39,7902$% -0.14
47,1198€% 0.03
54,4582£% -0.64
4.282,22%0,16
3.349,51%0,35
10.189,02%1,08
01 Ocak 2024 Pazartesi
Kar, kış, kıyamet: Abdülkadir Tamer'den bir öykü
Kaleminin gücüyle ayakta kalan babam: Burhan Arpad
... Ve Zonguldak
Yer altında Romanlar ve Gebenler
"Göğü kucaklayıp getirdim sana, kokla açılırsın"
İçimdeki cinayet (Altıncı Bölüm-FİNAL)
Anavarza: Kozan Dilekkaya köyündeki bu antik kentin Roma devrinde MÖ 1. yüzyılda geliştiği görülür. 220 metrelik bir kayalık alan üstünde yükselen görkemli bir kale-şehirdir. Müslümanların Lokman Hekim, Yunanlıların ise Dioscorides dedikleri ünlü hekim de burada yaşamıştır. Geçtiğimiz yıllarda kaybettiğimiz çizer Galip Tekin’in “Anavarza” isimli öyküsünde bu köye uzaylıların inmesi anlatılır.
Bekos: “Psammetikos bir çobana, rastgele iki tane yeni doğmuş çocuk verdi. Çocuklar ağıla konacak ve şöyle büyütülecekti: Kimse onların yanında ağzını açıp tek söz söylemeyecekti. Psammetikos’un böyle yapmasının ve bu emri vermesinin nedeni, çocukların ağzından çıkacak ilk sözü yakalamaktı. Çoban, çocuklara iki yıl bu şekilde baktıktan sonra bir gün kapıyı açıp içeri girdiğinde, çocuklar ayaklarına atılıp ellerini uzatarak “bekos” dediler. Psammetikos Frigyalıların ekmeğe “bekos” dediklerini öğrendi. Böylece Mısırlılar Frigyalıların kendilerinden daha eski olduklarını kabul ettiler.” (Herodot Tarihi) (Bu soru, 2013 yılında Milyoner yarışmasındaki son sorudur.)
Colossae: Honaz yakınındaki antik kentin Frigler devrinde inşa edildiği düşünülür. Tarihçi Ksenephon’a göre Frigya’nın 6 büyük kentinden biriydi. Anadolu’daki Pers devrinde en parlak çağlarını yaşamıştır. I. yüzyılda deprem sonucu harap olmuştur.
Çağdın Rölyefi: 1,4 metre yüksekliğinde ve 63 cm genişliğindeki rölyef Karkamış’ın Çağdın köyünde bulunmuştur. Başında boynuzlu başlık ve üzerinde kısa bir tünik olan tanrı betimi ve “Tarhuntaşşa Şehrinin Fırtına Tanrısı” ifadesi yer alır. MÖ 14/13. yüzyıllara tarihlenir.
Dara Antik Kenti: Nusaybin yakınlarındaki bu antik kent adını Pers kralı Darius’tan alır. Hellen seferine çıkan Perslar uzun yolculukları boyunca Anadolu’ya pek çok yerleşim oluşturmuştu. İçinde şaşırtıcı büyüklükte bir sarnıcın da bulunduğu kent günümüzde Oğuzlar köyü ile iç içe geçmiş durumdadır.
Eflatunpınarı: Beyşehir yakınındaki su anıtı Hitit devrinde inşa edilmiş. Hitit Çeşmesi olarak da bilinir. Anadolu antikçağının bu müstesna yapıtları görenleri büyülüyor. Ancak 3000 yıldır direndiği doğanın ve zamanın yıpratmasına ne kadar dayanabilir?
Fasıllar: Yine Beyşehir yakınlarındaki Fasıllar köyünde tepelik bir alanda boylu boyunca yatan 8 metrelik ve 20 tonluk Hitit devri heykeli ziyaretçilerin yüreklerini burkuyor.
Gavurkale: Haymana yakınındaki Hitit imparatorluk devrine ait bu yerleşimde kaya yüzeyine oyulmuş 3 tanrı resmi bulunur.
Hakmis: Günümüzde Amasya ile ilişkilendirilen efsanevi şehir.
İvriz: Konya Ereğli yakınındaki dev kaya resmi kral Varpalavas ve tanrı Tarhuntaşşa’yı betimler. Geç Hitit devrinde yapılmış olan resimde Tarhuntaşşa’nın dünyada bilinen en eski üzüm ve buğday betimlerini tutmaktadır.
Jisr El Hadid: Luwi diliyle yazılmış ve üç parçaya ayrılmış bu heykel Antakya Jisr El Hadid köyünde (Demirköprü) bulunmuştur. İki parçası evlerin duvarlarında kullanılmış, biri de nehir yatağında bulunmuştur. Orijinal stelin 60 x 70 cm boyutlarında olduğunu tahmin edilir. Heykel Samiya adlı biri için Runtapi adlı oğlu tarafından dikilmiştir.
Kuşsaray: Hayır, Kuşşara’dan bahsetmiyoruz. Çünkü benim de memleketim olan şehrin neresi olduğu hakkında fazla delil yok. Ancak Çorum yakınlarında, yani Hatti/Hitit bölgesinde Kuşsaray diye bir köyün olması sizce de şaşırtıcı değil mi?
Leodakia: Denizli yakınındaki antik kent MÖ 3. yüzyılda Selevkos Kralı II. Antiokhos tarafından karısı Laodike adına kurulmuştur. Hristiyanlığın ilk 7 kilisesinden birine sahip olan kent, Erken Bizans devrinde dinsel bir merkez oldu. Yaklaşık 5 kilometrekarelik alana yayılan Laodikeia’nın önemli yapıları arasında Anadolu’nun en büyük stadyumu (285×70 m) bulunur.
Meter Steunene: Görenlerin “Anadolu Stonehenge”i dedikleri bu dolmene ulaşmak hayli güç. Muhtemelen çok daha eski tarihte inşa edilmişse de Frig döneminde kurban sunak alanı olanak kullanıldığı düşünülüyor. Çavdarhisar yakınlarındaki Aizonoi kentinden buraya bir tören yolunun uzanması ve çevrede birkaç benzer yapının da bulunması bölgenin gizemini daha da artırıyor.
Neşa: Anadolu’de ticaret ve yazılı tarihin başlangıcı olarak kabu edilen Kaneş (Kültepe) şehrinin Hititçe adı. Daha da ilginci Hititlerin kendileri “Biz Neşalıyız” diye tanımlamaları.
Orontes: Hatay’ın içinden geçin Asi Irmağı’nın antik çağlardaki ismi. Orontes bölgede güneyden kuzeye; yani ters yönde akan tek ırmaktır. Adını bu özelliğinden aldığı düşünülür. Ayrıca kaynağı ülke dışında olup döküldüğü yer Türkiye’de olan tek akarsudur.
Örtülü Steli: Yemek yiyen bir çiftin betimlendiği bazalt stelin üst bölümüdür. İslahiye’nin Örtülü Köyü’nde bulunmuştur. 56’ya 90 cm genişliğindedir. MÖ 9. ile 8. yüzyıllara tarihlenir. Gaziantep Müzesindedir.
Pessinus: Frig devrinde iskan edilen kent, Kibele’ye adanmış en önemli inanç merkezidir. Kral Midas devrinde inşa edilen kentteki tapınağın bir göktaşının düşmesi sonucu inşa edildiği anlatılır. Yerleşim, Roma ve Bizans devirlerinde ticaret yolunun üstündeki en canlı noktalardan biri oldu. Günümüzde Sivrihisar’ın Ballıhisar köyünün içinde kalan bu antik kent, Adalet Ağaoğlu’nun Fikrimin İnce Gülü romanında da konu edilir.
Rhodiapolis: Kumluca yakınlarındaki Likya kenti. Rodos kolonisi olduğu kabul edilir. 1892’de keşfedilmiştir. Kentin en ünlü siması MS 2. yüzyılda yaşamış ünlü hayırsever Opramoas’tır. Opramoas’ın mezar duvarındaki yazıt Anadolu’daki en uzun eski Yunanca yazı olma özelliğini taşır.
Seha Irmağı Ülkesi: Adı Hitit belgelerinde geçen efsanevi bir ülke. Yeri belirsizdir, ancak Ege bölgesinde Gediz ve Bakırçay ırmakları arasında kaldığı düşünülür.
Şapuniva: Çorum’un Ortaköy ilçesi yakınlarındaki yerleşim, Hitit İmparatorluğunun en önemli kentleri arasında sayılır. Dinsel ve yönetsel bir merkez olan kentte kraliyet ailesinden bir çift yaşıyordu. Şapinuva’da Fırtına Tanrısı adına yapılmış tapınaklar, kraliçe sarayı, askeri kışla ve belediye gibi önemli kurum yapıları yer alıyordu.
Tavion: Anadolu tarihinin en gizemli konularından olan efsanevi Galat şehri. Tavion’un neresi olduğu kesin değildir. Bazı araştırmacılar Yozgat yakınlarındaki Büyüknefes köyündeki buluntuların bu kente ait olabileceğini düşünür. Antik kaynaklara göre MÖ 3. yüzyılda Anadolu’ya gelen Keltlerin Trokmi boyu tarafından kurulmuştur. Kentte Zeus kutsal alanı vardı ve kutsal alanda duran tunçtan anıtsal tanrı yontusu çok ünlüydü.
Uluburun batığı: Kaş yakınlarında bulunan ve MÖ 14. yüzyılın sonlarında battığı düşünülen gemi enkazı. 16 metre uzunluğundaki bu ticari geminin yükü madenler, cam eşyalar, değerli hayvan diş ve kemikleri, çeşitli mücevher, seramik, silah ve gıda maddelerinden oluşuyordu. Uluburun batığının keşfi antik çağ denizciliği hakkında eşsiz bilgiler sunmaktadır.
Üçtaştepe: Dikili’nin Nebiler Köyü yakınındaki Karina antik kentinin de içinde bulunduğu bölgenin adıdır. Bölgede bulunan teraslık alanlar ve keramik buluntular detaylı inceleme görmemiştir.
Vasada: Seydişehir yakınındaki antik kent 3 bin kişilik tiyatrosu ile ünlüdür.
Yazılıkaya: Anadolu’da Yazılıkaya adıyla birbirinden önemli iki yer bulunur. Birisi Hitit başkenti Hattuşa’daki açık hava tören alanı, diğeri ise Eskişehir Han ilçesi yakınındaki Mideskent olarak bilinen kentteki dev sunaktır. İkisinin adı da bölge insanlarının taktığı adlardır.
Zile: Tokat’ın Zile ilçesi (Anziliye), tarihçi Strabon’a göre Asur kraliçesi Semiramis tarafından kurulmuştur. Roma İmparatoru Sezar’ın ünlü “Veni, Vidi, Vici” (Geldim, Gördüm, Yendim) cümlesini Zile’de Pontuslulara karşı kazandığı zafer sonrası söylemiştir.
[zombify_post]
– Sır Ağacı diyorlar adına, çok ulu bir ağaç… Şu karşı tepede büyümüş; neredeyse üç bin yıllık bir ağaç bu. Zaman içinde yaşlanıp kurusa bile kendi köklerinden filizlenip yeniden uç verirmiş, yine aynı yerde. İnsanlar önünde diz çöküp sırlarını bu ağaca anlatırlar. Genellikle toprağa bakarak, başlarını fazla kaldırmadan sırlarını, tasalarını bu ağaca dökerler.
– Ağaç dinler mi?
– Ağaç; kişi önüne gelip anlatmaya başlayınca yavaşça kımıldanır, yapraklarını sallar. Usulca dinler anlayacağın. Kişi anlatır, ağaç dinlerken ne kuş sesleri işitilir ne rüzgârın uğultusu ne de başka bir şey. Günlerden bir gün, dertli bir adam çıkagelmiş. Sır ağacına derdini anlatmaya başlamış. Tam bu sırada aşağıdaki yoldan geçen bir hırsızın dikkatini çekmiş adamın ağaçla konuşması. Yaklaşıp bir köşeye sinmiş ve olan biteni gözlemlemiş hırsız. İnsanların ağaca sırlarını döktüğünü anlayınca aklına bu durumdan faydalanmak gelmiş. Ağacın iyice üstlerine çıkmış; geniş dalların, sık yaprakların arasında kaybolup kendine rahat bir yer bulmuş. Hırsız böylece geleni gideni dinlemeye, sırlarını öğrenmeye başlamış. Kimisi aşk acısı anlatıyormuş sır diye, kimisi de başına gelmiş kötü olayları… Hırsızın neşesi, keyfi yerindeymiş anlayacağın…
– Hırsız ağaçta yaşamaya mı başlamış?
– Evet. Ağacın lezzetli bir meyvesi varmış; kocaman, tatlı ve sulu… Elma desen değil, şeftali, kavun desen değil; hırsızın bildiği hiç bir meyveye benzemiyormuş. Bir tane yiyince bütün açlığı ve susuzluğu gidiyor, mutlu bir uykuya dalıyormuş hırsız.
– Sonra?
– Günlerden bir gün zengin bir adam gelmiş ağacın önüne. Ağlayarak çok altını olduğunu, ama hasta olduğu için yakında öleceğini söylemiş. Bu yüzden kimseye güvenmediği için altınlarını evinin bahçesine gömdüğünü anlatmış. Hırsız bu sırrı öğrenince çok sevinip bir plan yapmış. Gece olunca ağaçtan aşağıya inip şehre doğru yola koyulmuş. Adamın evini bulmuş ve bahçeyi kazıp altın dolu küpü çalmış. Artık zengin bir adam olduğu için seviniyormuş. Fakat içi altın dolu kocaman bir küple gidecek yer bulamamış. “Nereye gitsem yakalanırım, başım belaya girer” diye düşünmeye başlamış. Sabah olmadan küple birlikte geri dönmüş, yeniden ağaca çıkıp rahat yerine yerleşmiş.
– Diğer adam ne olmuş?
– Sabah olunca zengin adam, bir de bakmış ki sandığın yerinde yeller esiyor. Üzüntüden ağlamaya başlamış. Aklı başına gelince, altınların yerini sır ağacına anlattığını anımsamış. Öfkeyle ağacın yanına varmış. Oracıktan topladığı çalı çırpıyla ağacı ateşe vermiş. Bu sırada ağacın tepesindeki hırsız yorgunluktan bitap düşmüş, derin uykudaymış.
– Adam yanmış mı?
– Birazcık… Alev ve dumanlardan uyanan hırsız telaşla sandığını aşağıya düşürmüş. Altınlar yere dökülünce zengin adam ağlamayı kesmiş. Hırsız dumanların içinden kaçıp gitmiş. Adam altınlarına kavuşmuş. Ağaç yanmış, hırsız kaçmış. Sonra ağaç yeniden büyümüş. Başka zenginler, başka hırsızlar gelmiş.
[zombify_post]
Frigya kralı Midas, dünya tarihinin en popüler figürleri arasında yer alır. Güçlü bir kral olduğu kadar, gülünç bir figür olarak da mitoloji dünyasında yer etmiş biridir. Gelin “has Anadolulu hemşehrimiz” Midas’ın yaşamına biraz daha yakından bakalım.
[zombify_post]
[zombify_post]
Anadolu’nun kadim uygarlığı Hititler yüzyıllar boyunca bu toprakların dört bir yanına izlerini bıraktılar. Kurdukları görkemli şehirlerin yanı sıra kuş uçmaz kervan geçmez dağ başlarına, ıssız ovalara, metruk köylere kaya resimleri, yol işaretleri çizdiler, heykel atölyeleri kurdular. Ne yazık ki, en yenisi 3 bin yaşında olan bu eserler doğanın ve define avcılarının insafına terkedilmiş durumda. Tarihin en parlak uygarlıklarından birini kurmuş olan Hititlerin Anadolu doğasındaki mirasını koruma altına almak konuyla ilgili devlet kurumlarının öncelikli kaygısı olmalı diyoruz. Sayıları yüzlerle ifade edilen bu mirastan sadece küçük bir kısmını, 12 eserin durumunu gözler önüne sermek istiyoruz.
Yazı ve fotoğraf desteği için Sayın Tayfun Bilgin’e teşekkür ederiz.
Detaylar için www.hittitemonuments.com
[zombify_post]
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.