Peynirli pide

Sıkış tepiş bir yer bu mezar dedikleri. Bacaklarımı biraz dizlerimden bükmeye çalıştılar gömerken. Kürek kürek toprak attılar üstüme. Ağzım, yüzüm kum oldu hep.


Öldüm ben. Dün öldüm. Güneşli bir pazar sabahı henüz kimse uyanmamışken tık diye duruverdi kalbim. Ne olduğunu bile anlamadım. Televizyonda dün oynan maçın özetini beklerken ölüvermişim. Oysa ki o gün için yapmam gereken bir sürü iş vardı. Dergiye yazımı yazacaktım, Youtube için çektiğimiz programın montajını yapacaktım, balkon leş gibiydi balkonu yıkayacaktım. Koltuğun vidaları gevşemiş “onları bi sıkıver” dediydi karım. “Hay sikiyim!” diyivermişim son nefesimi vermeden hemen önce. Ulan bunca işin gücün arasında… Ama vadesi dolunca ne yapsın insan?

Her yerimi yıkadı imam. Ayaklarımı, ellerimi, tırnak diplerimi, g.tümün deliğinden, burnumun içine kadar her yerimi ovaladı iyice. Ruhum, utancımdan önce terk etmiş vücudumu. Kendi pisliğimden utandım resmen. O an bana deseler ki sana yarım saat daha süre. Yarım saat içinde ne yapacaksan yap sonra tekrar öleceksin deseler bana, gidip hemen tırnaklarımı keser, g.tümü iyice bi yıkardım. İnsan dünyada tamamlayamadığı işleri tamamlamak üzere hayalet olarak dönermiş. G.tümü yıkamak için dönmek, 1990 yapımı o meşhur “Ghost” filmini izlemiş bir ben için oldukça onur kırıcı olacaktır keza.

Yaklaşık elli kişi var cenazemde. İyi rakam. Gerçi sosyal medyada bin iki yüz takipçisi olan biri için biraz can sıkıcı ama olsun. Zaten yaşıyorken de yaptığım paylaşımlar ortalama elli beğeni ancak alıyordu. Her insanın, hayatına alabileceği belli bir sayıda insan kontenjanı vardır. Her insan başka bir insanın otobüsüdür. Kimini muavin koltuğuna oturtursun, kimini en öne cam kenarına, kimini en arkaya koridora… Benim ki elliymiş demek ki. Ölüsüyle dirisiyle elli kişilik bir insanmışım ben. Yaklaşık elli kişinin otobüsüymüşüm. Eminim onların da en az on tanesi ayakta gidiyordur. Biraz sonra ineceklerdir mesela… 

Yazıyordum yaşarken. Şiir yazıyordum. Mizah yazıyordum. Anlaşılmamak gibi dertlerim olmadı hiç. Zaten anlaşılması güç şeyler de değildi ürettiklerim. Ortalama zekası olan herkesin ne anlatmaya çalıştığımı, yazdığım bir şeyin ilk cümlesini okur okumaz anlayabileceği bir yazardım. Ama yine de, illa öldükten sonra anlaşılacaksam gömüldükten yıllar sonra anlaşılayım isterdim. Daha cenaze namazım kılınırken değil. Eminim böylesi daha fena olurdu. Ölmeden beş dakika önce anlattığım bir şeyin anlaşılmayıp, cenaze namazımda son selamı verirken anlaşılmak…

Gömüldüm az önce. Benden yıllar yıllar önce ölmüş tanımadığım bir adamın dibine gömdüler beni. Sıkış tepiş bir yer bu mezar dedikleri. Bacaklarımı biraz dizlerimden bükmeye çalıştılar gömerken. Kürek kürek toprak attılar üstüme. Ağzım, yüzüm kum oldu hep. Dandik bir hoparlörden sağlam dualar okuttular, kendileri bir şeyler mırıldandılar. Üzerime biraz su ekleyip ayrıldılar başımdan. Pide yaptırmış karım. Yaklaşık elli kişi beni bırakıp pide kuyruğuna sıraya geçtiler. 

“Şu peynirliden de alın lütfen!” diyor karım.
“Keşke peynirli yaptırmasaydık. Atılacak yazık olacak” diyor kardeşim.
“Kız ne bileyim ben. Yenir diye yaptırdım ama herkes kuşbaşı-kaşarlıya saldırıyor baksana…” “Peynirliden de alır mısınız ama lütfen!” diye ikaz ediyor insanları kardeşim. Sesi daha bir emrivaki, biraz sert bir tonla…
“Yenge Allah cennette kavuştursun” diyor tanımadığım bir ses.
“Amin amin” diye geçiştiriyor karım adamı.
“Şu peynirliden de alsanız ya” diyor aynı adama,
“Allah razı olsun yenge. Sağ olasın doyduk” diyor adam.
“Aaa olur mu hiç? Hiç bi şey yemediniz. Vallahi şimdi Memo burada olsa o da çok üzülürdü aç kaldınız diye…” diyor kardeşim.
“Eh iyi madem” diyor adam gevrekçe gülerek,
“Memomuzun hatrına bir kuşbaşılı daha alayım madem.” diyor

Birbirlerine bakıyorlar karım ve kardeşim. 

“Kuşbaşılı kalmadı diyor” karım. “Peynirli verelim?”
“Sağ olasın yenge” diyor adam.  “Düz peynire alerjim var” 

Gece bitmek üzere… Sabaha ramak kalmış. Ilık bir rüzgar esiyor güneyden. Turunç çiçeklerinin kokularıyla giriyorum evime. Duvarlardan geçip geliyorum koltukta uyuyup kalmış karımın yanına. Yaklaşıp öpüyorum onu yanağından, dudaklarından. Uyanır gibi oluyor. Bir an panikle koşup masanın altına saklanıyorum. Hayalet olduğum geliyor sonra aklıma. Kendi mallığıma gülüp çıkıyorum tekrar masanın altından. Usulca kucaklıyorum onu. Aşağı yatak odamıza indirip üstünü örtüyorum bir güzel. Yukarı çıkıp alet kutusundan alyan takımını alıyorum yavaşça, ses çıkarmamaya gayret ederek. Bir güzel sıkıyorum koltuğun vidalarını. İşimi bitirdikten kısa bir süre sonra gün ışığı yükselmeye başlıyor Toros dağlarının ardından.  Masanın üstünde dünden kalan pide poşeti çarpıyor gözüme. Poşeti de alıp hızla yükseliyorum gökyüzüne.

[zombify_post]


0 Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir