DOLAR

32,6029$% 0.3

EURO

35,0774% 0.26

STERLİN

41,5736£% 0.41

GRAM ALTIN

2.448,30%0,66

ONS

2.336,13%0,38

BİST100

10.611,12%1,34

Öğle Vakti a 13:11
İstanbul AÇIK 28°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

“Gençler Oğuz Bey’e gelmişler”

ad826x90
ad826x90
ad826x90

Merdivenden inenler şaşırarak sağda solda gelişi güzel bekleşenlere bakarlardı. “Hayrola?” diyerek kapıdaki görevlinin yüzüne baktıklarında ise; “Oğuz Bey’e gelmişler” derdi görevli başını öne eğip hafifçe gülümseyerek. Bu cevap karşısında “Haa!” diye onlar da başlarını sallayarak gülümserlerdi.

ad826x90

Günaydın Gazetesi’nin girişindeki koyu renk deri koltuklar aynı saatlerde gelen bu kadar insanı ağırlamaya yetmezdi haliyle. Sıkış tepiş oturabilenler oturur, oturamayanlar ise koltukların etrafında kümelenerek, kâh ayakta, kâh çömelerek yukarıdan gelecek telefonu beklerlerdi. Oğuz Abi’nin dergiden yaptığı çağrı üzerine her pazartesi mesai bitimine doğru İstanbul’un dört bir tarafından çıkıp gelmiş onlarca genç Günaydın Gazetesi’nin lobisine doluşurlardı.

Bir süre sonra beklenen telefon gelir ve girişteki görevli elindeki kağıt kalemle orada bulunan herkesin isimlerini tek tek yazarak yukarı gönderirdi. Bu listeye göre bazıları önden teker teker ismen görüşmeye çağırılırdı. Bu müthiş bir prestij sağlardı o arkadaşlara. Adeta onlara işi bitirmiş, toplu görüşmeye katılmaya ihtiyacı kalmamış gözüyle bakılırdı. İşini bitirip inen, yukarı çağırılan bir sonraki arkadaşın ismini söyler ve o iki kişi birbirlerine gizli bir övünçle bakarlardı sessizce. İsmen çağırılanlar bittikten sonra kalanlar topluca Oğuz Abi’nin ikinci kattaki odasına doluşurlardı. Oturabilenler masanın etrafındaki birkaç sandalyeye ilişir, diğerleri de yarım ay biçiminde, ayakta masanın etrafını sararlardı.

Oğuz Abi hiç kimseyi unutmazdı. Kime ne söylediğini, nasıl eleştirdiğini, söylediklerine uyulup uyulmadığını bire bir hatırlar ve hatırlatırdı. Bazen uzun uzun incelediği bir karikatürden başını kaldırıp gözlüklerinin üstünden bakarak “Bu ne?” derdi. Tuzak bir soruydu bu. Onun ne olup ne olmadığını gayet iyi anlardı aslında. Bu tuzağa düşenler hemen espriyi izah etme gayreti içerisine girerlerdi. O zaman da patlatırdı cevabı; “Seni de dergiyle beraber mi dağıtacağız!”

ad826x90

Bir kişi üzerinden birçoğumuzu kapsayan örnekler verirdi. “İmzanız okunaklı olmalı” derdi mesela. Bazen kağıdı kalemi alır müthiş çizimler sergilerdi. Çizdiği hiç bir çizimi vermezdi. Ya buruşturur çöpe atar ya da kaldırır kenara koyardı. Önüne sevdiği bir espri geldiğinde onu dakikalarca çizerek araştırır, çeşitlemeye çalışırdı. ‘Kurtlu meyvelerin kavalcısı’ altyazılı bir esprim vardı. Manav elindeki kavalı çalarak yürürken elmaların içerisindeki kurtları da peşine takmış meyvelerden uzaklaştırıyordu. Bu espriyi de sevmişti. Manavın hareketinin nasıl olması gerektiğini defalarca çizerek anlatmıştı. Bizim için müthiş bir görsel şölendi. Adam bir yandan yürürken bir yandan da geriye dönerek baygın gözlerle kavalını çalıyordu. Bu zor hareketi defalarca çize boza en sonunda kafasına yatan bir şekle soktu. Bizimle beraber adeta kendisi de öğreniyor, doğrusunu bulmaya çalışıyordu.

ad826x90

Hepimizin ta başından beri ‘kendimize özgü bir çizgimiz olsun’ diye bir meselemiz vardı. Daha doğru dürüst el, kol çizmeyi öğrenmeden kendi çizgimiz olsun, bakar bakmaz tanınsın diye çabalardık. Halbuki tavır, tarz, üslup ve kendine özgü çizgi zamanla oluşup oturacaktı. Bir arkadaş vardı toplantılara gelen. O derece iyi taklit ediyordu ki Nehar Tüblek’i, sanki takma imzayla kendisi çiziyor sanırdınız. İşin tuhafı Oğuz Abi hiç ses çıkarmadan bu arkadaşın karikatürlerini yayınlardı.

Bu durum diğer çocukların canını sıkmaya başlamıştı, “Ne yani biz de birisinin çizgisini önümüze alır onu taklit ederek meseleyi çözeriz, ama yapmıyoruz” diye havaya girerlerdi. Bir gün bu arkadaşı onun olmadığı bir toplantıda burunlarından soluyarak şikayet ettiler. Oğuz Abi, başkasının çizgisini taklit etmekte bir mahzur olmadığını, hatta başlangıçta bu yolla işin tekniğinin daha kolay öğrenilebileceğini, bebeklerin de önce anne ve babalarının yaptıklarını taklit ederek öğrenmeye başladıklarını anlatmıştı tane tane.

Yeni bir çizgi bulacağız diye değişik şeyler yapıyorduk. Bir ara çizdiğim adamların göz bebeklerinin içini boş bırakmaya başladım. Bu donuk ifade karikatür adamları daha aptal, daha komik gösteriyordu bana göre. Yaşasın bir şey bulmuştum! Oğuz Abi bu çizgime bir süre müdahale etmedi, bir kaç karikatürüm bu şekilde yayınlandı. Dedim ya kendisi de bizimle birlikte öğreniyor, adeta o da bir süreçten geçiyor diye. Bir süre beni izledikten sonra bu konuyu kafasında netleştirerek kararını verdi, eline aldığı kalemle bütün boş göz bebeklerinin içini doldurdu. “Bunların içini boş bırakma, adamların ifadesiz oluyor” dedi. Yıkılmıştım! Bu ve benzeri şeyler yüzünden “İşte istediğimiz gibi çizmemize müsaade etmiyor, bizi kısıtlıyor!’ sessiz çığlıkları yükseliyordu genç yüreklerimizden.

Aslında hepimize yalnızken, bire bir söylediği şeyler var. Bunları toparlayıp, bir araya getirebilsek, söylenen sözü ve hangi bağlamda söylendiğini kayıt altına alabilsek ne güzel olur diye düşünmüşümdür hep. Mesela bir keresinde bana, bir esprime bakarken “İki gerçek üstülük bir arada olmaz” dedi. Neden olmaz, bilmiyorum hap gibi, aldım kenara koydum zihnimde. Bir diğerinde de abartılı bir şekilde gülerken çizdiğim ve çok sevimli olduğunu sandığım adama bakarak; “Karikatürlerdeki adam çok gülerse, okur gülmez” demişti. Buna hep dikkat ettim. Öyle ki televizyon röportajlarında dahi konu gerektirmediği halde gülerek, gülümseyerek konuşan insanlar dikkatimi çekmeye, sinirime dokunmaya başladı.

ad826x90

Hep diğer çizerlerden farklı olduğum hissine kapılırdım. Zamanla anladım ki, aslında hepimize bu duyguyu veriyordu. Böyle hissetmemizi sağlayarak, yaratıcılığımızın önünü açıyor, yeteneklerimizi sınırsızca ortaya koyabilmemize fırsat yaratıyordu. Bir keresinde yayınlamak üzere aldığı bir karikatürümün düzeltilmesi gereken bir yeri için; “Çık bunu yukarıda düzelt” dedi. Bu genç bir çizeri yerinden zıplatacak müthiş bir motivasyon yüklemesiydi ve kadroya giden yolun yavaş yavaş açıldığının göstergesiydi. Gırgır’ın asıl çalışma mekanı üçüncü katta, Oğuz Abi’nin odasının bir üst katındaydı. Yukarı çıkıp karikatürü düzeltmek demek, Polat Abi’lerin, Mim Uykusuz’ların, İsmet Abi’lerin yanındaki masaya oturup işini yapmak demekti. Nitekim heyecanla yukarıya çıkmış, yukarıda beni görünce fısıltıyla “Seni de mi kadroya aldılar?!” diye benim kadar heyecanlanan, benden önce kadroya alınmış başka bir arkadaşın bulup buluşturduğu guaj ve çini mürekkebiyle karikatürümdeki gerekli düzeltmeyi yapabilmiştim. 

Evimizin altında bir bakkal dükkanı vardı, orada benim gibi 14-15 yaşlarında bir çocuk, babasına ait dükkanda çıraklık yapardı. Arada sohbet etmeye yanına inerdim. Bir gün baktım tezgahın arkasında bir köşede çini mürekkebiyle bir şeyler yapıyor. Ne yaptığını sorduğumda, bulduğu esprileri çizerek Gırgır’a götüreceğini söylemişti. Bir kaç karikatürünün yayınlandığını da hatırladığım bu arkadaş, benim her hafta anlattıklarımdan ve Oğuz Abi’nin dergide yazdıklarından etkilenmişti. Gırgır’ın çağrısına bakkal çıraklarına kadar dört bir yandan, her kesimden kopup gelen gençlerin karşılık verdiği efsanesi, derginin her pazartesi bu gençlerin akınına uğraması, bu örnekteki gibi bizzat şahit olduğum, hakikaten de dünyada başka örneği görülmeyen, inanılmaz bir gerçekti.

Comments

comments

ad826x90
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

Nuri Berkan Canibey 5 karikatür çizdi

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Araç çubuğuna atla