DOLAR

32,2053$% -0.22

EURO

35,1156% -0.22

STERLİN

41,0337£% -0.05

GRAM ALTIN

2.498,17%1,32

ONS

2.414,64%1,64

BİST100

10.643,58%3,14

Öğle Vakti a 13:05
İstanbul KAPALI 20°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
  • Ters Dergi
  • sanat
  • Üç kadın sanatçının hikayesi: Bu kadar yalnız kalmak için ne yaptılar?

Üç kadın sanatçının hikayesi: Bu kadar yalnız kalmak için ne yaptılar?

ad826x90
ad826x90
ad826x90

Frida Kahlo, günümüz popüler kültürünün kadın ikonu haline gelmiş durumda. Şüphesiz çok acı çeken ve erkeklere karşı var oluş mücadelesi vermiş bir isim. Ama Frida Kahlo bu mücadelesinde yalnız değildi. Tarihte ve günümüzde pek çok kadın sanatçı hem sanatıyla hem de cinsiyetiyle toplumda kabul görme mücadelesi vermek zorunda kaldı, kalıyor. Maalesef sanat tarihi de baskın bir erkek egemen yaklaşımdan muaf değil. 

ad826x90

Bu noktada günümüzde pek fazla üne sahip olmayan, ikonlaşmayan ancak Frida kadar acılar çekip, kadın olarak çok mücadele eden diğer sanatçılardan da bahsetmek gerekir. Tecavüze uğrayan, 30 yıl akıl hastanesine kapatılan, kimsesizler mezarlığına gömülecek kadar yalnız olan bu kadınların tek bir ortak özelliği var; o da sanata olan tutkuları ve verdikleri mücadele… 

  1. 1 Artemisia Gentileschi (1593-1653)


    Resim hocası tarafından 19 yaşında tecavüze uğrayan, kendi travmatik hislerini resimlerine aktaran, feminist bir bakış açısı geliştirerek, güçlü, direnen, kendinden emin kadın karakterler ortaya koymayı başaran bir sanatçı o. 

    Caravaggio’nun izinden giden, İtalyan Barok ressamı Artemisia, Roma’da doğdu. Annesini henüz 12 yaşındayken kaybetti ve kendi gibi ressam olan babasının resim atölyesinde geçti çocukluğu ve ilk fırça darbelerini ondan öğrendi. Resim yapmaya çocuk yaşta başlayan Artemisia’nın şansı, kadın sanatçılara ilginin olmadığı bir dönemde babasından destek görmesiydi. Onun daha iyi bir eğitim almasını istiyordu ve onun için kızını yakın arkadaşı ressam Agostino Tassi’ye götürdü. Arkadaşının henüz 19 yaşındaki kızına tecavüz edeceğini bilemezdi. Kendisine travma yaşatan bu alçak adam bir de olayı kapatmaya çalışıyor ve onunla evleneceğini söylüyordu. 

    ad826x90

    Evlilikten vazgeçmesi üzerine zorlu bir dava süreci yaşandı ve 8 ay kadar kısa bir süre hapis cezası aldı. Ancak bu utanç durumun faturası da yine kadına kesilmişti ve ardından Floransalı bir ressamla zorla evlendirildi. Tecavüz olayından sonra artan dedikodular üzerine karı-koca Floransa’ya taşınmak zorunda kaldı. Ressam olan ikili için en önemli şey resimdi ve bunun için çok çalışmaları gerekiyordu. Artemisia’nın resimleri Floransa’da ilgi çekmeye başladı. Soylu ve zengin kesimlerden siparişler almaya başladı ve desen akademisine girmek için gece gündüz çalıştı ve sonunda kadın ressamların kabul görülmediği bir dönemde Floransa'da Accademia di Arte del Disegno'ya kabul edilen ilk kadın oldu. Travmatik yaşantısıyla feminist sanatçılar arasında yerini aldı. Cenova, Venedik ve Napoli’ye giderek büyük başarılara, cesurca imza atan bir kadın sanatçı oldu. Dehşet verici bulunduğu için yıllarca saklanan en önemli eseri, ‘Holofernes’in kafasını kesen Judith’ tablosuydu. Bu tablonun bu kadar dehşet verici bulunmasının sebebi; tecavüzcü adam uyurken odasına gizlice sızıp intikam alan, etkin ve güçlü kadınlığın vücut bulmuş haliydi. Peki, bu betimlemeyi yapmakta haksız mıydı? Bu şekilde yaşanan zorbalıklar, hayal kırıklıkları ve acılar öylece unutulur muydu?

    ad826x90
  2. 2 Camille Claudel (1864 –1943)


    Kendi heykellerini ve eskizlerini parçalayan, 30 yıl akıl hastanesine kapatılan, annesi tarafından da reddedilen bir hayat ve heykel yapmasına dahi izin verilmeyen korkunç bir yalnızlık. Kulaklara haykıran son sözleri;“Bu kadar yalnız kalmak için ne yaptım?” ve ardından gelen kimsesiz, sessiz ölümü…

    Fransa’da doğan Camille’in heykele olan tutkusu çocukluğunda taş ve çamura duyduğu ilgiyle başladı. O dönemde kadınların eğitim görmesi mümkün değildi ve heykeltraş Alfred Boucher’dan bir süre ders aldıktan sonra 1882’de bir grup genç kadınla bir araya gelerek bir atölye kiraladılar. 1883’te bu gruba heykel eğitimi veren Auguste Rodin'le tanıştı. Tanıştıklarında Rodin’in ona büyük acılar yaşatacağından habersizdi. 20 yıllık bir ilişkisi olmasına rağmen, tanınmış, ünlü ve başarılı bir heykeltraş olan Auguste Rodin; onun hem arkadaşı hem de sevgilisi oldu. 

    Sevdiği adamdan hamile kalıp da bir kaza sonucu bebeğini yitirince ruhsal sıkıntılar yaşamaya başladı. Yaşadığı bu yasak aşk yüzünden annesi tarafından evden kovuldu. Bir süre Rodin’le birlikte çalışmaya devam etti ve bu dönemde onun etkisinden kurtulan Camille kendi tarzını belirleyerek klasik heykelden Art Nouveau akımına yakınlaştı. Rodin’in Camillie’i rakip olarak görmeye başlaması ve ona kaba davranmasıyla da ilişkileri sona erdi. Oniks mermerini ilk kez kullanan sanatçı unvanını alan Camille, “Olgunluk Çağı” eseriyle bu ayrılığın acısını ifade etti. Babasının ölüm haberinin bile verilmediği ve tek dostu olan kardeşi Paul’un da Çin’e taşınmasıyla yapayalnız kalan Camille’nin, ruhsal sorunları giderek arttı. Rodin’in onun fikirlerini çaldığını ve kendisini öldürmeye çalıştığını iddia etti. Rodin’in kaba söylemleri de bu çöküntüyü iyice derinleştiriyordu. Her yerde Ona altını nerede bulacağını söyledim. Ama bulduğu altın kendi içindeydi diyordu. 

    Acıları hiç son bulmuyordu ve 1913’te şizofreni teşhisiyle akıl hastanesine kapatıldı. Burada doktorların gözlemleri, onun heykel yaptığında herhangi bir hastalık belirtisi göstermediği yönündeydi. Dışarı çıkmalı ve heykel yapmaya devam etmeliydi ya da en azından ailesi onu daha sık ziyaret etmeliydi. Ancak annesi bunların hiçbirini kabul etmedi ve 30 yıl boyunca hastanede heykel yapmasına dahi izin verilmeden yaşamaya çalıştı. “Bu kadar yalnız kalmak için ne yaptım?” diyordu onu 5 yılda bir kez ziyaret eden, çok sevdiği kardeşi Paul’a yazdığı bir mektupta. Ve bu düşüncesiyle bir akıl hastanesinde yaşamını yitirdi.Onun hak etmediği bu trajik yaşam, deha sahibi, yaratıcı ve farklı bir kadın olmanın cezası mıydı? 

    ad826x90

  3. 3 Séraphine Louis (1864 - 1942)


    Resim yapma aşkıyla yaşamış ve ardından uzun yıllar akıl hastanesinde kalmış, kimsesizler mezarlığına gömülmüş yalnız ve kimsesiz bir hayat. 

    Fransa’da işçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Seraphine, daha küçük yaşlarda yalnızlığa mahkum edildi. Bir yaşında annesini, yedi yaşında da babasını kaybetti ve yalnızlık serüveni böylece başlamış oldu. Senlis’te zengin ailelerin temizlik işlerini yaparak geçimini sağlayan ve arta kalan zamanlarında da sabahlara kadar resim yapan doğa aşığı bir kadındı. Onu özel kılansa, pahalı ve kaliteli malzemelerinin olmaması ve her şeyini doğal yollardan elde ediyor olmasıydı. Kasaptan aldığı hayvan kanı, çamur, çiçekler, renkli taşlar, yosun, bitki kökleri onun için birer boya görevi görüyordu. Fırça dahi kullanmıyor boyayı el ve parmaklarının yardımıyla dağıtıyordu. Hatta öyle ki kilisede yakılan mumları toplayıp, resimlerinin uzun ömürlü olmasını sağlıyordu. Bir gün temizliğe gittiği evde, kenara atılmış duran natürmort tablosu Alman koleksiyoner Wilhelm Uhde tarafından fark edilince Seraphine için başka bir dünyanın kapıları açıldı. Rastgele hayatına giren bu adam onu cesaretlendirdi ve sergi açıp resimlerini tüm dünyaya tanıtacağını söyledi. Ancak Uhde, Birinci Dünya Savaşı yüzünden Fransa’dan Almanya’ya geri dönmek zorunda kaldı ve Séraphine’in hayalleri yıkılmış olsa da “yukarıdan” gelen sese kulak verip yine resim yapmaya devam etti. Odasından çıkmadan, yaşadığı ekonomik zorluklarla yiyecek parasını bile resim malzemelerine harcadı ve pes etmedi. 1927 yılında Senlis’te yerel bir sergiye katıldı ve tesadüf ki, Uhde’de o sergideydi. Seraphine’in resmini hemen tanıdı ve ikili yeniden bir araya geldi. Uhde bu kez verdiği sözü tuttu ve Seraphine’i resim dünyasına tanıttı. 2 metrelik dev tuvallere resim yapan, Paris’te sergi açan, tanınmış ve para kazanan bir sanatçı oldu Seraphine. Ancak bu dönemde de savaş sonrası ekonomik kriz ortaya çıktı ve artık sipariş alamaz hale geldi. Zaten hayatında paranın çok yer almadığı ve kısa bir dönem saltanat sürmüş olan sanatçı bu durumdan çok etkilendi, resim de yapamaz hale geldi ve ağır buhranlar geçirdi. Kronik psikoz teşhisi ile Clermont’daki akıl hastanesine yatırıldı.1942 yılında bu dünyadan kimsesiz ve yalnız bir kadın olarak ayrıldı ve kimsesizler mezarlığına gömüldü. Yıllarca fakirlikle mücadele etmiş ve buna rağmen sanata olan tutkusunu hiç yitirmemiş, doğa aşığı bir insanı bu denli karanlık yalnızlığa iten neydi?

Comments

comments

ad826x90
ad826x90
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

Teaser yayınlandı: Siz Lale Müldür müsünüz?

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.

Araç çubuğuna atla