Lütfi Acun yazdı: Kim bu yeni komşular?

Hafif kıkırdayarak şansını denedi. Ağzından öyle bir “Kalimera” kelimesi çıktı ki yoldan geçen simitçi, simit tezgahını anında yola indirdi.


Yıllardan sonra ilk kez sokağımıza birileri taşınıyordu. Lakin o kadar kalabalık bir aileydi ki, yabancı biri görse bu sokakta “Tarihi Salıpazarı” kuruluyor sanırdı. Laf aramızda, bizim sokağın kadınları çok meraklıdır. Günlerdir gözlerini uyku tutmuyor, bizleri sıkıştırıp duruyorlardı.

“Sorsanıza ulan geri zekalılar! Kim bunlar? Nereden gelmişler? Niye bu sokağı seçmişler?”

Yahu ne bilelim? Sanki bizler çocuk değiliz de “Teşkilat-ı Mahsusa’nın istihbarat elemanlarıyız.

Güneşli bir sabahtı. Mahallenin kadınları kaldırıma sandalye ve minderleri çekmiş, sehpaların üzerine Gelincik ve Bahar cigaralarını koymuştu. Belli ki konu derin… 

”Kim bu mahalleye taşınanlar?”

Madam Eleni’nin oğlu Dimitri “Kimse kim, size ne be anne?” diyecek oldu. Lakin anında Madam Eleni onun kafasına şaplağı indirdi. Madam Eleni’ye göre burası aristokrat bir mahalleydi. Soyluların seçkinlerin oturduğu bir yerdi. Her önüne gelen buraya taşınamazdı. Annem, teyzem, Naime teyze, Madam Raşel, Madam Arus böbürlenerek ve biraz da kasılarak Madam Eleni’ye hak verdiler. 120 kiloluk Madam Sotiri kapı önüne inemez, sohbeti giriş katındaki penceresinden dinlerdi. Katılarak gülmeye başladı.

“Soylu ve seçkinler sınıfına bakın hele… Kocaları sıhhi tesisatçı, pastacı, kırtasiyeci, şoför, çatı-oluk tamircisi…“

Madam Eleni’nin “O çocuk yine geldi” diye bağırmasıyla bütün kafalar sokağın köşesine çevrildi. Madam Sotiri konuşsun dursun, kimse onu duymuyordu bile artık. Yeni taşınanların küçük çocuğu yukarıdaki köşedeydi. On veya on iki yaşlarında oldukça esmer, kara kuru, cılız biriydi. Sırtını ve bir ayağını duvara dayamış top oynayan çocukları seyrediyordu. Annem, madamlar Eleni, Arus, Raşel’i, teyzemi aldı bir heyecan. ”Çocuktan al haberi” deyimi var ya, akıllarınca çocuğu kafaya alacaklar. El kol işaretleriyle çocuğa “Gel“ demeye çalışıyorlardı.

Çocuk tepki vermeden, havaya bakar gibi yaparak çaktırmadan hanımları süzüyordu. Bazen başını sağa sola çevirerek, kimi zaman gözlerini kaçırarak “Bunlar benden ne istiyor ya!” der gibiydi. Birden çocuğun annesi köşede beliriverdi. Esmer, hayli kilolu, renkli basma kumaştan çok bol bir kıyafet giymişti. Ayağındaki takunyalarla sokağa çıkmış olması, mahallenin kadınları arasında bir müddet sonra mutlaka gündeme gelecekti. Bizim mahallenin kadınlarına böyle malzeme verilmeyeceğini henüz bilmiyordu ne yazık ki…

Önce bizimkilere, sonra çocuğa baktı. Çok sigara içenlere özgü kart ve hırıltılı bir sesle “Aaritin! Aaritin!” diye onu çağırdı. Belli ki sesi kart olduğu kadar kendisi de sertti. Çocuk daha ‘A’ harfini duyduğunda annesine koşup, ortalıktan toz oldu.

Kadınlar önce şaşkın, sonra kızgın birbirlerinin yüzüne bakakaldılar. Madam Raşel ,“Kadına bak be! Bize baktı ve bi günaydın bile demedi” diye serzenişte bulundu. Madam Eleni “Sana hiç katılmıyorum Raşel” dedi “Bence bizi gözünde çok büyüttü. Tipimize, halimize baktı. Bunlar aristokrat hanımefendiler dedi. Bunlar beni ezer geçer dedi. Haksız da değil yani..” Madam Raşel, “Aman Eleni sen kafayı Aristo ve Sokrat ile bozmuşsun. Dediklerinin alakası yok.Bunlar ecnebi diyarından gelmişler. Yabancılık çekiyorlar. Hepsi o!”

Biraz sükunet oldu. Sessizliği teyzem bozdu. “Kız Arus“ dedi. “Bana kalırsa bunlar sizinkilerden.”

Arus şaşırdı.

“O da nereden çıktı Melek?“
“Senin kocanın adı Artin değil mi kız?”
“Ne olmuş Artin ise? Çocuğun ki Aaritin!”
“Ha Artin, ha Aaritin.. Ne fark eder?” dedi teyzem, “Ayrıca Aaritin’in fazlası var eksiği yok!”

Yeni taşındığı mahallede hiç arkadaşı olmayan çocuk ne yapar ki? Az sonra yine köşeye geldi. Top kaçsa da koşup topu alsa ve çocuklara tekrar atsa, kısacası birilerine yalakalık yapsa ve sonrasında oyuna davet edilse diye beklemekte. “Türkçe bilmiyor ki garibim. Çocuklarla oynamak istiyor ama çocuklar acımasız, ilgilenmiyorlar bile. Çocuğa yardım etmek bize düşer.”

Teyzem takmış ya çocuğun Ermeni asıllı olduğuna, Madam Arus’a ısrar ediyor.

“Kız acımak yerine bir-iki Ermenice laf etsene o zaman.”
 “Lakin çocuğa ne denir ki? Mesela bi ‘günaydın’ falan mı diyeyim. Ama bence çocuk Ermeni değil bilesin”

Tüm şirinliğini takınarak çocuğa baktı. Ermenice “Bari aravot” dedi. Çocuk arkasına bakındı, Madam Arus arkasındaki birine sesleniyor sandı. Başını geriye doğru çevirerek aranır gibi yaptı. Sonra aynı ilgisizlikle sağa sola bakındı.

Teyzem meraklı taze… Madam Raşel’i dürttü bu kez..

”Sen bi günaydın de kız!”

Madam Raşel “Bi günaydın da İbranice olsun!“ dedi. Çocuğa el salladı. “Boker tov, boker toy”
Çocukta gene tık yok! Aval aval kadınlara bakıyordu sadece. Madam Eleni her zamanki gibi farklı görünecek ya… Hafif kıkırdayarak şansını denedi. Ağzından öyle bir “Kalimera” kelimesi çıktı ki yoldan geçen simitçi, simit tezgahını anında yola indirdi. Simit satıyormuş ayaklarına yatarak bir süre Madam Eleni’yi çaktırmadan seyretti.

Çocuk garibim, şaşkın! Sanki biraz ürkmüş gibiydi. Aşağı doğru koşmaya başladı. O sırada  sokağın başında İlkokul öğretmeni Remziye Hanım göründü. Yavaşça Havra’dan aşağıya iniyordu. Remziye öğretmenin gözü birden koşmakta olan çocuğa takıldı. Arkasından seslendi.

“Hayrettin ! Hayrettin! “
Çocuk olduğu yerde kala kaldı.
“Buyurun öğretmenim.”
“Annen okula kaydını yaptırdı değil mi Hayrettin?”
“Yaptırdı öğretmenim. Atta alamın oğlu Ayrula da yaptırdı kaydını.”
“Hayrullah senin halanın oğlu muydu?”
“Evet öğretmenim Ayrula alamın oğlu”

Bizimkiler hayretle birbirinin yüzüne bakakaldılar.
“Hayrettin miiiii?”
“Evet Hayrettin!” dedi Remziye öğretmen. “Neden bu kadar şaşırdınız ki?”
“Annesi ona Aaritin diyor ama…” dedi Madam Arus..
Remziye öğretmen gülmeye başladı.
“Bunlar Balkan muhacirleri” dedi. “H harfini söyleyemezler de…”
Ardından devam etti.
“Bu coğrafyanın da güzelliği de bu ya! Türkçeyi değişik lehçelerle konuşan bir medeniyetler mozaiği.

Bu sırada Madam Raşel teyzeme çıkışıyordu. “Şaşkınlığımız hep senin yüzünden Melek” dedi. “Çocukla her dilden münasebet kurduk da Türkçe ‘gel’ demek, ‘günaydın’ demek bi’ türlü aklımıza gelmedi.” O sırada çocuğun annesi yine köşede belirdi.

“Arittin“ dedi.

“Avranın yanındaki fırına gidesin, beş ekmek amuru alıp gelesin. Asan ile Ayrula’ya da aber veresin. Adi çocuğum!”


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

0 Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın
Video
Youtube and Vimeo Embeds
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı