39,7902$% -0.14
47,1198€% 0.03
54,4582£% -0.64
4.282,22%0,16
3.349,51%0,35
10.189,02%1,08
12 Ağustos 2022 Cuma
Kar, kış, kıyamet: Abdülkadir Tamer'den bir öykü
Kaleminin gücüyle ayakta kalan babam: Burhan Arpad
... Ve Zonguldak
Yer altında Romanlar ve Gebenler
"Göğü kucaklayıp getirdim sana, kokla açılırsın"
İçimdeki cinayet (Altıncı Bölüm-FİNAL)
geçenlerde orhan ve cafer bendeydi… orhan eski dostum… caferleyse bir süredir tanışıyoruz ama muhabbetimiz sadece ayaküstü karşılaşmalarla sınırlı.. ilk defa uzun oturduk yani.. neyse, yiyoruz, içiyoruz, müzik dinliyoruz, konu kaçınılmaz olarak sinemaya geldi… cafer ne söylemiş olabilir bilmiyorum ama orhan’ın, ‘peki abi, bir film var ama hakkında hiç bişi bilmiyorum, ne yönetmenini, ne de oyuncularını…’ dediğini duydum… ‘abi, fırtınalı, puslu bir hava var filmde, boyuna rüzgar esiyor, bişiler uçuşuyor… çorak bir yerde bir kadınla bir adam sürekli bir at arabasıyla uğraşıyor…’ diye devam etti… cafer, sakin ve kendinden emin bir tavırla, ‘söylerim, ama alırım bi biranı’ dedi… gülüştüler… sonra, ‘aç babacım imdb’yi’ dedi cafer… ‘yaz oraya ‘béla tarr’ diye’… bense öylece bakıyorum dönen muhabbete… yazdı orhan ve ‘ahanda işte bu… vay be abi, nasıl bildin’ diye zor deşifre edebildiğim bir şeyler söyleyip kahkaha atarak mutfaktan bira almaya gitti…
o an için bir fikrim yok, meğerse macar yönetmen béla tarr’ın ‘a torinói ló’ ya da ingilizce adıyla ‘the turin horse’ adlı filmiymiş mevzuubahis olan… (bu sayede bu filmi de seyrettim ve bayıldım… ama ayrıntıya hiç girmeyeyim, nietzche’nin kırbaçlanan at hikayesi ile başlayan, onun varoluşu sorguladığı, ‘tanrı öldü’ doktrininden beslenen konusuyla üzerine bir şeyler yazmanın beni aştığı bir film… ama görselliğine, oyunculuklara bayıldım… çooook çooook uzun sekanslarına bile…) neyse, bir anda hayli ızdırap çektiren bir filmi sormak geldi aklıma ve ‘cafer’ dedim, ‘benim de bulamadığım bir film var… ben de ne yönetmeni ne de oyuncuları hatırlıyorum…’ cafer yine sakin ve emin edasıyla buz gibi yeni birasını açarken, ‘anlat abi, neler hatırlıyorsun peki’ dedi… ‘ne neleri yahu, neredeyse bütün film kare kare aklımda ama isimler yok işte’ diye yükselttim sesimi… yani biraz kızdım bu rahatlığına, kendinden emin tavrına… ‘neyse’ dedim, ‘bir araba, nasıl desem gettovari bir yerde, sisli puslu bir havada hızla giderken başlıyor film… arabayı kullanan adam kolundan yaralı.. bir eve geliyor… evdeki adam onu tedavi ediyor… anlıyorsun ki, evdeki bizimkinin kardeşi… bizim yaralı abi de mafyatik bir karakter… sonraki sahnede bu kardeş olan, karısı ve iki çocuğuyla yayla gibi bir yere gidiyor… bir tür baba evi… neyse, karısı çat diye hamile olduğunu ama çocuğun bizimkinden olmadığını söylüyor buna… sonra da işler karışıyor…’
cafer, birasından irice bir yudum aldıktan sonra gözlerini kısarak, ‘tamam abi… ama sana biraz pahalıya patlar…’ dedi… ‘nasıl yani’ dedim… ‘yani söylerim ama bi bin dolarını alırım…’ dedi… gülmedim, sırıttım… zaten insanı sinir eden bir sakinlik vardı üstünde… bir de bu ukala tavırlar filan… bilme olasılığı ise neredeyse sıfır… ‘tamam ulan’ diye bağırdım, ‘hangi film bu…’ benim bu yükselişimi hiç mi hiç takmadan sakin bir sesle, ‘aç abi imbd’yi… yaz oraya ‘andrey zvyagintsev’ diye’ dedi yine… ‘hah oldu mu, şimdi tıkla abi ‘izgnanie/sürgün’ filmine’ diye devam etti… kafayı yemek üzereydim…
[zombify_post]