DOLAR

32,6012$% 0.29

EURO

35,0566% 0.19

STERLİN

41,5515£% 0.36

GRAM ALTIN

2.447,53%0,63

ONS

2.333,86%0,28

BİST100

10.632,27%1,54

Öğle Vakti a 13:11
İstanbul AÇIK 28°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
  • Ters Dergi
  • Çizgi
  • Çizgisi de sesi gibi basbariton bir karikatürcü: Cem Kenan Öngü

Çizgisi de sesi gibi basbariton bir karikatürcü: Cem Kenan Öngü

ad826x90
ad826x90
ad826x90

1951 yılında Malatya’da doğdu. Beyazıt Maliye ve Muhasebe Yüksek Okulu’nu bitirdi. İlk kişisel sergisini 1975 yılında İstanbul’da açtı. Yurt içi ve yurt dışındaki bazı yayın organlarında karikatürleri yayınlandı. İki uluslararası, yedi ulusal yarışmada ödül kazandı. Karikatürcüler Derneği’nin birçok etkinliğine katıldı, uzun süre yönetim kurulunda görev aldı. Yaşamının son döneminde “Mrs. Moss-Mr. Mess” (Tosun ile Yosun) adını verdiği bir bant karikatür dizisi hazırladı. Ancak bunu yayınlayamadı. Serbest muhasebecilik yapan Öngü, muhasebe meslek kuruluşunun yayın organı olan “İktisadi Araştırma” dergisinde karikatürleri yayınlanmaktayken, 25 Kasım 2003’te yaşamını yitirdi. Sanatçının Kemikzadeler ve Delegem Sarı Bağlar adlı iki karikatür albümü bulunmaktadır.

ad826x90

Çizgisi de sesi gibi basbariton bir karikatürcü: Cem Kenan Öngü

Cem Kenan Öngü benim yaşamıma henüz on yedi yaşımdayken girdi. Gırgır’ın sayfa dibinde gördüğüm bir ilan beni ilk kez onunla tanıştırdı. “Kemikzadeler” adlı ilk albümünün ilanıydı bu. Edinmek için verilen adrese mektup yazdım, yanıt gecikmedi. Üstelik gelen yanıt yalnızca albüm konusunu değil, benim ondan sonraki karikatür yaşamımda çizgimi netleştirecek birçok konuyu da içeriyordu. Karikatürle ilgili öğrenmek istediğim her konuda bana yardımcı olabileceğini söylüyordu; sergilerden, yarışmalardan haberdar edebileceğini. Bafra gibi karikatür dünyasının çok uzağındaki bir gezegende yaşayan, henüz karikatür yaşamının ilk yıllarındaki bir lise öğrencisi için bunlar ne demek? Dediğini de yaptı; mektuplarla, kartpostallarla bu dostluk daha alevlendi.

Derken araya yıllar girdi. Yaklaşık yirmi yıl sonra bir Devrek akşamında ilk kez yüz yüze geldik. Ben o mektupları anımsatınca, “Valla mı, sen misin o şimdi?” diye hayretle sordu, sonra da “Vay anasını be” dedi, “nerdeeen nereye?”

ad826x90

Bu buluşmadan yaklaşık altı ay sonra, bu kez Zonguldak’ta “Sanat Günleri” adıyla düzenlediğimiz bir etkinliğin davetlisi çizerler arasındaydı. Üç gün bir aradaydık. Hep karikatürü konuştuk ve de karikatürcüleri (!). Bu son buluşmada bir gariplik vardı onda. Her fırsatta kendini uykuya veriyordu. Dostları bunu yaşlılığına (!) veriyor, o gülümsüyor, çaktırmadan yine dalıyordu.

ad826x90

Bu buluşmadan yaklaşık bir yıl sonra, bir akşamüstü sevgili Semih Poroy arayarak onu yitirdiğimizi söyledi. Üzüntü ve şaşkınlığı bir arada yaşadım. 

Türk karikatürünün ikinci büyük Cem’iydi o. Birinci Cem’le aynı damardan gelen bir karikatür yüreği vardı. 12 Eylül’ün o dehşet günlerinde “Kemikzadeler”i yayımlamak için o damarı iyi bilmek gerekir. 90’lı yıllarda yayımladığı “Delegem Sarı Bağlar” albümüyle ise omurgasız, tutarsız sendikacıları ve bilcümle gözü kapalı el kaldıranları gözler önüne serdi. Yalın, gösterişsiz ama kendine özgü, kıvrak bir çizgisi vardı Cem’in. Yaşamı ile çizgisi arasında özdeşlik kurabilmiş ender sanatçılardandı.

METİN PEKER ANLATIYOR

Karikatür sanatının sıra neferi Cem Kenan bizleri bırakıp Ali Ulvi, Nehar Tüblek, Ferruh Doğan, Serdar Çakırer, Asaf Koçak, Necmi Rıza ve diğer dostlarımızın yanına gitti. Cem, karikatür sanatıyla tanıştıktan sonra yaşamı boyunca karikatürün hep içinde dürüstçe yer alırken, dedikodu, karalama onun kapsama alanı dışında kaldı. Uzun yıllar yönetimlerde birlikte olduğumuz sevgili dostum Cem’in dernek çalışmalarında gösterdiği özveriyi unutmak mümkün mü? Cem hastalığı boyunca bile bizleri yalnız bırakmadı, karikatür sanatından kendini hiçbir zaman soyutlamadı. Dernek çatısı altında uzun yıllar birlikte olduğumuz dönemlerde sevgili Cem Kenan ile karikatür sanatına yaptığımız katkının onurunu kıvançla taşıyacağım.

ad826x90

SEMİH POROY ANLATIYOR

Çok sevgili bir arkadaşımız yitirdik. Farkına daha çok vardığımız bir miras edindik. İnsan kırmadan da bir yaşam olabilirmiş. Cem Kenan Öngü’nün böyle bir miras bıraktığını söylersek fazladan bir şey söylemiş olmayız. Fethi Develioğlu Ortaköy’e yerleşip orayı mesken tuttu. Fethi’nin tezgahını ziyaret eden bir tür tiryakilik oldu. Baş tiryakiler Necmi Rıza ve Cem Kenan’dı. İkisiyle de unutulmaz anılarımız, öykülerimiz var. Fethi “tezgâh müdavimleri”nin çizimlerinden toplamı bir araya getirdi. Bu toplamda çizgileri eğip büzen ama insanı kırmayan bir şeyler var. Müdavimler azalsa da çizgiler kaldı. Çizgiler hep kalsın.

CİHAN DEMİRCİ ANLATIYOR

11 yıl uçtu gitti... Bir hakiki, bir yapmacıksız, bir harbi arkadaşı, dostu yitireli... O eski harbi ve insan sıcağı mahallelerin içinden fışkırmış insan sıcağı bir yürekti sevgili Cem Kenan Öngü... Muhasebecilik yapar gibi gözükürdü ama hep çizerdi, her fırsatta çizerdi, en ufak fırsatta çizerdi. Çizgiyle ve sesle yaşardı Cem Kenan... Çizmediği zamanlarda bas bariton sesiyle bize muhteşem türküler söylerdi. Richter ölçeğinde sallanırdık etkili sesiyle ve ona eşlik etmeye çabalardık. Zamanında Ruhi Su Dostlar Korosu’nun boşuna üyesi olmamıştı... Onun gidişi ardından gerçek arkadaşlığın, dostluğun kıymetini daha iyi anladık insan ilişkileri her geçen gün daha da dibe batan bu çakma dostluklar ve sahte arkadaşlıklar ülkesinde... Artık Cem Kenan gibi hakiki arkadaş, harbi dost bulmak hiç kolay değil... Onun gibilerden kalan anılarla idare etmek zorundayız... Sahi, zaten hayat dediğiniz nedir ki, tüm didinmelerin, tüm çabaların pamuk ipliğine bile değil sadece bir parça pamuğa bağlı olduğu insan ömründe... O zaman ne kalıyor geriye?.. Sadece insan... Uzun yaşamak da değil işin sırrı... Sadece insan olabilmek de... Doğmak yetmiyor zira insan olmak için... Bunu başaranlar belki de o yüzden daha erken gidiyorlar... Şüphesiz upuzun yaşayarak insan olmayı inatla sürdürenler de var... Hayat zaten bu iki insan tipinin sayesinde döndürmüyor mu dünyayı?.. Neyse, lafı çok uzattım... 11. ölüm yıldönümünde sevgili can arkadaşım Cem Kenan Öngü'ye bir kez daha yürekten selam olsun istedim... Bıraktığı ışığın bizde hala yandığını söylemek isterken oluştu tüm bu satırlar... Anısına ve arkadaşlığına, sevgiyle...

FETHİ DEVELİOĞLU ANLATIYOR

ad826x90

Yaklaşık otuz yıldır tanıdığım gerçek bir dostumu kaybetmenin üzüntüsü içindeyim. Bu sürede arkadaşlığın nasıl olduğunu, nasıl yaşandığını gördüm. Devamlı üreten bir insan, dedikodudan uzak bir yaşam portresi çizmiştir. Her akşam Ortaköy’deki standa gelirdi. Çaylarımız yudumlarken kâğıdı, kalemi alır, herkesin portresini çizerdi. Onun aramızdan zamansız ayrılması beni ve tüm dostlarımızı çok üzdü. Ortaköy’de nereye baksam onu görüyorum. Şişko Dürümcü’nün önünden geçerken, camın kenarında Semih, Ferit ve Cem’i -onun çok sevdiği- tavuk kanadını yerlerken görüyorum. Neşe Restaurant’da tavuk suyu çorba içerken görüyorum. Her yerde onunla beraber soluduğumuz havayı özlüyorum. Uzun süren bu dostluğumuz süresince ne beni ne dostlarını kırdığını, üzdüğünü hiç görmedim. Cem baba… Dipfrizde yeni tuttuğum çinekoplar… Tüm Ortaköylü dostların, eşim ve ben seni çok özlüyoruz.

FERİT AVCI ANLATIYOR

1978 yılında, Akşehir’deki Nasreddin Hoca Şenliği sırasında tanıdım. Çay bahçesinde otururken İtalya’nın Bordighera kentinde yapılacak karikatür yarışmasına katılmak istedik. Kırtasiyeciden aldığımız kağıtlara anında karikatürlerimizi çizip postaladık. Çizgilerini ve imzasını ilk kez orada gördüm. Büyük elli ve ayaklı insanlar çiziyordu. Kurşunkalem ve silgi hiç kullanmıyordu. Kendine özgü bir çizgisi ve sesi vardı. “Bir Roman kızı gördüm Tuna boyunda” türküsünü ilk kez ondan dinledim. Esas işini değil, karikatürü çok sevdi. Her gün çizdi. Yaşamının en önemli nedeni çizmekti. Halı sahada yapılan bir futbol maçında ayağımı kırmış evde oturuyordum. Bir akşam üstü kapı çalındı. Zıplaya zıplaya kapıya gidip açtım. Kapıda bir televizyonla Cem duruyordu. “Evde otururken canın sıkılmasın diye getirdim” dedi. Dostları onun için çok özeldi. Çizgisi gibi her şeyi netti. Nasıl çizdiyse öyle yaşadı. Sevgisini üzerimizden hiç eksik etmedi.

CANOL KOCAGÖZ ANLATIYOR

Ben bu satırları yazarken ve bizler yine eski günlerdeki gibi karikatürleri sergilerken, sen de çevremizdekilerin portresini çizerek yaptığımız işi güçlendiriyorsun. Arada bir yeni bir espri ve kıvrak çizginle gelip karikatürünü asıyorsun. Ve sonra tekrar köşene çekilip Ruhi Su’dan bir iki parça mırıldanarak karikatür ve portreleri çizmeye devam ediyorsun. Sevgili dostum, yıllar önce, zannedersem 1975 yılında derneğe getirdiğin değişik tarzdaki karikatürlerin sayesinde tanışmıştık seninle. O günden sonra da 25 Kasım 2003 gününe kadar her yolda beraber güldük, ağladık, mücadele ettik ve karikatür çizdik. Gericiliğe, haksızlığa, her türlü ayrımcılığa ve kapitalizme karşı verdiğimiz bu mücadelede hiçbir zaman seninle ters düşmedik ve ayrı durmadık. Sevgili dostum, dinsel gericiliğin, kabalığın arttığı, küreselleşmenin yeni yeni karikatürler dayattığı, liberalizme karşı safların daha net ayrıştığı bu günlerde senin gibi kararlı dostların önemi daha bir öne çıkıyor. Yıllar önce Türkiye İşçi Partisi üyesi kimliğinle faşizme karşı birleşik cephe toplantılarında, 1 Mayıs yürüyüşlerinde, DGM direnişlerinde, barış savaşımları başta olmak üzere sendikal gazete ve dergilerde, Politika gazetesinin mizah sayfasında ve son olarak Homur mizah dergisi saflarında çizgilerinle sermayeye ve onun her türlü karanlık güçlerine karşı omuz omuza verdiğimiz mücadele daima beraber olduk ve olmaya devam edeceğiz. Ve her türlü haksızlığa ve yolsuzluğa karşı tüm çizer dostlarınla beraber güneşi zaptedeceğiz. 

AKDAĞ SAYDUT ANLATIYOR

Esmer, delikanlı bir Anadolu çocuğu idi. Tok sesi ve kendinden emin ama aynı zamanda sevecen ve saygılı bir duruş. Ben onu gençlik yıllarında tanımıştım. Karikatür sevdalısı idi. Bu sevdasını hiç yitirmedi. Yıllar sonra ilk kez karşılaştığımda eski Cem yerli yerindeydi. Aynı tok ses ve delikanlı duruş. Sohbet ederken bir yandan da portremi çizmişti. Nereden bileyim? Son çizdiği portre olacak… Hiç konduramadım. Hasta olduğunu anlamadım. Belki de değildi. Sonra Dernek’te sevgili Metin Peker’in düzenlediği bir kaynaşma toplantısında yine karşılaştık. Cem çökmüş, yitmiş, fiziksel görüntüsü yürekleri burkacak denli değişmişti. Ama yaşama olan inanç ve umudunu yitirmemişti. Toprağın bol olsun sevgili kardeşim, erenler yüreğinde yücelsin ruhun.

Comments

comments

ad826x90
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

“Göğü kucaklayıp getirdim sana, kokla açılırsın”

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Araç çubuğuna atla