National Lampoon (2): “Çocukların biber gazı yerken okuyacakları bir şeye ihtiyacı var”


National Lampoon fanatiklerinin NatLamp diye kısalttıkları efsane derginin günümüze ulaşan espri enerjisinin halen ortalarda dolaştığı kesin. Bana göre daha önemlisi, tüm dünyayı, çılgın komedi türü diyebileceğimiz filmlerle dolanarak mizah yönelimi açısından etkisi altına alan bir rol oynaması. Seçip geliştirdiği çılgın tarz günümüze kadar büyüyerek geldi ve tuttu. 

Mizahçı dediğin çocukluktan itibaren birbirinden farklı etkilenmeler altında edindiği genel kültürden dil oluşturan esprili bir kişiliktir. Güldürürken düşündürmek veya düşündürürken güldürmek diye kendine bir neden bulur mizahçı. 

Umberto Eco’nun Ortaçağ karanlığında geçen Gülün Adı’ndaki konuyu hatırlayalım. Eserde, Eco, antik dönemden kalan Aristoteles’in kayıp Poetica yapıtının ikinci cildinin keşişlerle dolu bir manastırda saklandığını içeriğe kurguladığı metinin konuya dâhil edilmesiyle entelektüel algımızın merakını arttırır. Zaten Sherlock Holmes ayarında olan ancak ortaçağda geçen tarihi dedektiflik gerilimi ile çıkar karşımıza ki  A. Conan Doyle’den geri kalmaz. (Lafı biraz uzattığını söyleyenler vardır.) Manastırın ilginç labirent kütüphanesinde saklanan kitapların çoğu eşsizdir. Bu kitapların bazıları dini otorite tarafından yasaklandığından kimseye gösterilmemektedir. Bugün Vatikan’ın depolarında benzer hazinelerin saklı olduğu iddia edilir.

Filmde geçen Aristoteles’in kayıp Poetica‘sı için sebep basittir. Aristoteles gibi bir düşünürün otorite kontrolünü yayacağı yerde komedi içeren bu yapıtı yazarak insan aklını serbest bırakmasına (rahibe göre insanlığı zehirlemesine) engel olmak. Sıradan insanlar bunu okuyarak baştan çıkmamalıdır! 

Manastır rahibi hayatı pahasına birçok eseri insanlıktan uzak tutmayı görev bilmiştir. İşler sarpa sarınca eşsiz eserlerle dolu bu kütüphaneyi ateşe vermekten çekinmez. İnsanlar dinden sapmamalıdır. İçlerinde gülmeye dair önemli bir eser de olan nadir kitapları ortadan kaldırarak inancını koruyacağına inanmaktadır. Günümüze uyarlarsak sansürlenen ve neyi okumamız, neyi okumamamız yönünde yapılan politikaların dinsel, mitsel değerlerden yola çıkıp kısıtlamaktan bıkmadıkları hayatlarımıza yapılan göndermeyi de çok rahat okuyabiliriz.

Kültürün öznesi insan olduğuna göre insanı kontrol altına almak isteyenlerin kendi insan tipini egemen hale getirmeye çalıştığını çok rahat anlarız. Mizahın herhangi bir kaba sığmayan hallerinin -ister sulu ister slogan diye sınıflandırılsınlar- derdinin bu otoriteyi kızdırdığını söylemeye gerek yoksa da, bu durum işte mizahın felsefesini biraz daha açıklar sanırım. Katı otoritelerin savlarını en sonuna kadar vardırırsanız karanlık niyetlerini o kadar anlarsınız.

Bazı kavramlar zekâ gerektiren işlerde ortaktır. Slogancı veya sulu, şımarık, absürt, sulu, kara mizahta zekâ olmadığını, eleştiri olmadığını söyleyemezsiniz. Mizah sadece anlam olsaydı hiç eğlendirici olmazdı. Hep anlamaya çalıştığımız şeylerin etrafını görmez veya düşünmezsek geriye kalan sadece durumdur. Bizim güldüğümüz anlamın çevresi ile girdiği ilişkilerden ortaya çıkan durumlardır. Yani durumun kendisi değil, durumdan ortaya çıkan durumlardır. National Lampoon’un anlam üretmek iddiası yok. Anlamı yaşamın tüm diğer aktörleri ve özellikle de politikacılar yalan doğru zaten yeterince oluşturuyorlar. Lampooncular bu anlamlarla oynuyorlar. Çünkü size dayatılan her şeyin sizi hapsetmek, sınırlamak ile uzaktan yakından bir ilgisi vardır.

Mizah sadece sulu da olamaz. Bu alay ederek küçümsemektir. Küçümsemek zekâ da gerektirmez. Gerçek mizah kişilerin doğuştan veya sonradan getirdiği eksikliklerle alay eden değildir. Belden aşağı vurmak üzerine kurgulandığında ucuz alaycılık türü bir durum çıkar ortaya. Günümüz jargonlarından kullanırsak mizah zekâsının skalasında düşkün bir seviyedir bu. İşte bu tür ayrımlar; 1. mizah zekâsının herkeste bulunmadığını gösterir, 2. çok çeşitli şekillerde yapılabilmesini sağlar.

Mizah sadece tek bir noktaya odaklanmak olmadığına göre mizahçı denen kişi de öyle anasından anlam ve mizah ile doğan kişi değildir. Mizahçı kendinden önceki çok çeşitli durumları harmanlayabilen, oluşturulmuş birçok anlamdan esinlenebilen ve elbette hayata herkesten biraz daha mizahi bir açıdan bakan kişidir. Belli ki genel kültürden olabildiğince yararlanan ansiklopedik bir kişidir. Ama bu ansiklopedi de hiciv ve taşlama en yüksek dozlarda kendini gösterir.

Biraz mizah tarihimiz

Eski günlerde özellikle taşrada iseniz ve kaynaklarınız sınırlıysa bildikleriniz başkaları ile benzeşirdi. Ortalama bir mizahsever yetmişlerde ve seksenlerde Gırgır, Çarşaf, Fırt sıralaması yapacaktır. Yabancı yayınlara ulaşma şansınız yurt dışından sizin için dergi getirecek akraba veya tanıdıklar yoksa “Bizim English” (1982) dergisi kadardır. Bizim English karikatürlerle, popüler makalelerle İngilizceyi sevdirmeye, öğretmeye çalışırdı. 

Lise yıllarında Ayhan adında bir arkadaşım bir şekilde TIME dergisine abone olduğunu söylemişti. Bunu da para ödemeden başvurduğunu, nasılsa derginin gönderildiğini filan anlatmıştı, aklımda kaldığınca. “Tanıtım amacıyla mıydı acaba?” diye takılıp kaldığım çok olmuştur ama doğru veya yanlış elinde birkaç TIME dergisi vardı ve bir tanesini bana vermişti işte. Kâğıt kalitesi, içerik vb. alıştığımız yayıncılıktan çok farklıydı. Gözüm, çizgilere ve çizginin kullanılışına kayıyordu en çok. Çağdaş ABD karikatür tarzıyla o dergide tanışmış olmalıyım. İlginçliği bir yana Gırgır’ın ve diğer mizah dergilerimizin etkisi üzerimizde o kadar fazlaydı ki bir iki yabancı karikatür ve kaygan, parlak muhteşem kâğıdı ile aklımızı çelecek hali yoktu. Zaten birkaç yıl sonra MAD ile İstanbul’daki sahaflarda üniversiteli olduktan sonra karşılaşacaktım. Elbette birçok başka yabancı yayınla da... Sorun şuydu ki üniversite öğrencisi olarak param bu yayınları almaya yetmiyordu. Sadece karşıma çıkanların sayfalarını karıştırıyordum.  

O dönemlerde ortalama amatör bir karikatürcü veya bir mizahsever yabancı mizah dergisi olarak Mad’i bilirdi. Bir de Sovyetlerin Krokodil mizah dergisini duyuyorduk. Gırgır, Oğuz Aral’ın elinden alındığında daha çok duyduk bu derginin varlığını ve İstanbul’a gelip Gırgır’da çalışan birkaç hızlı çizerini…  Onun dışında bilgimiz Gırgır ile birlikte işte bu 3 mizah dergisinin dünyanın en büyükleri olduğu şeklinde sanırım bizde üretilen bir bilgiydi. 

Yıllarca bu çapta düşündük dünyadaki mizah anlayışını itiraf etmek gerekirse. Bizim kuşağın mangalara pek ısınamaması da edindiği bu tartışmalı bilgi yüzündendir belki de.

Kırılma noktası

Elbette her ekolün ve onun etrafında dönen auranın bittiği bir zaman gelir. Bendeki kırılmayı yaratan fanzinlerdir. Fanzinciler, kendi etrafında dönmeye başlayıp sınırlarını Gırgır’ın bilindik mizanpajına endeksleyen kısır mizah dergiciliği anlatıcılığını kıran, bu çizgi dışında yaptıkları işler ile ufkumuzu geliştiren yeni dergiciler olmuşlardır, doksanlı yılların başından itibaren. 

Uzun süre birbirinin aynı formattaki mizah dergilerinin dışında basılan yüzlerce fotokopi dergi, ellerindeki imkanların darlığından dolayı daha yaratıcı ve özgür olmayı, yeni bir mizanpaj anlayışını kurgulamayı başardılar. Köşelerini belli ölçeklerde karikatürcülere veya mizah yazarlarına vermeye alışmış mizah dergilerinin içinden çıkamadığı mizanpaj monotonluğunu dergiye yeni katılan genç karikatürcüler bile değiştiremiyordu. Fanzinlerin böyle bir derdi yoktu. Satış kaygıları çok düşüktü. Fanzinlerini alıp okuyan herhangi biri onların moral ve motivasyonunu coşturmaya yeterdi.

O dönemlerde absürtlüğü tavana vurduran birçok fanzin vardı. Birçoğunu bedava verseler okumazdınız!

Fanzinlerin bir kısmı dergileşmek iddiası taşıdıklarından ciddi anlamda yazıya ve görsele, doğal olarak mizanpajına da olabildiğince özen gösterdi. Ancak fanzin okuru için genel algı sıra dışı görsellikti. Kolaj sanatının sınırlarını fotoshop ortaya çıkmadan önce makas ve uhularla zorlardı fanzinciler. Bu noktada mizanpaj açısından değilse de National Lampoon dergisinin her şeyi mizahlaştıran sınır tanımaz yapısıyla benzeştikleri söylenebilir. National Lampoon’un Nisan 1984 sayısının kapağında “you can parody anything- her şeyin parodisini yapabilirsin” yazar. 

Elbette, National Lampoon’un Türkiye’deki fanzincilerin farkında olduğunu ve hikâyesini bildiklerini iddia etmek saçma olur. 

Fanzin yayıncılığının seksenlerin sonuna doğru ve özellikle doksanlı yıllarda oluşturan ana etken artık önüne geçilemez bir teknolojik gelişmenin başlaması olmalıdır. Her yerde artık rahatça bulunabilen fotokopiciler yayın dünyasına ilgi duyan ama matbaalara gücü yetmeyenler için denenesi bir yoldu. Üstelik kendi meraklı kitlesini oluşturacak, içinden daha sonra basılı yayıma geçecek yayın ve yayıncıları hazırlayacaktı. Neyse, fanzine olan sevgi ve saygımızı burada epeyce belirtmiş olduk böylece.

Bizdeki mizah dergisi/ çizgi roman kavramları 

Seksenlerde ve doksanlarda bizdeki mizah dergisi kavramı bence biraz kafa karıştırıcıydı. Bugün yani örneğin Fransa'da çizgi roman dergileri daha revaçta gibiydi. Asteriks, Red Kit en bildiklerimizdi. Ama bunlara mizah dergisi diyemezdik. Çizgi romandılar. Onlar da “bande dessinée” diyorlarmış. Çizgi bant sanırım. Birçok Belçika, Fransa çizgi romanının yayınlandığı Milliyet Çocuk adı üstünde çocuk dergisiydi. Bizde çizgi bant tanımı gazetelerdeki üç dört karelik karikatür dizileri için kullanılıyor. “Çizgi bant” diye kullanan pek az zaten. Çizgi roman deyince de genel olarak Teksas-Tom Mİks geliyordu akla! 

Başka bir kafa karıştırıcı detay “comics” sözcüğüydü.  Çok duyulan bir yabancı kelimeydi. Komik biz de gülünç kelimesi ile eşleşiyor. Teksas-Tom Miks bir yere kadar ama Milazzo’nun Ken Parker’ına gülünç tanımı olmuyor örneğin. Milliyet Çocuk dergisindeki çizgi romanların birçoğu komik değil, iyi birer resimli anlatıydı. Yabancı çizgi roman dergileri için kullanılan “comics” genellemesi pek sık karşımıza çıkıyordu. Oysa “comics” deyince sadece komik, gülmece tarzı bir şeyler arıyordun. Karşına gülmeyeceğin korku, savaş, seks, western, tarih serileri çıkabilirdi. 

Bizde belki de kavramdan çok kelime üzerine bir tartışma sürdürülüyordu. Aziz Nesin’in bu yapıya “gülmece” denmesini önerdiğini hatırlıyorum örneğin. “Mizah” sözcüğünün Arapça oluşu ile de ilgiliydi bu. Aynı zamanda eski bir çağrışım yapıyordu bu Arapça sözcük. Yan türev bir çağrışım da bildiğim kadarıyla mizah kelimesinden ya üretilememişti ya da dilimizdeki sınırı buydu. Şöyle bir düşününce mizah, mizahi, mizahçı sözcükleri kütleli görünüyor ama bizden olmayan kelimeler olduklarından esnemiyorlar fazla. Yine de çok kullanıyoruz işte. Esnek olmayan şeylere alıştırıldığımızdan mıdır nedir? Mizah kelimesinden “gülme” kelimesinde olduğu gibi “gülümse” kelimesi oluşturmaya çalıştım olmadı örneğin. Mizahse! Mizahlan! Veya gülücük? Mizahc… Esnemiyor!

Lampoon sözcüğünün taşlama, hiciv, yergi gibi gülmece unsurlarını kapsamasının yanında “fener” çağrışımları var. National Lampoon’un esinlendiği Harvard’ı National olarak değiştirip belli bir zümrenin sınırlılığından ulusal yayına çevirebilmişler. Bizde olsa ulusal mizah veya ulusal gülmeceden siz hangisini tercih ederdiniz? Bana “ulusal gülmece” zekâmıza daha uygun ve üzerinde eğlenmeye daha yatkın gibi geliyor. Sanıyorum, Aziz Nesin’in anlatım başarısında bu gibi sözcükleri ve kavramları doğru kullanmasının payı var.

Suavi Sualp, Oğuz Aral

Çoğu kişi gibi Fransa’nın mizah dergisi klasiği Charlie Hebdo mizah dergisini 1969’dan beri yayınlanmasına rağmen ben ancak 7 Ocak 2015'teki o zorba silahlı saldırı sonrası öğrendim. Kısacası geriye baktığımda biraz safmışız gibi bir duyguya kapılıyorum. Dünyadaki örneklerin bizim mizah dergilerini etkilememesi mümkün değil. Yine de bizim mizaha yatkınlığımızı ve bu konudaki hızımızı takdir etmemekte nankörlüktür resmen. Yüzlerce gencin Oğuz Aral’ın peşinden gitmesi, ona inanmaları tam anlamıyla anlatılmaya değer bir olaydır. Arada şimdiye kadar Suavi Sualp faktörü biraz gölgede kalsa da senaristliği gibi senaryoya değer bir yaşantı olmalıdır. Gırgır’ın içinden taşan Fırt, Mikrop, Limon, Hıbır gibi ekoller belgesel olarak çekilseler çok güzel tarihsel dokümanlar ortaya çıkar. Bu kanallar bizim yaşanan Türkiye gündemi ile gülerken düşündüğümüz, düşünürken güldüğümüz yaşamsal hallerin belgeleridir. 

Esneme payı, kaçış noktaları, “Boş ve Aptalca Bir Hareket”,  gençler

Yakın dönem mizah dergilerinin ortak özelliklerinden biri ve en başta geleni belki geleneksel mizah her ne demekse onu oldukça esnetiyorlar. Yani öğüt çıkartmak, mesaj vermek, öğretici olmak gibi kaygılarla yapılan bazen o kadar ki aşırı resmileşip eğlendiriciliğini de kaybeden bir yapıya mizah veya gülmece demek zorlaşıyor. İyi mizahçılar duruma daha taze genç bir enerji ile bakıyorlar. Otoriteyi ve otosansürü takmıyorlar. Zaten mizah insanları eğlendirmek üzere var olan bir gerçeklik nihayetinde. Mizahçılar, örneğin, Watergate skandalı (ABD başkanının gizlice rakiplerini dinletme olayı) nedeniyle gözden düşen eski ABD başkanı Richard Nixon gibi donuk suratlı, politikacıların antidemokratik uygulamalarını uzun yıllar sürecek esprileri ile biber gazı yiyen gençliğe okuyacakları bir dergi hediye ediyorlar. Netflix'te yayımlanan ‘A Futile and Stupid Gesture-Boş ve Aptalca Bir Hareket’ filminin bir repliği şöyle: “Çocukların biber gazı yerken okuyacakları bir şeye ihtiyacı var…” Bir mizah dergisi çıkartmak için çok iyi bir neden değil mi?

‘A Futile and Stupid Gesture- Boş ve Aptalca Bir Hareket’

National Lampoon mizah dergisinin otoritenin koyduğu kanunlara absürt ve şımarık yaklaşımı herkes için saygın değildi kuşkusuz. Genel bir kanı olarak her şeyin mizahlaştırılması için bildiğimiz demokrasi veya özgürlük sözcükleri yetmiyor olabilir. Ya da sözde kaldıklarını düşünsek pekte haksız olmayız. Mizah tarzının demokratik ve özgürlük içinde çağdaş varlığı için hayatın kurallarla korunan aşırı ciddi yüzüne eylemsel bir kanal açmak gerekiyorsa bunda bir fırlamalık olsa gerekti. 

ABD’de ve dünyadaki sınır tanımaz para kazanma hırsına, Harvard’tan da mezun olsanız iyi bir insan olmak yerine anasının gözü olmanızın geçerli olduğu bir dünyaya ayak uydurmaya karşı iyi bir mizahçı eleştirisini kendi yöntemiyle mutlaka bir şekilde yapar. Ancak kitlelere bunu anlatabilmek daha doğrusu sınır tanımayan aşırı kurallarla dolu bir dünyaya eleştirinizi mizahla yaparken ihtiyacınız olan şey yeni ve çılgın bir mizah anlayışıdır. Ön tarafında sahte bir tebessüm, arka tarafında hilekarlık olan bir dünya mantığına onun bu yüzünü ifşa eden gerçekçi bir şımarık absürt mizah yaklaşımı gerekiyor, diyebiliriz. Otoriteye başkaldırmak da nihai amaç değil aslında. Bu mizahi olamayabilirdi. Sövgü ve sloganda kalabilirdi. Felsefi olarak düzelmeyeceği belli olan gidişattaki topluma veya dünyaya içinden çıkan acımasızlıkla acımasız, sert bir mizah anlayışını absürt ve şımarıklık içinde sunmak. Elbette bu pek çok geleneksel değerlere sahip kişi için aşırı olabilir. Ancak gençlerin birçoğu yaşadıkları durumun tam da bu olduğu ve otoritelerin sürekli kendilerini durdurmaya ve akıl vermeye yönelik çalıştığını düşünürler. Bu katı otoritelerden kurtulmanın yolunu ise insanlık henüz bulamamıştır. Felsefi olarak da gerçeklik olarak da bunlar doğrudur üstelik. “Gençler şöyle, gençler böyle…” Absürtleşirsek bugün baktığımız noktadan tersi de geçerli! Gençler de “yetişkinler şöyle” demesini öğrendi çoktan. 

Sürekli bazı var olduğu imlenen geleneksel değerler gençlere bir tür bilgi gibi yüklenmeye çalışılır. Bilgi oldukları tartışmalı birçok şeyden bahsediyorum. Konumuzdaki açıdan bakarsak, gençlerdir savaşa gidip tabutta dönen ve onlardır işsiz kalıp sokakların gerçeği ile tanışan, uyuşturucu ile ancak mutlu olabilen. Bunu her toplum kendine uyarlayabilir. 

Mizah felsefesi

Bir başka pencereden bakacak olursak, yetmişlerden çok önce başladıysa da o tarihlerde iyice kendini belli eden varoluşçuluğun merkezine insanın öznesini alması ve mutsuz insana özgürlüğünü kendi öznesine karşı yükleneceği sorumluluklarla bir felsefi anlayış göstermesi geleneksel anlayış kalıplarına şüpheyle bakışı arttırmıştır. 

Bu yüzden felsefi olanın etkisini büsbütün reddetmeden ama tamamen ona da yaslamadan National Lampoon’da oluşan mizahı tanımlamalıyız. Sadece absürt mizah demiyorum çünkü çok ciddi felsefi kavramlarla karışabilir. Bu da başka bir yere gider kuşkusuz. Zorlarsak, Varoluşçuluk ve onun en büyük filozoflarından Albert Camus, hatta mizaha girecek olursak çok sevdiğim absürt kralı çizer büyük üstat Roland Topor’a kadar götürebiliriz işi. Bunlar çok farklı bir yerde duruyor ve aşırı Fransız kalıyorlar. Biz ise ABD tarzına bakıyoruz National Lampoon ile... Yani Fransızlar gibi öncesi olan değil de ABD'de olduğu gibi birdenbire ortaya çıkan ve yarına kalmasından çok bugün ne yapacağı ile ilgili olan bir durumdan bahsediyoruz. Fakat burada tümüyle birdenbire oluş söz konusu değil. 

Bir kulüp çatısı altında toplanan üniversite öğrencilerinin kendilerine verdikleri ad: “Cambridge, Massachusetts'teki Harvard Üniversitesi'nin öğrencileri ve eski mezunları tarafından 1876 yılında oluşturulmuş bir mizah kulübü olan Harvard Lampoon'un..” (Kaynak: Vikipedia) içinden çıkan ama ona daha önce içeriğinde olmayan yeni anlam kazandıran bir durum.  

Lampoon ilk açılışta taşlama, hiciv, yergi anlamına geliyor. Ulusal taşlama, kendi öz eleştirisini mizahla yapmak gibiyse National Lampoon’un dergi ismi seçilmesinde bir kelime oyunundan söz edebiliriz. National Lampoon, ulusal bir yayın olarak ortaya çıkınca günümüz mizah dergiciliğinin en şamatacı olan yapılarından biridir. Günümüz mizah dergiciliğinin temellerinde var olan absürtlük, her konuya girebilirlik, özgüven ve patavatsızlık, çarpıcılık ve bazen hayatta olduğu gibi kaçınma (kofti anarşist gibi) her şey buradan geliyor gibi gözükmekte.

Nisan 1970 tarihinde çıkmaya başlamış aylık mizah dergisi National Lampoon kural tanımaz şımarık tavrıyla ve özellikle kapaklarında olay yaratan sansasyonel tavrıyla edepsiz bir mizahı gazete reyonlarına taşıyor. Bununla kalsa iyi, içindeki fotoroman cinsellik içeren senaryolar ile gençleri feci yakalıyorlar. O gençler ki milli değerler, dini ritüeller ile iyi birer vatandaş olacaklar! Gençlerin dünyasına o ana kadar ortalarda olmayan açık seçik mizahı doğal bir olgu olarak getirip geleneksel mizah kalıplarını alt üst ediyorlar. Ya da sokakta var olanı basılı ortama adapte ederek, usta mizahçılar ile bayağı olanın daha klas hale gelmesine yol açıyorlar. 

Çok az absürt felsefeyle karışmasında sakınca yok ama tamamen öyle de tanımlanmamalı. Şımarıklığı ise büsbütün olumsuz anlamıyla almamalı ele. O da büsbütün kötü bir anlama yol açabiliyor çünkü. Oysa herkesin hayatının her döneminde biraz olsun şımarmak hakkıdır. “Kendimi bugün iki kadeh rakı içerek şımartacağım” cümlesi örneğin. Bu biraz bir yanımızın müzmin ergen kalması gibi de düşünülebilir. Yetişkin ergenler gibi bir durum. Sorunlu bir durumdan bahsediyor gibiyiz. Aksi de sorunlu olabilir. Hayata bir masa memurunun eşya gibi donuk tabiatı ile bakmak mesela.  National Lampoon’un yaratıcılarına baktığımızda masa başı memuru olmadıklarını ama mizahları için masa başında masa başı memurlarından daha çok sabahladıklarını çok rahat görüyoruz. Tıpkı bugün bilgisayarı başında sabahlayan gençler gibi. (Bana gelirsek, bu yazı da epeyce bir zamanımı aldı örneğin!)

Sonuç

Evet, ele aldığımız derginin mizah anlayışı mizahın eğlence yüzüne daha yakın bir anlayıştır. Bizim mizah dergilerindeki deli dolu karikatür mizahı bu anlayışa fazlasıyla yakındır. Onların çoğunun büsbütün Nasrettin Hoca geleneğinden etkilendiğini söylemek bence doğru olmaz. Aşırı iyimserlik olur. Ancak bir sokak kültürü ve onun ortaya çıkarttığı kaba belden aşağı bir mizahın mizah oluşturma kaygısı ile yeniden ele alınıp malzemeye karıştırılmasıyla her şeyle inceden alay etmek davranışını katabiliriz işe. Bu doğaldır, çünkü sokaklar acımasız büyümekte olan çocuklarla doludur. Herkes güçlü olup zayıf olanı biraz ezme gayretindedir. Ayrıca en marka kotu, tişörtü, spor ayakkabıyı giyip altına babasının arabasını da aldı mı sokakların kralı oluvermektedir imrenilen bir kesim. Böyle kız erkek ilişkilerinde avantaj sağlamak ta yabancısı olunan bir şey değildir. İşte bu gerçekleri görmezden gelip iyi niyetle geleneksel mizah epeydir sökmemektedir sokaklarda. İnsanın içyüzü biraz böyle hilekârdır, şımarıktır. Bu da işin politik yüzüne bir göndermedir.

İlgilisine not: Bu yazının başta bu kadar uzayacağını bilseydim, belki başlamazdım. (Gerçi uzun süredir bu ve bir iki başka konuyu yazasım vardı, yani başlardım sanırım;)) Ancak bu kadar söz söylemişken NatLamp’ın karikatürcülerinden bahsetmemek eksik bir şeyler bırakacak. Bu da bu yazıların üçüncüsünü gerektiriyor. Süresini vermek doğru olmuyor. Üzerinde çalışmaya devam… Neyse, yazarken bir şeyler öğreniyoruz böylece. 

İlgilisine bazı yararlanılan linkler:

*http://www.fedge.net/nationallampoon/ dergi kapakları
*https://www.golfdigest.com/story/caddyshack-kate-meyers-gd200405
*https://www.georgehunka.com/tag/national-lampoon/
*https://www.cartoonstock.com/collections/national-lampoon
*https://ink19.com/2015/05/magazine/screen-reviews/drunk-stoned-brilliant-dead-the-story-of-the-national-lampoon


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın
Video
Youtube and Vimeo Embeds
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı