Pandemi tatili diye buna derim!


Bu yıl tatil planları konusunda kafalar karışık. Nereye gideceğiz, nasıl gideceğiz, az kalabalık yeri nereden bulacağız, karavan mı kiralasak, Ege’de küçük bir kasabada pansiyonda mı kalsak, yoksa Airbnb’den ev mi baksak? Soruların bini bir para… Şu sıra kafam rahat çünkü kendime bu soruların hiçbirini sormuyorum. Cevabını buldum, hem hesaplı hem de fiyakalı. Nasıl mı? Buyurunuz… 

Benim doğup büyüdüğüm memleketim Zonguldak’ın Kdz Ereğli ilçesi. Hani pandemi yasakları zamanı adını ‘Artı Zonguldak’ diye sıkça duyduğumuz yer. Üniversiteye kadar burada yaşadım. Şimdi o yıllara bakıyorum hiç yaşamamışım gibi. Artık her gittiğimde yeni ve güzel bir yerini keşfediyorum. Yaşamamış değil de bakmamış, bakmasını bilememiş diyelim. 

Son yıllarda böyle bir yerini keşfettim memleketimin. Merkeze 10 kilometre uzaktaki Köseağzı adı verilen koydaki kayalıklar. Karadeniz’in bu kısmında koylara ağız adı veriliyor. Her bir dere denize kavuşunca ağız yapıyor ve bu nedenle de hep bir yerin ağzı şeklinde isimler alıyor. Bir rivayete göre buranın adı Dombay (manda) Kayalıkları. Zamanında mandalar buraya inermiş (Üç tarafı denizle, bir tarafı uçurum sayılabilecek bir yamaçla çevrili kayalıklara hangi mandanın inebildiği ise yıllardır kafamda soru işareti) . O yüzden bu ismi almış. 

Tatilimin bir kısmını burada arkadaşlarımla geçirmeye karar verdim. Bu kez eski yüzme takımından arkadaşlarım Emrah Yapıcı ve Korhan Günaydın var yanımda. Artık profesyonel kampçı sayılıyoruz. Yanımızda piliç çevirme aletinden cezvele, patlamış mısır, pavurya bacağı kıracağına kadar envai alet edevat var. Meşe odunu bile aldık, denizin kıyıya vurduğu odunları beğenmezsek diye. Çadırları, tulumu, şişme yatağı, sandalyeyi, masayı, gölgeliği söylemiyorum bile… 

Üç patlağa üç parmak 

Yüzerek 15, botla 20 dakika kadar sürüyor. Tabi bu eski yüzücü biz sporcular için. Bazıları için yarım saatin üzerinde… Yükümüz fazla olduğu için şişme botla gidiyoruz. Botun kürekleri yok. Yüksek beygirli bir motoru da yok elbette. Ayağımıza taktığımız paletlerle tek beygir gidiyoruz. 

Şişme botu sadece buraya gitmek için kullanıyoruz. O yüzden yılda bir iki defa ancak açıp kullanıyoruz. Ancak nereden oluyorsa sürekli yeni delikler çıkıyor. Tam her şey hazır yola çıkacağız. Üç delik çıktı bu kez. Yama da almamıştık yanımıza. Kol bandıyla bantladık botu. Suyun yapışkanı bu kadar çabuk bozduğunu yola çıktıktan 5 dakika sonra anladık. Sonraki 15 dakika boyunca her birimiz bir deliğe parmak basarak ilerledik. Neyse ki delik sadece üç taneydi ve biz de üç kişiydik. 

Su almadan sağ salim kayalıklara varmayı başardık. Eşyaları bir bir kamp yerine taşıdık. Buradaki denizden 5-6 metreyi bulan kayalıkların tam ortası kum kaplı. Büyük ihtimalle kışın dev dalgaların getirdiği kumlardı bunlar. Çadır için biçilmiş kaftan. Çadırları kurup iki günlük kampımıza başladık. 

Bugüne kadar 70’ten fazla ülkeye gittim. Maldivler’de köpekbalıklarını seyrettim. Karayipler’de sörf yaptım. Kuzey Denizi’nde balina safarisine çıktım, Maimi sahillerinde yüzdüm. İnanın burada bulduğum huzuru hiçbir yerde bulamıyorum. “Abartma lan!” dediğinizi duyar gibiyim. Ancak sebebini ben bile tam olarak bilmiyorum. Kimsenin buraya gelmemesinden kaynaklı bir yalnızlık hissi mi? Şehirden uzaklaşmak mı? Acıktığımda denizden midye, pavurya çıkarıp ya da balık vurup yiyebilme ihtimali mi? Gün batımındaki güneşin gökyüzünü tablo gibi boyaması mı? Ya da gece Samanyolu’nu görebilmem mi? Sanırım hepsinden azar azar… 

Hele gün boyu ısınan kayalıkların sıcak yüzeyine gece  sırtımı dayayıp denizin sesini dinleyerek içimdeki Can Yücel’in Karadeniz versiyonu ortaya çıkınca değmeyin keyfime… Sabah çadırın fermuarını açıp 5 metreden suya atlamanın bende tarifi yok zaten. En güzeli ne biliyor musunuz? İnternet yok, telefonsa sadece kayalığın en ucuna geçtiğinizde biraz beklerseniz geliyor. O da sizi merak edenlere “Bizi yiyiz” demek için yetiyor. Sonra yine sinyal yok. 

Maske yok. Sosyal mesafe yok. Yeni normal hiç yok. Bu kayalıklarda hep eskisi gibi. Yanında sevdiğin dostun, eşin, arkadaşın… Muhabbet sıcak ve uzun. Bu kayalıklardaki iki gün bir haftaya eşdeğer. Denizden çıkan midyeler, pavuryalar, balıklar açık büfe gibi. Üstelik ne resort’ler kadar pahalı, ne de koronavirüs riski var. 

İlla böyle bir tatil için Dombay Kayalıkları’na Kdz. Ereğli’ye gitmeye gerek yok. Aradığınız yer kimi zaman hemen yanı başınızda olabiliyor. Yeter ki bakmasını bilin! 


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

0 Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın
Video
Youtube and Vimeo Embeds
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı