İçimdeki cinayet (İkinci Bölüm)

Alpay Aslanoğlu'nun kaleminden gizemli ve nefes kesen bir cinayet öyküsü. "İçimdeki Cinayet", ikinci bölümüyle karşınızda...


Havanın kasvetli olması her şeyin kötü gideceği anlamına gelmemeliydi. Bir yerlerde mutlaka yolunda giden işler vardı. Bu işlerden biri Ekrem’in düştüğü akıl almaz durumun kurtarıcısı olmalıydı. Ya da mucizevi bir gelişme olmalı, herkes bir anda normal hayatına devam etmeliydi. Çaresizliğin zirve yaptığı durumlarda köşeye sıkışan insan beyni çözüm üretemediği zamanlardaki gibi kendini korumak için her zaman umut aramaya devam ederdi. Mutlaka güzel bir gelişme yaşanmalıydı. 

Ekrem’in yaşadığı dairenin karşısında bulunan yüksek katlı binanın üst katlardaki balkon Ekrem’in çatısını yalayarak denize bakıyor, şahane manzarası ile izleyeni büyülüyordu. Balkonunda güneşin denizden doğuşunu izleyen karşı binadaki adam Ekrem’in bu sabah yaşadığı tüm olayları izlemekten güneşin doğuşunu kaçırmıştı. Her sabah mutlaka izlediği gün doğumunu nadiren kaçıran emekli adamın günü, güneşin doğuşuna eşlik etmediği günlerde uğursuzlukla geçerdi. Bugünün ilk dakikalarında şahit olduğu manzaranın etkisinde olduğu donuk bakışlarından anlaşılan adam sigarasını uzun nefeslerle çekmeye devam etti. Gözünü Ekrem’in camlı balkonundan ayırmıyor, saatlerdir olan bitene şaşkınlıkla şahit oluyordu. Gün doğumunu kaçırmamak için erkenden balkonundaki eski koltuğunda yerini alması, Ekrem’i çıldırma aşamasına getiren bu olayın başlangıcını da görmesini sağlamış mıydı? Cevabını sigara dumanıyla atmosfere yollayan adam, eski sigarasının ateşiyle yeni bir sigara daha alevlendirdi.

Ekrem ile Pınar şoku atlattıktan sonra acelece temizlenerek evden dışarıya çıktılar. Tek amaçları artık biraz nefes alabilmek, mantıklı düşünebilecek kadar sakinleşmekti. Seri katil soğukkanlılığı ile etrafı her zamanki gibi yavaş, sessiz ve meraklı bakışlarla gözlemleyerek mahalleyi terk ettiler. Birkaç sokak ötede bulunan doğa harikası parka ulaştılar. Şehrin ortasında sık çam ağaçları ile süslenmiş nadir yeşil alanlardan olan güzel park, insanı tüm günlük dertlerinden arındıracak kadar muhteşem bir atmosfere sahipti. Güneşin zemine düşmesini engelleyen sık yaprakları parka rahatlatıcı bir serinlik katıyordu. Etrafta dertlerinden arınma niyetiyle parka gelmiş birkaç kederli insan dışında kimse yoktu. Saat sabahın yedisiydi. Rutin dertlerinden arındığına, göğsünün hoş bir ferahlıkla dolduğuna kanaat getiren orta yaşlarda bir kadın, Ekrem ve Pınar’ın yanından geçerek normal hayatına devam etmeye koyulmuştu. Ekrem hayranlıkla baktı kadına. Onun gibi rahatlayarak ayrılabilecek miydi bu cennet parktan? Aklından uzaklaştıramadığı “neden ben” sorusunu uzaklaştırabilmeyi ve bu durumdan sıyrılacak mantıklı hamleyi bulmayı çok istiyordu. İnsanlardan uzak bir banka oturdular. Ekrem çok sabırsızdı.

– Ne yapacağız Pınar, beni öldürsen mi acaba başka fikir gelmiyor aklıma.
– Önce sakin olalım, derin nefes alalım. Biz kötü insanlar değiliz Ekrem.

Pınar bankta Ekrem’e doğru çapraz oturdu, Ekrem’in yüzünü okşayarak konuşmaya devam etti:

– Biz iyi insanlarız. Kimseye zarar vermedik. Ne olursa olsun en sonunda doğru olan ortaya çıkacak canım. Lütfen buna inan, kötü şeyler düşünme.
– Çıldıracağım, nasıl bu kadar rahat olabiliyorsun anlamıyorum. Kırk yıllık katil gibi rahatsın yapma Allah aşkına, evin balkonunda ceset var Pınar, ceset! Sen bana gelmiş burada en sonunda doğru olan çıkacak diyorsun. Ne olacak yani? 10 sene hapis yattıktan sonra özür dileyip beni salacaklar mı? 

Bir süre sessiz kaldılar, bu boşluğu kuşların sesi, ağaçların iğne yapraklarını yalayan esintinin kısık sesi doldurdu. Ekrem panikle hareket ettiğini yeni yeni idrak ediyordu. Yanlış hamlelerle her şeyi mahvetmemeliydi. Çalıştığı şirketi değiştirip İzmir’den İstanbul’a, sevgilisi Pınar’ın yanına gelip yeni düzenini kurmuştu. Evlilik hazırlıklarını düşündü. Bir yıldan az bir süre sonra evlenmiş olmayı ümit ederek yeni düzenlerine yavaş yavaş geçmeye çalışıyorlardı. İzmir’de çalıştığı MagneticArt şirketinde başarılı işlere imza atan bir yazılım mühendisi gibi görünse de aslında şirketin tecrübeli mühendisleri çalıştıramamasından dolayı Ekrem’e kalan işler ister istemez başarılı sayılıyordu. İstanbul’da Pınar’a yakın olabilmek için görüştüğü onlarca şirket Ekrem’i kolaylıkla reddetmişti. Zaten Ekrem de yazılımın kafa patlatan ağırlığından usanmış, bir derneğin sosyal sorumluluk projelerinde cüzi bir miktar karşılığında insanlara yardım ulaştırabileceği bir iş bulmuştu. Babasının varlıklı olmasının verdiği güven bu sabaha kadar rahat bir şekilde yaşamasını sağlamıştı. 

Pınar sessizliği narin elleriyle bozdu. Bir öğretmenin derste dikkati dağılan öğrencilerine şok vermek istediği gibi iki elini birbirine vurarak kendinden emin bir şekilde “Hadi kalk gidiyoruz” dedi. Ekrem’den önce kalkarak onun da geleceğinden emin bir şekilde yürüdü. Ekrem apar topar kalkarak öğretmenini takip etmeye başladı. Ekrem Pınar’ın bazı tavırlarını padişahlara, komutanlara, liderlere benzetirdi. Bunu da Tarih Öğretmeni oluşuna bağlar, kontrolü ele aldığı zaman hipnoz olmuş şekilde Pınar’a itaat ederdi. Pınar’ın ayakları geldikleri yöne, eve doğru ilerliyordu. Omuzlarının dik duruşu Ekrem’e güç verdi. Birkaç hızlı adımla Pınar’ın yanındaki yerini aldı. İşaret parmağıyla Pınar’ın yüzünü gösterdi, yüzünde çocuksu bir heyecanla “Aklında güzel bir fikir var. Yırttık dimi kız?” dedi. Pınar alaycı bir tavırla Ekrem’e bakarak “Sırıtma istersen.” dedikten sonra planını anlatmaya devam etti: 

– Uzaktan eve bakalım, polis falan gelmiş mi, bir hareketlilik var mı? Ortam sakinse eve gireriz, çamaşır suyuyla tüm izleri temizleriz. Hava kararınca dışarı çıkarız, bugün bende kalırız. Bak şimdi iyi dinle, sen daireye yeni taşındın. Evin boyasını beğenmedin, boyanması için ev sahibine ricada bulundun, anahtarını verdin ve ev boyanacağı için bana geldin. Eşyalarını da şimdi odanın ortasına gelişigüzel yığar üstünü naylonla kapatırız. Boya yapılmadan eşyaları topladık havası veririz. Ertesi gün Tayfun’la Pelin’i de alalım, öğlene doğru eşyaları düzenlemek için hep beraber evine gelelim. Cesedi ilk onlar görsün, biz de ilk defa görmüş gibi şok olalım. Polisi ararız, dördümüz de şok içindeyiz, herkes aynı ifadeyi verecek, ev sahibi kiraladığı evde ölü bulunacak. Nasıl fikir?

Konuşarak mahalleye kadar gelmişlerdi, Ekrem hipnotize olmuş şekilde dairesinin bulunduğu kata bakıyordu. Yürüyüşü git gide yavaşladı. Pınar Ekrem’in buz gibi yüzünü görünce onun baktığı yöne baktı ama ne olduğunu anlamadı. “Ne oldu?” dedi Ekrem’e. Ekrem’in ağzı açık kalmıştı. Gözleri olabildiğince açıktı. Donuk bakışlarını bozmadan kısık bir sesle “çamaşır suyu kan lekesini yok etmez” dedi. Pınar şaşkınlıkla Ekrem’in yüzüne bakmaya devam ediyordu. “Balkonun camı açık” dedi Ekrem. Pınar, Ekrem’in balkona baktığı yüz ifadesi ile Ekrem’in yüzüne bakakalmıştı. İkisinin yüzü de aynı ifadeyi taşıyordu. “Cam açık, perde yok” dedi tekrar, “Ceset açıkta duruyor.”

Loading...

Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı