Firari

Sokağa fırladı. Sağa döndü. Koşuyordu. Caddeye çıkan köşede durdu, geriye baktı. Taa ötedeki karaltı… Kesin O’ydu.


“Yakalanacağım… Yakalanacağım… Yakalayacaklar… Yakalanacağım…”

Vücudundaki bütün kan kulaklarına hücum etmiş, azgın bir nehir gibi uğuldayarak çağlıyordu. Kalbinin atışını boğazında duyuyordu. Pencereden dışarı baktı. Hafif bir yağmur… Montunu alması, botlarını giymesi gerekecek. Mont dolapta. “Kahretsin! Gacur gucur ötecek şimdi. Zamanım varken yağlamalıydım dolabın kapısını.” 

Nefesini tutarak elini dolaba uzattı. Dokunduğu anda kapının menteşelerinden gelen ilk çıtırtılar, şimşek olup yankılandı odanın içinde. Hemen çekti elini. “Olmayacak… Olmayacak… Belki kalın bir kazak ya da bir hırka…” Şifoniyere yöneldi bu kez. Üstten ikinci çekmeceye baktı. “Kulp olmaz. Bırakırken tıkırdar.” İki kolunu açarak yaklaşık bir metre uzunluğundaki çekmecenin alt köşelerine tırnaklarını geçirdi, yavaşça çekti. Çekmece inat edecek gibi olduysa da bir iki saniye içinde harekete uyum sağladı, tatlı bir hırıltıyla içindekileri göstermeye yetecek dört beş parmaklık bir açıklığa ulaştı. 

İşte üzeri geyik desenli, koyu yeşil kazağı. Hatta yanında da kapişonlu yeleği var. Sağ elinin işaret ve orta parmaklarından yaptığı makası kazakta kapattı. Biraz çekti. Kazak çekmeceden taşınca iki tarafından iki eliyle kavrayarak çekti bu kez. Tamam! Kazaktan açılan boşluk sayesinde yeleği alması daha kolay oldu. Çekmeceye baktı. “Kapatmayacağım. Kalsın böyle. Yeniden riske giremem.”

Kazağı giymeye yekindi, başını geçirdi. Durdu. “Ne yapıyorum ben! Üzerimde kazakla, yelekle görünürsem ne diyeceğim? Üşüdüm mü? Beş aylık bebek hasta olmasın diye kaloriferin gece gündüz son kertesinde yakıldığı bir evde mi?” Kazakla yeleği koltuğunun altına aldı. Odadan çıktı. Bulunduğu koridoru yaklaşık altı metre ileride bir başka koridor kesiyordu. Başını sola doğru uzatarak banyonun ilerideki koridorda yer alan kapısını görmeye çalıştı. Kapalıydı. Biraz daha dikkatli bakınca altından ışık sızdığını fark etti. “Hâlâ banyoda… İyi…”

Çıktığı odanın karşı çaprazındakine baktı. Perdeleri henüz açılmadığı için loş olan odadan rahatsız edici bir huzur taşıyordu. İki adım daha attı. Mavi beyaz beşiğin içini görebiliyordu. Bebek, kendisine bakıldığını hissetmişçesine uykusunda mırıltılar çıkararak döndü. Kapıdan bakan, telaşla gövdesinin üst kısmını geriye çekti. Az ilerideki daire kapısına yöneltti bakışlarını. Bir saniye sonra oradaydı. Kapının arkasındaki duvara dayalı ayakkabı rafında botlarını aradı, buldu. Botları yere koydu, giydi ama bağlamadı, bağcıklarını içeriye doğru ittirdi.

“Sabah erken saatte, kapıcının getirdiği gazete ve ekmeği almak için kilidin açılması büyük nimet. Ancak kapıyı kulbundan da olsa açarken dikkatli olmam gerek.” Elini uzattı, kulbu tuttu. Kulaklarındaki nehrin uğultusu daha da şiddetlendi. Sımsıkı tuttuğu kulbu yavaşça sağa doğru çevirdi. Tık! Dil, kilitten kurtuldu. Kapıyı yarıdan daha az açtı. Apartman boşluğuna doğru adım atarken gözlerinin karardığını hissetti. Apartman boşluğu zaten karanlıktı. Işığı yakmadı. Kapıyı, bu kez dışındaki tokmaktan nazikçe tutarak çekti. Bir “tık” daha… Hemen orada kazağı ve yeleği hızla giydi. 

Bir ses duydu, sanki kendine sesleniliyormuş gibi… Kulağını kapıya yaklaştırdı. Ses… Yeniden… Emin olamadı ama duramazdı. Merdivenlerden aşağı ikişer üçer koşmaya başladı. Bir kat indikten sonra apartman boşluğu, üst katlardan bir kapı açılmış gibi aydınlandı. Daha da hızlandı. Kat arasında boşluk vermeden döne döne iniyordu merdivenler. Dönemeçte trabzana tutundu. Bir süre asılı kaldı, elleri kesilmişçesine acıdı, kendini bıraktı. Düştü, son birkaç basamaktan da yuvarlandı. İnmişti.

Kalktı. Üzerini silkeledi. Yukarıdan adım sesleri duydu. Apartmanın ardına kadar açık olan kapısına kadar koştu. Durdu. Bir daha dinledi. Evet, biri aşağı iniyordu, hem de hızlı hızlı. Sokağa fırladı. Sağa döndü. Koşuyordu. Caddeye çıkan köşede durdu, geriye baktı. Taa ötedeki karaltı… Kesin O’ydu. Caddenin birkaç yüz metre sonra anayola dönüştüğü tarafına doğru koşmayı sürdürdü. 

Bağlamadığı botları, koşmasını engelliyordu. Birkaç kez bileği burkulur gibi oldu. Son evleri de geçince daha fazla dayanamadı. Durup eğildi. Botlarını bağlarken bacaklarının arasından geriye bakıyordu. “Yok kimse… Bana öyle gelmiş…” Son düğümü attı. Bir daha arkasına baktı. Kendisine doğru koşan, koşarken de kollarını havada sallayan biri. “İlk seferinde doğru görmüşüm demek ki… Ama artık vazgeçemem. Daha hızlı koşarsam belki yorulup döner.”

Yokuş aşağı koşmanın verdiği güçle hızlandı. İki yanından boş arsalar geçiyor, karşıda küçük bir küme olarak gördüğü koruluk, bacaklarının ileriye doğru her atılışında biraz daha büyüyor, belirginleşiyordu. Bir süre sonra ağaçlar tüm ufku kapladı. Durdu. Ellerini dizlerine dayayıp dinlenmeye çalıştı. Kalbi, göğüs kafesini patlatacak gibi atıyor, boğazı yanıyordu. Yutkunmaya çalıştı. Yapamadı. Ağzı kupkuruydu. Başı dönüyordu. Yere oturdu. Sakinleşebilmek için derin derin nefes almaya başladı. Bulunduğu yerden, geriyi, yokuşun üst yanını göremiyordu. “Durmamalıyım. Şurada ne kaldı ki! Haydi bir gayret!”

Bir gayretle ayağa kalktı. Yolun karşısına geçti. Koruya giren şoseye saptı. Az öncekinden daha düşük bir tempoda koşmaya başladı. Evden çıkarken çiseleyen yağmur, iyiden iyiye kesilmişti. Ama gökyüzünü griye boyayan bulutlarda bir incelme yoktu. Koştuğu için üşümüyordu ancak soğuğu ellerinde, burnunda ve yanaklarında hissediyordu. Ağaçlar ilkin tek tük, sonra da sık bir fundalık halinde karşıladılar O’nu. Artık korunun dışından görünmesine olanak yoktu. Tabii uzaktan bakan biri, O’nu buraya girerken görmediyse…

Hala çok tedirgin olmasına karşın daha fazla koşamadı. Hem çok yorulmuştu hem de ağaçların patikaya doğru uzanan dalları sadece yürümeye izin veriyordu. Dallardan sakınarak olabildiğince hızlı ilerlemeye çalışıyordu. Yeni yeni yapraklanan meşe dallarını, aralarından geçmek için her tutuşunda sabahtan beri üzerlerinde biriken damlalar, O’nun için yeniden yağmur oluyordu. Damlalardan biri ensesinden içeri girdi, kuyruk sokumuna kadar süzüldü. Ürperdi. 

Patika, boyunun neredeyse iki katı yüksekliğinde, yaklaşık kırk beş derece eğimli yükseltinin yanından sola kıvrılıyordu. “Tırmanabilir miyim? Yoksa belki bir saat fazladan yürümem gerekecek.” Eğimde bitmiş ağaçlardan birinin dalına tutundu, kendini yukarıya doğru çekerken adımını attı. Ancak ıslak yapraklarla kaplı gevşek toprak, ayağının altında kaydı. Tutunduğu dalın budakları eline battı, bıraktı, yere düştü. Elleri, pantolonunun dizleri, paçaları çamurlandı. 

Dizlerinin üzerinde öylece kaldı. Tırmanmak için daha uygun bir yer aradı. Az ötede ağaçlar eğimin altından tepesine kadar birbirini izleyen bir şekilde sıralanıyordu. Kalktı, bu doğal merdivene gitti. Ağaçların köklerine basıp dallarıyla kendini yukarı doğru çekmeye başladı. Eğimin ortalarında, kalınca bir ağacın gövdesine yaslanarak dinlendi. En üste vardığında arazi düzleşmiş, ağaçlar seyrekleşmişti. Ağaçların arasından geçerek bir açıklığa ulaştı.

Açıklığın ortasına attı kendini ve yere bıraktı. Gökyüzündeki bulut katmanları incelmiş, güneşin donuk hayali görünüyordu. Çürümüş yaprak kokusuyla yeni çıkmış, altında ezilen çimenlerin tazeliği birbirine karıştı. Gözlerini kapadı. Toprağın ıslaklığını etinde, kemiklerinde hissetti. Derin, çok derin bir nefes aldı. Yeni pişmiş kahveden dalga dalga yayılan ayıltıcı, sıcak kokuyu duydu.

Gözlerini açtı. Makineden gelen fokurtular kahvenin piştiğini haber veriyordu. Koltuğundan kalkıp mutfağa gitti. Büyük bir kupaya kahve doldurdu. Bir tabağa da fırından yarım saat önce çıkardığı, hala sıcak olan tarçınlı kurabiyelerden koydu. Yeniden oturma odasına döndü. Elindekileri koltuğunun yanındaki sehpaya bıraktı. Koltuğuna oturdu. “Şimdi bu kahveyi şöyle bir deniz kenarında içmek gerek.” Gözlerini kapadı.

Odaya doğru yaklaşan adım seslerini duyunca yeniden açtı gözlerini. Kapıda, kucağında bebekle beliren adam, “Annesi, acıktık biz” dedi. Adama yüreğinden taşan sevgiyle gülümserken bebeği özlem ve şefkatle kucağına aldı.

Loading...

Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı