlı Uğur’un elmacık kemiğinin üzerine kondu. Uğur, Günay’a göre bir tık daha dayanıklıydı. İkisinin de benzer yerlerine, benzer aletlerle vurulmasına rağmen Günay hemen yalvar yakar olmaya başlamış, çok geçmeden de bayılıp kalmıştı. Uğur ise yediği her darbeden sonra biraz daha hırslanıp, şimdi buraya yazmanın bile utanç verici olduğu o pis kelimeleri ardı ardına sıralayarak yediği dayağın şiddetini kendi kendine arttırmış olmasına rağmen bir türlü bayılma lüksüne erememişti.

ad826x90

Sinek yeşile boyanmış yumuşak götünü Uğur’un elmacık kemiği üzerindeki kan lekesine bularken, dikkatlice bir sineğe bir de Uğur’un gözlerine baktım. Bu kadar karmaşık bir canlı olan biz insanlarla, böylesi sıradan bir yaratığın, aynı hayatı paylaşıp buna rağmen aynı saçmalıklarla ömrümüzü tüketmemiz, beni şaşkınlık duygusunun en derinlerine itmeye yetebiliyordu. Sinek dediğimiz bu sıradan canlı, açık havada denizden yeni çıkmış taptaze balık artıklarıyla beslenip, kendisi için gerekli mineralleri ve vitaminleri fazlasıyla alabilecekken, bir takım ufak tesadüfler eseri bu yarı karanlık ve rutubet kokulu depoya girmiş ve savunmasız iki adamın suratlarından medet ummuştu. Fakat ben, adalet denilen kavramın yalnızca insanlar için değil, bütün canlılar arasında eşit derecede geçerli olduğuna inandığım için, kendini savunmaktan aciz bu biricik dostlarımı haksız yere rahatsız eden bu psikopat ruhlu sineği cezalandırmaktan onur duyacaktım. Az önce okuduğum mizah dergisinin sayfalarını iki elimle sıkı bir rulo haline getirip küçük adımlarla Uğur’un yanına geldim. Vicdanın zerre kırıntısına rastlayamadığım bu lanet sineğe son bir kere daha baktım. Elimdeki ruloyu yavaşça yukarı kaldırıp “tak” diye sineğe yapıştırdım.  

“Ne vuruyosun lan piç” dedi Uğur. Verdiği bu aşırı tepkiye karşılık bir an için sinirlenmiş olsam bile, sakinleşmek adına uyguladığım derin nefes alıp bir süre tutma egzersizlerim sayesinde bu sinirimi kolayca yenebilmiş ve Uğur’a gerçek adaletin yerini bulmasının maalesef her zaman naif bir tutum içerisinde gerçekleşemediğini uygun olacak en anlaşılır bir dil ile anlatma çabasına girişmiştim. Ardından dil’in, dil kullanımının insanlığımızın gelişimi, barış ve huzur içerisinde yaşamamız için ne kadar önemli olduğu konusunda ne derece büyük bir öneme sahip olduğunu bir kere daha yineledim bu sevgili iki dostuma. 

“İnsanlık, tarih öncesi çağlardan bu yana kah kendi varoluşunun ispatı uğruna kah toplum denilen kavram içerinde yeterli iletişimi sağlayabilmek adına hayatının her anında çeşitli dillere başvurmuştur. Bunu kimi zaman çıkardıkları anlamsız ses öbekleriyle, kimi zaman ise mağara duvarlarına nakş ettikleri çizimlerle gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Her ne kadar insanlık tarihi yaşanılan büyük buhranların, devrimlerin, savaşların ardından bugün, yani uzay çağı dediğimiz bu çağda derdini anlatmak için tekrar emoji denilen resimli anlatım biçemlerine doğru yönelse de bu, bizim yaşadığımız şimdiki zamanın kabul görmüş geçerli bir iletişim mekanizması değildir. Ha! Belki bundan bir elli yıl sonra çocuklarımızın ve torunlarımızın dertlerini anlatmaları için kelimelere ihtiyacı kalmayabilir. Bu tamamen onların sorunu. Bizi zerre ilgilendirmez. Bir diğer önemli konu da yazı; bildiğiniz üzere yazı belli bir yapısal düzeyde, dile dair görsel işaretlerin kullanıldığı bir tür iletişim aracıdır. Bu tanıma göre yazı, düşüncelerin değil dilin bir temsilidir. Ve tarihsel gelişim açısından bakacak olursanız da, yaşanılan büyük olayların not edilmesi ve günümüz kuşaklarına aktarılabilmesi için yapılmış en önemli icattır. Oysa ki günümüzde insanoğlu, gelişen teknoloji ile birlikte kendisi için icat edilen bu müthiş buluşu doğru kullanmasını bir türlü beceremedi. Tarihler boyunca yapılan en kanlı savaşlarda bile yazı, iyi veya kötü bir fikrin doğruluğunu sadece anlatmak için kullanılan bir propaganda aracı iken, günümüzde elimizdeki son teknoloji aygıtlar aracılığı ile bu harikülade icadı, birbirimize fikrimizi zorla kabul ettirmek için kullandığımız bir işkence aletine dönüştürdük. Ve şimdi bu aletle, olabildiğince sahte bir kumaştan yapılmış hoşgörü çadırının altında, birbirimizin etlerini yolmaya devam ediyoruz”

ad826x90

“Lan sen ruh hastası mısın? Bize bunları niye anlatıyosun. Çöz bizi yoksa fena olur” dedi Günay. Sinek, Günay’ı kendine getirmişti.

ad826x90

“Bak istediğin paraysa eğer söyle. Kaç para istiyorsan anında veririm. Ve bundan kimseye de söz etmem. Hadi çöz bizi gidelim. Bak bir dünya işimiz gücümüz var”

“Lütfen ama! Siz beni çok yanlış anlıyorsunuz. Sergilediğiniz bu tutum hiç doğru değil. Sanki size eziyet ediyormuşum gibi davranmayın. Maksadım tamamıyla sizin, bu zaman koşullarına bağlı isteğinizi en yalın haliyle yerine getirmek”

“Ne söylemeye çalıştığını anlamıyorum”

“Söylemeye çalıştığım şey şu pek sevgili ve saygıdeğer Uğur bey, henüz geçen ay bir sosyal medya platformu üzerinden tanıştığınız ve şuan bu izbe depo içerisinde aynı masada kollarınız ve ayaklarınız bağlı, karşılıklı oturduğunuz yine pek sevgili ve saygı değer Günay beyle, savunduğunuz fikirler üzerinden sıkı bir tartışmaya girmiştiniz. Hatırladınız mı?”

ad826x90

“Evet hatırladım”

“Hatırlamanıza sevindim. Peki siz hatırladınız mı Günay bey”

“Evet. Ben de hatırladım”

“Gayet güzel. Bu tartışmanızı, ilk etapta masum bir fikir savunması olarak başlamışken, bu savunduğunuz fikirler üzerinde yıllardır hiçbir şey üretmiş olmamanız, fikrinizi sunmak yerine birbirinize kabul ettirmek gibi saçma bir düşünceyle ve üstelik bu saçmalığınızı kendi cümlelerinizi kullanmak yerine başkalarının yıllardır kullandığı kalıplaşmış argümanları kullanmakla pekiştirip, sonunda  en fazla beş-on cümleden sonra haliyle elinizdekiler tükenince günümüzdeki her modern insanın yaptığı gibi birbirinizi ölümle tehdit ederek sonlandırdınız. Haksız mıyım?

“Haklısın.”

ad826x90

“Haklıyım Gülhan bey.”

“İsmim Günay.”

“Çok özür dilerim. Günay Bey… Ve işte size savunduğunuz fikirler uğruna birbirinizi öldürmek için büyük bir fırsat sunuyorum. Üstelik bunu, tam da sizin istediğiniz metodla yapabilmenizi sağlayacağım. Kafanızı hafifçe yukarıya kaldırdığınız zaman, hemen başınızın üstünde namlusu size dönük silahları göreceksiniz. Her birinin ağzında yalnızca tek bir kurşun var ve başınızın üzerindeki bu silahların tetiği önünüzdeki bilgisayarın klavyesine bağlı. Sizden isteğim, büyük bir emek harcayarak yaptırdığım kapalı devre bir sosyal medya platformu olan ve adına “LANGUAGE POOL” dediğim bu ortamda yazışarak birbirinize fikrinizi kabul ettirmeniz. Kural basit; fikrini kabul ettiren hayatta kalır, diğeri ölür. Tabii şimdi diyeceksiniz ki o zaman kimse birbirinin fikrini kabul etmez. Merak etmeyin. Sizin için bunun da bir çaresini düşündüm. Az önce anlattığım tetik mekanizması burada devreye girecek işte. Sizin için sürpriz bir kelime hazırladım. Bu bir nevi şifre. Tek kelime ya da iki kelimelik bir söz öbeği olabilir. “Özür Dilemek” gibi… Ama tabi ki bu kadar basit değil. Bu şifrelenmiş kelimeyi, yazılı tartışma içerisinde ilk kullanan kişi mekanizmayı harekete geçirecek ve karşısındakinin kafasına doğrultulmuş silahı ateşleyecek. Evet hepsi bu kadar. Buraya kadar lafımı bölmeden beni dinlediğiniz için teşekkür ederim. Şimdi sizin sözlerinizi almak isterim. Nasıl beğendiniz mi?”

“Sen gerçek bir şizofrensin. Hemen çöz beni yoksa hayatını s.kerim senin”

“Uğur bey, gerçekten bu tavırlar sizin bu efendi kişiliğinize hiç yakışmıyor. Bu öfkenizi biraz sonra karşınızdaki kişiye göstermenizi tavsiye ederim. Siz ne dersiniz Günay bey?”

“Ben açıkcası ne söylemeye çalıştığını çok iyi anladım. Bu, bizim için gerçekten büyük bir ders oldu. Bundan sonra bu konularda daha özverili davranacağımızdan emin olabilirsin. Ama artık çöz bizi”

“Ben sizi çoktan çözdüm Günay bey. (Offf bayılıyorum kelime esprilerine) Ama size ders vermeye kalktığımı da nereden çıkardınız? Benim niyetim daha önce de söylediğim gibi, istediğinizi size vermektir. Üstelik bunun için yaptığım fedakarlığa da saygı duymanızı isterim. Böyle bir düzenek kurmak, benim gibi kıt kanaat geçinen bir adam için biraz fazla masraflı. Ha bu arada masraf demişken, az kalsın unutuyordum. Elbette her yarışmada olduğu gibi burada da belli bir süreniz var. Ben başla dedikten sonra tam yarım saat… Şayet yarım saat içerisinde ikinizden biri, bir diğerinin fikrini kabullenmez ya da biriniz doğru kelimeyi yazıp tetiği ateşlemezse, bu depo olduğu gibi havaya uçacaktır. Sakın bunu sizin beni kandırmaya çalışma ihtimalinizi düşünerek yaptığımı zannetmeyin. Ben size güveniyorum. Bu sadece heyecanın dozunu biraz daha arttırmak için. Gördüğünüz gibi, her şey sadece sizi düşünerek, sizin isteğinizi yerine getirmek için bizzat tarafımca tasarlanmıştır. Başlayabilirsiniz…”

Depodan çıkıp limana doğru yürürken, arkamdan gelen bağrışmalar, küfürler yerini klavye tuşlarının aksak ve hızlı ritmlerine bırakmıştı. Teknelerin bağlı olduğu kısma gelip oturdum, ayaklarımı denize sallandırıp cebimden çıkardığım sigarayı yaktım. Hemen yanımda balık artıklarının üzerinde vızıldayıp kavga eden yeşil götlü sinekleri seyrettim. Kısa bir süre sonra duyulan tek el silah sesi, sineklerin bu anlamsız kavgasını bitirmişti. Ve biz, doğru kelimenin ne olduğuyla birlikte, gerçekten kimin haklı olduğunu da hiçbir zaman öğrenemeyecektik.

Comments

comments

ad826x90
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

Bu ne biçim hikaye böyle…

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Araç çubuğuna atla