360 derece Taksim

90’lardan bu yana hiçbir şeyin değişmemesini beklemiyorum tabii ki. Kaldı ki Taksim’e 20 – 25 yıl sonra ilk gidişim de değil.


Ey, baş döndürücü bir hızla büyüyen metropolün çeperlerine savrulmuş kent sakinleri! Sakinliğinizin kıymetini bilin! Halinize şükredin! Oturun oturduğunuz yerde!

Arkadaşım, Levent’teki ofisini, Tarlabaşı’nda kentsel dönüşümle yapılan büyük ofis ve rezidans projesine taşımış. Arayıp, “Açılış partisi veriyorum. Hadi gel” dedi. 

Ne zamandır Taksim’e yolum düşmemişti. Hem arkadaşımın davetine katılayım hem de şöyle bir piyasa yapayım diye düşündüm. Metroyla Taksim’in göbeğine, oradan da 10 dakikalık yürümeyle arkadaşımın ofisine varabilecekken yolu uzattım. Tünelle İstiklal’e çıkıp yürümeye başladım.

İlk hissettiğim, yanlış, yabancı bir yerde olduğum duygusu oldu. Yani evet, sattıkları şeyler değişse de bildiğim dükkanlar, tanıdığım yapılar ama bir taraftan da tümden yabancı bir yer gibi… Sonra insanlar… Caddedeki bu güruh… Onlar da hepten yabancı! Taksim’in Orta Doğulu turistlerin bir numaralı adresi olması değil sözünü ettiğim. Bizim memleketin vatandaşı olanlar da yabancı hatta yabani göründü gözüme. Sanki tüm bu insanları senelerce bir arada, bir yerde tutmuşlar, hepsini hercümerç etmişler, sonra da bu caddeye salmışlar gibi… Derisinden saçlarına, parlak renkli gömleğine kadar Afrikalı olduğu şüphe götürmeyen genç bir adamın, telefonda konuştuğu kişiye gayet anlaşılır bir Türkçeyle, “Nerdesin?” diye sorması üzerine, “Kim bu insanlar?” diye sorgulamayı bıraktım. Ortamdaki yabancının ben olduğumu nihayet anlamıştım.

Bir iki pasaja girip oraları da kolaçan ettim. Sineması müzeye dönüştürülen Atlas Pasajı son gördüğümden bu yana pek değişmemişti. Ancak karşısındaki Halep Pasajı’ndan içeri adımımı atmamla gerçekten Halep’e gitmiş gibi oldum. Girişindeki dükkan, kebapçı olmuş. İçerideki diğer dükkanların çoğu kapalı, açık olanların da tabelaları Arapça. Ortaoyuncuların gişesinin camında iki afiş: Şahları da Vururlar ve Ferhangi Şeyler. Ben, Ferhan Şensoy’u rahmetli oldu sanıyordum, meğer Halep’e yerleşmiş, orada tiyatro yapıyormuş! Ustaya saygıdan afişlerin orada olduğunu anlıyorum elbette. Ama bu terk edilmişlik duygusu, bu ölümün yaşama galip gelmesi, bu hüzün o kadar fazla ki kendime soğuk da olsa bir şaka yapıp serinkanlılığımı korumaya çalışıyorum.

Tekrar caddeye çıktığımda biraz ferahladım. Ama uzun sürmedi. Ayağında havludan yapılma otel terlikleriyle Orta Doğulu kadınlar, ellerindeki plastik çiçek taçlarını satmak yerine yürüyenlerin üzerlerine atarak onları korkutmaya yönelik bir oyun oynayan iki kız çocuğu, ıslak hamburgerlerin biri ağzında üçü beşi elinde döke saça yiyip bir yandan da serseri mayın gibi dolananlar… Hangisinden sakınayım telaşıyla kendimi İstiklal’i Sıraselviler’e bağlayan kilise sokağına attım. Gideceğim yöne tamamen ters… Sokakta kilise ve ilkokul dışındaki binaların tümü otel olmuş, 90’larda müdavimi olduğumuz Viva Che’nin binası ise kuaför.

90’lardan bu yana hiçbir şeyin değişmemesini beklemiyorum tabii ki. Kaldı ki Taksim’e 20 – 25 yıl sonra ilk gidişim de değil. Ama bir semt, değişirken bu kadar mı kişiliksizleşir, bu kadar mı kirlenir! Hiç mi güzel bir şey olmaz! Dünyanın, memleketin ve şehrin dört bir yanından buraya gelen insanların beklentisi ne? Buranın nesini beğenip de geliyorlar!

Bu düşüncelerle meydanı geçip Tarlabaşı’na doğru yürüdüm. Neyse ki Tarlabaşı beni şaşırtmadı. Perukçular, izbe bakkallar, köhne lokantalar, yokuş yukarı sokaklardan caddeye yürüyerek mesaiye hazırlanan hayat kadınları, trafiğin önünde sarı bir set gibi sıra sıra taksiler, dolmuşlar ve onların sürekli çay içen şoförleri… Zaman mı donup kalmış, yoksa bundan daha kötüsü olamayacağı için mi değişmemiş, bilemedim. 

Arkadaşımın ofisinin de içinde yer aldığı devasa bina, belki daha yer yer inşaat devam ettiği için, geniş camlı kapılarına, parlak ışıklarına karşın Tarlabaşı dokusundan pek ayrı gelmedi bana. Daha doğrusu “Bu binada kimler yaşayacak?” sorusuna İstiklal caddesindeki güruhtan başka cevap bulamadım. Onu düşününce de kapıların geniş camları bir anda yağlı el izleriyle doldu! 

İçeri girip arkadaşımı, “bu güzel ofise taşındığı için” kutladım. Başı kalabalık olduğu için o benim sahte hislerimi anlayamadan ben kendimi yeniden dışarı attım. Bu kez hızla meydandaki metroya, oradan da şehrin çeperindeki nezih mahalleme koştum. Eve giderken önünden geçtiğim semtimizin yegane pavyonu bile çamaşır suyuyla şartlanmış göründü gözüme!

Loading...

Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın
Video
Youtube and Vimeo Embeds
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı