Bir zamanlar Gırgır’da

Bu işle uğraşanlar bilir, o dönem karikatür ustaları ‘Horozlu tarama ucu’ denilen uçları kullanırlardı. Bunları edinmek de o kadar kolay değildi.


Çok ciddi bir yasaktı. Oğuz Abi dergi yavaş yavaş oturmaya başladıktan bir zaman sonra, Türkçe’nin lastikli kelimelerinden yararlanarak bu şekilde bulunan kelime esprilerini yasaklamıştı Türkçe’de bu tip ‘Lastikli’ ya da ‘Çift anlamlı’ denilen kelimeler oldukça fazla olduğu için gerçekten de karikatür esprisi bulmaya çalışanlar için bunlar adeta sınırsız bir kaynak gibiydiler. Bazıları gerçekten de çok komik olabiliyordu ama Oğuz Abi’ye göre bu tip espriler işin kolayına kaçmaktı. Aşağıdaki ağırlaştı mı diye kantara vurulan hasta karikatürünü “Bir defaya mahsus çok komik olduğu için alıyorum” diyerek almış ve Tekin Abi’nin yerine baktığı o hafta Fırt’ta yayınlamıştı.

Gırgır Dergisi başlangıçta ‘cıbıldak hatunlar’ın fotoğraf ve karikatürleriyle dolu eğlenceli, naif bir dergiyken bir süre sonra okuyuculara çağrı yaparak, yazıp çizmeleri için sayfalarını açmaya karar vermiş ve bu şekilde değişmeye, dönüşmeye başladığı bir evreye de adım atmıştı. Böylece aralarından kendi yazar ve çizerlerini şekillendirip bünyesine katabileceği sınırsız bir kaynağa da ulaşıp kavuşmuş oluyordu.

Her geçen gün, üst üste konan tuğlalarla adeta bir duvar ve temelini Oğuz Abi’nin attığı bir yapı inşa edilmeye başlanmıştı. Her yeni gelen bir tuğla koyuyor, sonra hep birlikte karşısına geçip o tuğlayı seyrediyorlardı. Mesela içlerinden birisi absürt görüntü esprilerine kafayı takıyordu, hep birlikte onu seyrederek özümsüyorlardı. Bu sürecin devamında ortaya nelerin çıkabileceğini Oğuz Abi de ilgiyle izliyordu bana göre. Okuyucuların içerisinden çekip çıkararak kendisine yol arkadaşı edindikleriyle inşa edilen bu abidenin ‘akıl danesiydi’ kendi ifadesiyle. Onlar Oğuz Abi’ye, Oğuz Abi onlara bakarak birlikte inşa ediyorlardı Gırgır abidesini.

Yukarıdaki gibi kurallar koyuyordu mesela “Kelime esprileri yasak” diyordu. Veya o meşhur, sonradan sloganlaşmış “Gereksiz taramalardan kaçının” sözünü söylüyordu. Ve hepimize bire bir, baş başayken söylediği, hafızalarımıza nakşedilmiş bir sürü şey. Kendi yıldızlarını da yaratmaya başlamıştı Gırgır Dergisi. Bir dönem herkes Engin Ergönültaş’ın tam sayfa çizdiği ‘Zalim Şevki’ çizgi öykülerindeki tiplemelerin diliyle konuşuyor, öykülerdeki “En bi keleğinden” veya “Bittabii” ya da “Kah! Kah!” sözcükleri çoğunluğu üniversiteli bir kuşağın dilinden düşmüyordu. Dergi içerisinde de çok canlı süreçler yaşanıyordu. Bir ara bir arkadaşımız kafasını Oğuz Abi’nin tarama ucundan çıkan sese takmıştı. Ciddi ciddi “Çinilerken neden benim tarama ucumdan onun ki gibi ‘cırt! cırt!’ diye ses çıkmıyor” diye dertleniyordu.

Bu tarama ucu meselesi de çok enteresandı aslında. Bu işle uğraşanlar bilir, o dönem karikatür ustaları ‘Horozlu tarama ucu’ denilen uçları kullanırlardı. Bunları edinmek de o kadar kolay değildi. Türkiye’de satılmaz, yurt dışından eş dost vasıtasıyla veya kaçak yollarla gelirdi. Bir keresinde, Fransa’ya Karaoğlan çizgi tipini tanıtmak ve yayınlatmak için giden Suat Yalaz’ın Oğuz Abi’ye gönderdiği bir kolinin karton muhafazası arasına gizlice bantladığı bir sürü horozlu tarama ucu gönderdiğine şahit olmuştum. Oğuz Abi de onları Altan Abi, Polat Abi, İlban Abi gibi usta çizerler arasında paylaştırmıştı. Bir kaç tanesini de gelecekte iyi bir çizer olacağını teşhis ettiği genç çizerlere vermişti. Ergün Gündüz bunlardan biriydi mesela. Teşhis ettiği diyorum çünkü Ergün dergiye gelip gitmeye başladıktan bir süre sonra Oğuz Abi odasına bir masa koydurmuş ve Ergün’ü odasında kendi gözetiminde çalıştırmaya başlamıştı. Ergün için biraz bunaltıcı olan bu durum onun ne kadar ileri görüşlü olduğunu kanıtlıyordu aslında. Oğuz Abi’nin ileri görüşlülüğünün tespitini de ben değil İbrahim Tapa bizzat yaşayarak yapmıştı. Sayfa eskizleriyle birlikte bir gün Oğuz Abi’nin odasından çıkan Tapa Abi, Ergün’ü kastederek “O çocuğu da almış yanına, ben ondan bir şey olacağını da pek zannetmiyorum ama..” dediğini bizzat kulağımla işitmiş ve yıllar sonra kendisine bu sözünü hatırlattığımda gülerek “Yanılmışız abi! Biz de Oğuz Aral diiliz heralde!” diyerek önemli bir gerçeği vurgulamış oluyordu.

Gırgır anıtının yıldızlaşan isimlerinden birisi de Özden Öğrük’tü. Diğer kadın çizerlerle birlikte ortak olarak hazırladıkları köşenin dışında ‘Çılgın Bediş’ ve daha sonraları Fırt’ta yaptığı ‘Kalemiti Ceyn’ tiplemeleri çok seviliyordu. Özellikle daha sonraki yıllarda dizisi de yapılacak olan Çılgın Bediş okuyucular arasında çok popülerdi. İşte Özden bir gün dergiye gelerek pişmanlıkla Çılgın Bediş’in tüm haklarını bir banka reklamında kullanılmak üzere sattığını panik ve telaş içerisinde haber vermişti. Oğuz Abi de bunu duyduğunda çok kızmış, hatta imzalanan sözleşmeyi iptal ettirmek için bir çok girişimde bulunmuştu. Özden, Oğuz Abi’nin öfkesini “Ne bileyim Oğuz Abi, adam benim Bedişim filme çekilecek, tv’de gösterilecek deyince çok sevindim, bastım imzayı adam da çok yakışıklıydı amaa!” diye tüm cana yakınlığıyla yatıştırmaya çalışmıştı.

Daha bunlar gibi pek çok tanıklıklarımın ardından bir gün aniden bu sürecin dışına çıkmam gerektiğine karar verdim. İnşaat mühendisliği okumaya başlamıştım ve giderek ağırlaşan derslerimin baskısı altında her iki uğraşıyı birden sürdürmek benim için imkansız hale gelmişti. Çizerlik zaten başlı başına çok çalışmayı gerektiren bir serüvendi. Gırgır’da çalışmak ise gittikçe daha zor ve yorucu gelmeye başlamıştı. Biraz da bunalmıştım açıkçası, bıçakla keser gibi  bir gün Gırgır ve Fırt dergilerindeki çalışmalarımı sonlandırdım. Aslında biraz da bu çemberin dışına çıkmak, daha az yorucu başka yerlerde daha özgürce işler yapmak istiyordum. Şevket Yalaz o aralar Gırgır’dan ayrılarak Çarşaf Dergisi’ne gitmişti ve Gırgır tarzı dışında harika işler çıkarıyordu. Ben de kendimi başka yerlerde görmek denemek istiyordum. Zaten karikatürü öyle pat diye bırakmak da pek mümkün değildi. İşte benim Ses-Atmaca Mizah eki ve Milliyet-Renk ilavesinin günlük ‘Makara’ mizah köşesindeki çalışmalarım bu döneme denk geldi. Zevkle çalıştığım her iki yerde de oldukça eğlenip bütün kurtlarımı döktükten sonra tamamen okula ve derslere yönelerek beş yılı aşkın bir süre karikatürle okuyucu olmak dışında bütün bağlarımı kopardım.

Beş altı yıl gibi bir süre sonunda nihayet okul bitmiş ve askerlik için karar aldırmıştım. O zamanlar askerlik icin karar aldırdıktan sonra yaklaşık bir yıl kadar çağırılmayı beklerdiniz. Boşa geçen bu süre zarfında askerliğini yapmamış yeni mezun bir mühendis olarak iş bulmak zaten hemen hemen imkansız gibi bir şeydir. Ben de bu boşlukta yaklaşık 6-7 yıl önce kapısından çıkıp bir daha hiç uğramadığım Gırgır’a tekrar gitmek istedim. Amacım hem Oğuz Abi’yi görmek, hem de o aralar yeni yeni kafamda şekillendirmeye başladığım Labirent tarzı çizgi öykülerimin taslaklarını kendisine göstermekti. Bunun hikâyesini daha sonra ayrıca konu edineceğim. Bunların yanında da aslında en önemli amacım yaklaşık beş yılı aşkın bir süre ara vererek hiç elimi sürmediğim karikatürde ne durumda olduğumu görmekti. 

Oturup geçen onca zamana rağmen pek de zorlanmadan bulduğum bir kaç espriyi Oğuz Abi’ye götürdüm. Bir süre hoş beşten sonra eskizlerimi önüne koydum. Doğrusu ne diyeceğini çok merak ediyordum. Bütün esprilerimi dikkatle inceledikten sonra, “Espriler iyi” dedi. “Bu geçen süre zarfında espriler gelişmeye devam etmiş.” Nefesimi tutmuş dinliyordum, “Ama çizgi..” dedi “Çizgi o yıllarda kalmış, o zaman bu çizgi oluyordu artık olmaz” biraz bozulmuştum. Böyle söylemişti ama yine de neredeyse hepsini aldığı esprilerimden bir tanesini çizmem için bana verdi. O hafta götürdüğüm esprileri bu geçen yıllar zarfında artık Gırgır’ın önemli çizerleri haline gelmiş olan Ergün’ün, Latif’in, Gürcan’ın ve diğer çizerlerin çizgileriyle ikinci ve üçüncü sayfalarda yayınladı. Benim çizdiklerimi ise arka sayfaya koydu. Buna da biraz gücenmiştim açıkçası. 

Can sıkıntısı içerisinde delice bir karar aldım, ertesi haftaya kadar, bir hafta içerisinde yeni bir çizgi oluşturacaktım. Bu çok saçma ve doğal olmayan bir yöntemdi aslında. Bütün hafta çalıştım, kendimce bir şeyler buldum ve o hafta çizmem için bana verdiği eskizlerimden birini bu yeni bulduğum çizgiyle çizip götürdüm. Uzun uzun bu yeni çizgimi inceledi ve hiç bir şey söylemeden alıp kenara koydu. İçimden “İşte bu iş bu kadar, haydi bunu da içeride yayınlamasın da görelim” diyordum. O hafta çıkan dergiyi heyecanla elime aldım, evet karikatürümü içeride yayınlamıştı, hem de ikinci sayfada ama ikinci sayfanın hemen altındaki ‘Taze Ustalar’ köşesinde! Gülmeye başladım, hem sinirim bozulmuştu hem de bu durumu gerçekten de çok komik bulmuştum. Oğuz Abi’ye böyle ‘atraksiyonlar’ yapmak mümkün değildi elbette.

Yaklaşık on beş yaşında ilk karikatürümün yayınlandığı ve başından beri abideleştiği muhteşem sürece, bir bölümüne içeriden olmak üzere tanıklık ettiğim Gırgır Dergisi macerası böylece noktalanmıştı. Ama karikatürle olan maceram asla son bulmadı. Oğuz Abi’nin ‘Bu çizgi o zamanlar oluyordu, artık olmaz’ dediği çizgi meselesini ise ancak askerden döndükten sonra Hıbır’da yeniden ele alabilecektim.

Loading...

Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın
Video
Youtube and Vimeo Embeds
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı