Fatih Solmaz’dan ‘Uzun Roman’ (3)

Bruce Willis filmin başında ölmüştür. Ama rahmetli olduğunu bilmeden rahmetsiz gibi yaşamaktadır. Kendisini bir tek küçük bir çocuk görebilmektedir.


Chapter 3:  Beyazperdedeki Tatak

Müzeyyen ölümden dönen sevdiceği Selahattin Muhittin’le merdivenleri, duvarları, tavanı kısaca her tarafı kumaş içinde olan alerjenin tillahı AVM sinemasındadır ve elinde patlamış mısır kese kağıdı vardır. Birlikte yemektedirler tek adet mısırı… Zira orta boy mısırın fiyatı Selahattin’in kıyaslamasıyla 9 adet kerane tatlısı fiyatına denk gelirken, Müzeyyen’in kıyaslamasıyla da beş kiloluk kokusuz kedi kumu fiyatına denk gelmektedir. 

Selahattin Muhittin’in eli Müzeyyen’in tuttuğu patlamış mısıra gider. Fakat Müzeyyen ani bir hareketle Selo Muho’nun elini iteklerken (E artık kısaltmanın zamanı geldi.) hemen bu duruma açıklık da getirir. “Lütfen sen yeme canım! Yine boğazında kalırsa karanlıkta kimse de kurtaramaz, ölür gidersin.” der.

Selo Muho; ‘İyi ama o kocaman taşaktı, bu küçücük mısır?’ der. Fakat bu lafı eder etmez içini derin bir pişmanlık kaplar Selo’nun… ‘Allahım ne dedim ben? Müzeyyen bundan sonra ya her şeyi o taşakla kıyaslarsa, ya o taşak Müzeyyen’in bundan sonraki hayatının ölçü konusundaki mihenk taşı haline gelirse? Ne yaptım ben? Kendi ağzımla mısırla taşağı kıyasladım bir salak gibi…’ diye kaygıya boğulurken film yerine yan tarafında kendinden geçercesine burnunu karıştıran adama bakakalır. Adam, burnundan o kadar büyük bir parça çıkartmıştır ki, o parçayı parmağıyla fiske şeklinde perdeye attığında, filmdeki Bruce Willis’in suratında İzzet Altınmeşe’ninkinden büyük bir ben oluşur..    

Neyse… Gelelim filme… Filmin konusu kısaca şöyledir; Bruce Willis filmin başında ölmüştür. Ama rahmetli olduğunu bilmeden rahmetsiz gibi yaşamaktadır. Kendisini bir tek küçük bir çocuk görebilmektedir. Ama ne hikmetse bindiği metroda onun oturduğu yeri hiç kimse boş olarak göremeyip gelip kucağına oturmamaktadır. Kimse ona yolda şurda burada çarpmamaktadır filan…

Shyamalak’ın tüm filmleri tırttır aslında ama dünyada nasıl bir yokluk varsa bu herifin hep kredisi vardır anlaşılmaz bir şekilde…

Film bu şekilde devam ederken Bruce Willis kıçına tıkılmış pamuk bulunca ölmüş olduğunu anlar ve kıçından çıkarttığı pamuğu, ölmüşlerine pamuk yerine devletin parasız dağıttığı sallama çayı sokan fakir ama gurursuzlara yardım olarak gönderir. Film, böyle bir sosyo siyasi mesajla sona erer.   

O gece Müzeyyen; evdeki odasında yatağına uzanmış şekilde mutlu bir gülümsemeyle gökyüzündeki dolunaya bakmakta; gayet tıkırında giden ilişkisinin verdiği mutlulukla payitaht Abdülhamit dizisinin jenerik müziğini mırıldanmaktadır.

Selo Muho ise izledikleri gerilim korku filmindeki çocuğu kendisine yakın bularak kahvede okeye yancı olarak oturduğu yerden ölü görür müyüm acaba şeklinde etrafına bakınmaktadır. Tam umudunu kesecekken birden içtiği çay bardağında ölmüş bir sinek görür. 

Ve akabinde hesabını soramadığı; neden gerçek vaka sayısı açıklanmıyor? Neden bütçeden diyanet ayı büyülüğünde para alıyor? Kılıç fiyatları mı pahalı? Neden artık Migros’tan bişey alacak gücümüz yok? Neden her ürünün başına ‘Le’ kelimesi gelen BİM’den sadece ürün alabiliyoruz? gibi kafasına takılanlardan hıncını alırcasına bağırır; ‘Huooop kahveeciii, ülke demirbaşlarını Katar’a sata sata azar azar, nereye kadar dayanacak bu maç yatar, bu gidişle ekonomi batar!..’ 

Tüm kahvede derin bir sessizlik hakim olur aniden… Püüü; ‘Hooop kahveciii, bu çaydan sinek çıktıııı!’ diyecekken ne demiştir Selo Muho böyle hem de kafiyeli mafiyeli…

Kahveci bir tok sesle; ‘Silivri’de hava 4 dereceymiş sabahları…’ der çay ocağının arkasında duvara asılı olan sayın Önemli Kişi’nin resmine yandan bakarak sanki resme bişey ispiyon edercesine…

Aşıya, sosyal mesafeye, maskeye, kumruların paslanmış güvercinler olmadığına ve Kırmızı Oda’nın bir seks dizisi olmadığına inanmayan kahvedekiler; kahveciyi tasdiklercesine; ‘Yaa evet Silivri’ye penguenlerin göç zamanıdır şu aralar’, ‘Alman Biontech’in aşılarının soğukluk derecesi için Silivri’nin havası uygun diyorlarmış.’, ‘Silivri o kadar fena bir yermiş ki; siyah beyaz televizyonda Pembe Panter yayınlıyorlarmış.’

Duydukları karşısında ürperen Selo Muho ani bir manevrayla derhal işi şakaya vurmaya çalışır ve ‘Ah ah ah haa, şaka yaptım bee! Katar dışındaki tüm ülkeler dandik, herkese benden birer pandik!’ deyiverir.

Aslında herkese benden çay diyecekken; çay şimdi az olur şimdi bu yediğim halta. Daha yüksek daha değerli bişey sunmalıyım diye düşünmüştür o an. 

Kahvedeki herkes sırayla birer pandik atarken Selo Muho’ya; Selo Muho gözlerini kapatarak Müzeyyen’i düşünür Moda sahil yolunda rüzgarda saçları uçuşur şekilde… O atılan pandikler yüzünden cinsel tercihi değişmesin diye…

Müzeyyen’in hayali ne kadar tatlı gülümsemektedir ve buğulu bir sesle; ‘Dayan sevgilim, seni öldürmeyen pandik seni güçlendirir. Bu pandikler, boğazına takılan boğa billurunun yanında ne ki?’ demektedir, arkasından gelen ‘Eheheherr hoop pandikk!’ ‘Kartal Pendik, alalım bir pandik!’ seslerine inat…

Loading...

Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı