Ayten

On sekiz yaşında Türkan Şoray güzelliğinde bir kızdı. Çocuktum, Ayten'i ilk gördüğümde aşık olmuştum. Mahalledeki herkes aynı fikirdeydi.


Öğretmen olan babamın tayini Ardahan'dan Pendik'in mahallesi Taşlıbayır'a çıkmış, taşınmışız. Okulla mahalle arasında günler geçerken karşımızdaki üç katlı binanın çatısı sökülüp tuğlalarla duvarlar örüldü, şimdinin bir artı bir'i kadar bir ev yapılıp çatısı yeniden kapatıldı. Birkaç hafta sonra mahallemizin jönü çok sevdiğim Mustafa abi, ailesinin karşı çıkmasına rağmen Ayten isimli birini kaçırıp evi kiraladı. İş yerinden arkadaşıymış. On sekiz yaşında Türkan Şoray güzelliğinde bir kızdı. Çocuktum, Ayten'i ilk gördüğümde aşık olmuştum. Mahalledeki herkes aynı fikirdeydi.

"Allah istediğinde böyle güzelleri de yaratabiliyormuş."

Boş arsada top oynarken çağırır veresiye defterini verir, Cevriye bakkaldan ekmek, sigara almamı isterdi. Sokağa çıktığımda gözüm, kulağım Ayten'de olurdu. Bir pazar günü Ayten'in evinin yanındaki, kardeşlerin anlaşamadığı için yıllarca çivi çakılmayan beş katlı inşaatta oynarken Mustafa'yla sevişmelerini izledim. Ayten inşaata bakınca göz göze geldik, dondum kaldım. Kocaman memeleriyle bana bakıyordu, göz kırpıp perdeyi çekip gitti. Ertesi pazar tüm günümü inşaatta geçirdim, perdeler açıktı, yine seviştiler, yine göz göze geldik, yine göz kırptı, gitti. Aylarca sürdü bu. Bir gece sokaktan gelen seslere uyandım, pencereden baktım birileri kavga ediyordu. Sokağa çıktığımda karanlıkta Mustafa'nın elindeki ekmek bıçağının parıltısını ve birkaç kez birine saplanışını gördüm. Kaç dediler, Mustafa kaçtı. Sabaha kadar adamın cesedi dışarıda kaldı, üzerine gazete kağıdı kapattılar, kenarlarına taşlar koyarak. Öğleden sonra savcı geldi.

Mustafa'nın işyerinden arkadaşıymış, daha önceden Ayten'in sevgilisiymiş, alkolün etkisiyle cesaretlenip Ayten'e sarkıntılık edince Mustafa bıçağı alıp kaçan arkadaşının peşinden sokağa inip yakalamış.

Mustafa'nın birkaç kez gece evine geldiğini duyduk, son gelişinde yakalandı, 25 yıl ceza aldı. Ayten'in evden çıkmasını isteyen ev sahibi, doğum yapana kadar müsade etti. Hamileliği döneminde borçlarını ödeyemediği için Cevriye bakkal veresiyeyi kesti, mahalleli Ayten'e yardım etti, alış verişini yaptı, yemeğini götürdü. Doğum yaptığı gün Mustafa'nın cezaevinde öldürüldüğünü duyduk, çocuğa Mustafa ismini verdi. Aylar sonra ailesi geldi, alıp götürdü Ayten'i.

Bir daha da görmedim, sadece kötü yola düştüğünü duydum. Yıllar sonra eşimle dershane açtık, temizlikçi arıyorduk, duymuş çıkıp geldi. Tanr'ının bir tek gücünün yetmediği gözlerinden tanıdım. Eşimle odasında görüştüler, yapacağı işi, alacağı maaşı söylemiş filan. Akşam evde TV izlerken eşim Ayten'in öyküsünün Taşlıbayır'dan sonraki bölümlerini anlattı, sanki ondan öncesini bildiğimi biliyormuş gibi.

"İlk kocası hapiste ölmüş, oğlu Mustafa bakımsızlıktan hastalanıp ölmüş, biriyle evlenmiş, adamdan iki oğlu olmuş, kocası trafik kazasında ölünce gecekonduyu müteahhite vermiş, yaşlı biriyle evlenmiş, Kurtköy'den ev alıp taşınmış. İki yıl sonra yaşlı kocası da kalp krizinden ölmüş, kadın gün yüzü görmemiş, ölümler çevresinden eksik olmamış." 

Çalıştığı beş yıl süresince tanıdığımı hiç belli etmedim. Emekliye ayrıp giderken, "Biliyor musun Mustafa abin seni çok severdi" dedi. "Ben de onu çok severdim" diyemedim, gitti.

[zombify_post]


0 Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir