DOLAR

39,7902$% -0.14

EURO

47,1198€% 0.03

STERLİN

54,4582£% -0.64

GRAM ALTIN

4.282,22%0,16

ONS

3.349,51%0,35

BİST100

10.189,02%1,08

a
Gizem Tokmak

Gizem Tokmak

23 Mart 2024 Cumartesi

Kaostan önce sis vardı: Sisli bir günde sis tanrılarına dair

Kaostan önce sis vardı: Sisli bir günde sis tanrılarına dair
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir önceki yazımı yazmaktaki temel motivasyonum o günün fırtınalı bir gün olmasıydı. Bu yazımı yazmaktaki motivasyonum da bir doğa olayına dayanması bakımından aynı: Bulunduğum şehirde günlerdir süren sis. Dolayısıyla sis tanrılarını anıp sisin bir an önce kalkmasını dilemek amacıyla böyle bir yazı yazmak istedim =) Fakat mitoloji bu konuda fırtına tanrılarında olduğu gibi bereketli değil. Zira sis tanrısı olarak ifade edilen tanrıların sayısı bir hâyli az. Söz konusu az sayıdaki tanrıların da biricik özelliği sis tanrısı olmak değil. Sis tanrısı olma özelliği, sahip oldukları özelliklerden sadece biri.

Antik Mısır mitolojisine başvurduğumda (tabii ki önceliğim Antik Mısır) karşıma çıkan Tefnut’un, sis tanrıçası olma özelliği ile anıldığı çok az kaynak var. Tefnut, baskın olarak nem, nemli hava, çiğ ve yağmur tanrıçası olarak anılıyor. Hava tanrısı Shu’nun hem kız kardeşi hem de eşi olan Tefnut, antik Mısır mitolojisinin en önemli kozmik olayını anlattığıım yazımda geçen yeryüzü tanrısı Geb ve gökyüzü tanrıçası Nut’un annesi olarak karşımıza çıkıyor. Tefnut ile ilgili dikkatimi en çok çeken unsur ise isminin etimolojisi. Zira ismi “onomatopoetik” bir özellik gösteriyor. Dil biliminde nadiren de olsa “ekoizm” olarak ifade edilebilen, telaffuzu ve yazımı zor bir kelime olan onomatopoeia, tanımladığı sesi fonetik olarak taklit eden, o sese benzeyen yansıma sesleri (ekoizm) oluşturma sürecidir. Örneğin kedi ve köpek seslerini ifade etmek için kullanılan “miyav”, “hav hav” ya da saat sesini taklit eden “tik tak” gibi kelimeler birer onomatopoetik özelliktedir. Tefnut’a dönecek olursak mitolojiye göre Tefnut, babası yaratıcı tanrı Atum’un onu tükürmesiyle yaratılmış, bu sebeple Tefnut ismini almıştır. Dikkat edilecek olursa tükürme eylemi sırasında çıkan ses ile Tefnut kelimesi arasındaki benzerlik ilişkisi kolaylıkla fark edilebilir. Tefnut’un etimolojisi, dillerin kökenine son derece meraklı (bir logofil=)) ve sırf bu konuyla ilgili bir blog sahibi olarak çok ilgimi çekmesi sebebiyle bu yazımda yer almayı hak etti. Yoksa Tefnut’u bu yazımda anmamın, onun nadiren bahsedilen sis tanrıçası olma özelliğiyle doğrudan bir ilgisi yok=)

[zombify_post]

Devamını Oku

Fırtınalı bir günde fırtına tanrılarına dair

Fırtınalı bir günde fırtına tanrılarına dair
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Şiddetli fırtınanın hâkim olduğu bir günde tabii ki mitolojinin önde gelen fırtına tanrılarıyla ilgili bir yazı yazmasam olmazdı. Bu yazım kapsamında fırtına tanrıları içinde en popülerleri olan Seth, Zeus ve Thor’u ele alacağım. Sadece bu üç ünlü tanrıdan bahsedecek olmamın sebebi hem yazıyı çok fazla uzatmamak hem de Seth’in en sevdiğim mitoloji olan Antik Mısır’a ait bir tanrı olması, Zeus’un okumaktan zevk aldığım bir seri olan Percy Jackson ve Olimposlular’la olan bağlantısı, Thor’un ise Marvel tarafından hikâyesine biraz müdahale edilmiş olmasıdır ki bu müdahaleye biraz sonra değineceğim. Dolayısıyla konuya ilgi duyanlar bu üç ünlü fırtına tanrısı dışında Aztek mitolojisinden Tlaloc, Antik Hinduizme ait bir tanrı olan Indra, Japon mitolojisinden Raijin ve Slav panteonundan Perun gibi fırtına tanrılarını da inceleyebilirler.

Antik Mısır mitolojisi diğer mitolojiler içinde her zaman için önceliğim olduğundan ilk olarak Seth ile başlamak isterim. Her ne kadar Seth, kardeşi Osiris’le olan güç savaşında Osiris’i öldürüp bedenini 40 parçaya bölmesiyle bilinip kötü bir üne sahip olsa da her zaman kötülükle ilişkilendirilmemiştir. Zira eski krallık (MÖ 2575-MÖ 2134) döneminde çöllerin koruyucu tanrısı olarak tanınan Seth, hem çölde seyahat eden tüccarları korumuş hem de saf bir kötü olan yılan tanrı Apep’e karşı direnerek Güneş’in doğmasını sağlayıp günü kurtarmıştır. Yeni krallık döneminde (MÖ 1550-MÖ 1070) ise kardeşi Osiris’le yaptığı savaş ve onu vahşice öldürmesi, Seth’i koruyucu bir tanrıdan kaos, yıkım ve istilalarla ilişkili bir tanrıya dönüştürmüştür. Seth’in fırtına tanrısı olarak anılmasının sebebi de işte tam olarak yaşadığı bu dönüşümdür. Yaşadığı dönüşümden sonra tıpkı şiddetli bir fırtınanın her şeyi önüne katıp yerle bir etmesi gibi Seth de kaos, yıkım ve kötülükle beslenmiştir. Eski krallık dönemindeki iyi hâllerinden hiç eser kalmamış, yaptığı iyilikler getirdiği yıkımlarla unutulup gitmiştir.

Kardeşi Seth tarafından öldürülen Osiris’in 40 parçaya bölünen bedeni, kız kardeşi ve aynı zamanda karısı olan büyü tanrıçası İsis tarafından bir araya getirilmiş ve büyüyle kısa bir süre için hayata döndürdüğü Osiris’ten hamile kalan İsis, Horus’u dünyaya getirmiştir. Sonrasında Osiris, yeraltı dünyasına geçmiş ve yeraltı ve ölüler tanrısı olmuştur. Bundan böyle Horus, babasının intikamını almak için amcası Seth ile şiddetli bir mücadeleye girmiş, bu uğurda bir gözü Seth tarafından oyulmuş (Horus’un gözü miti bu hikâyeden gelir), ama sonunda Seth karşısında galip gelip babasının intikamını almıştır.

Seth’in fırtına ve kaos tanrısına dönüşmesinden sonra Horus ile olan mücadelesi Mısır mitolojisinde iyilik ve kötülük ya da düzen ve kaos arasındaki sonsuz mücadeleyi temsil eder. Seth ve Horus’un, başka bir deyişle kaos ve düzenin dengede olması evrenin devamlılığının tehlikeye düşmemesi için önemlidir. Horus’un Seth’e kimi zaman merhamet gösterdiği bazı mitsel hikâyeler, Antik Mısırlıların söz konusu dengeye verdikleri önemle ilgilidir.

[zombify_post]

Devamını Oku

Tepetaklak Medusa’dan dimdik duran Medusa’ya

Tepetaklak Medusa’dan dimdik duran Medusa’ya
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bugün İstanbul’un en önemli tarihi yapılarından biri olan 1500 yıllık Yerebatan Sarnıcı’nı gezme fırsatı buldum. Sarnıcı ziyaret etmeden önce sarnıçtaki en ilgi çekici sütunların Medusa’nın tepetaklak duran başının yer aldığı sütunlar olduğunu biliyordum. Sarnıcı gezerken de bu duruma bizzat şahit oldum. Zira ziyaretçi yoğunluğunun en fazla olduğu yer, söz konusu sütunların bulunduğu alandı. Ayrıca dileklerin gerçek olacağı umuduyla atılmış, sayamadığım kadar madenî para da Medusa’nın tepetaklak duran başının altında yığın oluşturmuş durumdaydı. Sarnıcın muhtelif yerlerinde sular altındaki madenî paraları görmeniz mümkün. Yine de madenî paraların en çok, Medusa’nın ters duran başının altında yığınlaştığını söyleyebilirim.

Acaba insanlar büyük bir haksızlığa ve zulme uğramış Medusa’nın şans getireceğine mi inanıyorlardı da madenî paralar en çok onun bulunduğu bölgede yoğunlaşmıştı? Oysa ki Medusa’nın hiç de şanslı bir hayatı olmamıştı. Sahip olduğu muhteşem güzelliği, aynı zamanda onun sonu da olmuş, kendisine bakanı taşa çeviren bir canavara dönüşmesine yol açmıştı.

Güzelliği sebebiyle bütün kadınlar tarafından kıskanılan Medusa, iki kız kardeşi ile birlikte zekâ tanrıçası Athena'nın tapınaklarından birinde yaşamıştı. Athena, Medusa’nın güzelliğinden etkilenmiş olsa da kendisini daha zeki ve güzel bulduğundan (Yunan tanrı ve tanrıçaları neden hep kibirli olmak zorunda?) onu kıskanmamıştı. Ta ki eşi Poseidon, Medusa’yı görüp ona aşık olana kadar. Poseidon Medusa’ya aşık olmakla kalmamış, bir gün Athena’nın tapınağında ona tecavüz etmişti. Bunu öğrenen Athena büyük bir öfke nöbeti geçirmiş, güzelliğinden başka bir suçu (!) olmayan zavallı Medusa’yı ve onun iki kız kardeşini birer gorgona (dişi canavarlar) çevirmişti. 

Bir gorgona dönüşen güzeller güzeli Medusa’nın yüzü artık bakılamayacak bir hâle gelmiş, her bir saç teli bir yılana dönüşmüştü. Fakat öfke nöbetleri dinmek bilmeyen Athena için bu yeterli olmamıştı. Medusa’ya bu hâliyle de olsa kimsenin bakmasına tahammül edemeyen Athena, Medusa’yı lanetlemiş ve bu lanet sonucunda ona bakan herkesin taşa dönüşmesine yol açmıştı. Athena’nın uçsuz bucaksız öfkesi yine de yatışmamıştı. Medusa’yı lanetlenmiş dişi bir canavara çevirmek ona yeterli gelmemişti. Bu sebeple üvey kardeşi Perseus’la iş birliği yapmış ve Perseus’tan Medusa’nın kafasını bedeninden ayırmasını istemişti. Tabii bunu yaparken Perseus’un da taşa dönüşme ihtimali vardı. Bunun için Athena, Perseus’a bir ayna vermişti. 

Perseus, ayna sayesinde  Medusa’nun başını bedeninden ayırabilmişti. Zira aynada kendisini gören Medusa, kendi lanetinden etkilenmiş ve tam taşa dönüşürken Perseus, Medusa’nın başını bedeninden ayırabilmişti (başka bir anlatıma göre Medusa, Perseus’un kılıcında kendisini görüp taş kesilmiştir). İşte Yerebatan Sarnıcı’ndaki Medusa başlarının tepetaklak koyulmasının sebebi de Medusa sütunlarına bakanların taş kesilmemesi içindir.

Medusa’nın hiçbir suçu günahı yokken her zaman kötü bir karakter olarak anılmasına ve Yerebatan Sarnıcı’nda olduğu gibi tepetaklak konumlandırılmasına içerlemiş biri olarak (evet mitolojik bir karakter de olsa içerliyorum, ne yapayım 🙂 İtalyan sanatçı Luciano Garbati’nin Medusa heykelini görünce içime su serpilmedi değil hani :) Garbati de bu duruma içerlemiş olacak ki tıpkı Yerebatan’daki Medusa heykellerinin baş aşağı durması gibi mitolojik hikâyeyi baş aşağı ederek Medusa’yı “Perseus başlı Medusa” heykeliyle tasvir etmiş. Garbati’nin tasvirinde Medusa intikam dolu bakışlarıyla oldukça görkemli bir şekilde dimdik dururken elinde Perseus’un kafasını tutmakta. Haksızlığa ve zulme uğramış, tepetaklak edilmiş Medusa, sonunda intikamını almış gibi duruyor. Ne dersiniz?

[zombify_post]

Devamını Oku

Mesmerizm, Enerji ve Kediler Üzerine

Mesmerizm, Enerji ve Kediler Üzerine
0

BEĞENDİM

ABONE OL

18. yüzyılda Alman fizikçi ve hekim Anton Mesmer, hayvanların etraflarına canlısal manyetizma adı verilen görünmez bir güç yaydıkları yönünde bir teori ortaya atar. Canlısal manyetizma olarak ifade ettiği güç, insanları da içerir. Mesmer, hastalarının alınlarına çoğu zaman elini koyarak, bazen de demir çubukları hastalarının üzerinde gezdirerek onlara kendi enerjisini aktarıp iyileştiklerini gözlemlemiştir. Yani aslında Mesmer, fiziki bir müdahalede bulunmadan uzaktan bir etkide bulunmanın mümkün olabileceğini kanıtlamaya çalışmıştır. Daha sonra Mesmerizm olarak ifade edilen bu tedavi sistemi günümüzde reiki, enerji transferi, bioenerji vb. farklı isimlerle de anılmaktadır.

Anton Mesmer’den iki yüzyıl öncesinde Rönesans fizikçisi Paraselsus, 11. yüzyılda ise Pers filozof ve biliminsanı İbn-i Sina, tıbbi amaçlarla mıknatıs ve hipnoz teknikleri üzerinde durmuşlardır. Daha da eski dönemlere gittiğimizde ise her zamanki gibi Antik Mısır karşımıza çıkar.

Antik Mısır’da enerjisel güç, daha çok tanrıça Sekhmet ile ilişkilendirilmiştir. Sekhmet ismi “güçlü olan” anlamına gelmekte olup kelime olarak kontrol ve güç sembolü olan Sekhem sözcüğünden türemiştir. Sekhmet, pek çok kimliğinin yanında hastalıkları iyileştirme gücünü de barındırmaktaydı. Aslan başlı veya bir aslan olarak tasvir edilen Sekhmet, kimi zaman kedi tanrıça Bastet ile de ilişkilendirilmiştir. Ne de olsa ikisi de kedigillerden.

Sekhmet’in hastalıkları iyileştirici gücünün hiyerogliflerdeki temsilinin, Anton Mesmer’in tekniğinden pek bir farkı olduğu söylenemez.

[zombify_post]

Devamını Oku

Salgın hastalıkları kim başlatıyor?

Salgın hastalıkları kim başlatıyor?
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Antik dünyalarda her türlü kişisel ve toplumsal olay, bir tanrı veya tanrıça ile ilişkilendirilirdi. Bazen birden çok tanrı veya tanrıçanın da benzer kişisel ve toplumsal olay ile ilişkilendirildikleri olurdu. Tanrı ve tanrıçaları memnun etmek her antik kültürde oldukça önemliydi. Zira memnun olmamış bir tanrı veya tanrıçanın gazabı çok büyük olurdu. Bu nedenle onları sinirlendirmemek gerekirdi; fakat özellikle Antik Yunan’da tanrı ve tanrıçalar son derece kıskanç ve kibirlilerdi ve birbirlerinin arkasından iş çevirmekten de geri durmazlardı. Ayrıca çoğu tanrı ve tanrıçanın iyi yanları olduğu gibi kötü yanları da bulunmaktaydı. 

Örneğin Zeus’un Leto’dan olma oğlu Apollon güneşi, dengeyi, uyumu, güzelliği, müzik ve şiiri çağrıştıran bir tanrı olduğu kadar salgın hastalıklar gönderen acımasız bir tanrı olarak da bilinirdi. Her ne kadar Apollon’un salgın göndermek kadar salgınları önleme yetisi de bulunsa da, bazen kendisi uğraşmak istemediğinden olsa gerek, salgınları önleme işini ya da tedaviyi, tıp tanrısı olan oğlu Asklepios’a bırakırdı. 

Apollon ve Asklepios’tan bahsetmişken Asklepios’un Epione’dan olma kızı Hygieia’dan bahsetmemek olmaz. Hygieia sağlık, temizlik ve adından da anlaşılacağı üzere hijyen tanrıçasıdır (hijyen kelimesi, bu tanrıçanın adından gelir). Neyse ki bu tanrıçamızın da sadece iyi yönleri bulunmaktadır. 🙂

Tanrı ve tanrıçaların iyi ve kötü özellikleri olabileceği gibi taşıdığı özellikler zamanla da değişebilmekteydi. Örneğin başlangıçta mutluluk dağıtıcısı olarak tanınan Yunan tanrıçası Hekate’nin zamanla cin ve şeytanlardan yardım görerek büyücülük tanrıçası olması gibi. Konu salgın ve hastalıklar olunca ve Antik Yunan’dan henüz çıkmamışken Nosoilerden de bahsetmek gerekiyor. Antik Yunan’da Nosoiler, Pandora’nın kutusundan kaçan ve veba, salgın ve hastalıklar getiren kötü ruhlardır.

Neyse artık Antik Yunan’ı burada sonlandıralım ve biraz da Antik Çin’den bahsedelim. Antik Çin’de de salgın hastalıklardan sorumlu tanrılar vardı (yarasa tanrılardan bahsetmiyorum. 🙂 Wen Shen olarak isimlendirilen bu tek tanrı veya bir grup tanrı (kimi yerlerde bu ifade geçiyor) Antik Çin’de hastalık, veba ve salgınlardan sorumluydu. Wen Shen varsa Wong Tai Sin de vardı tabii Antik Çin’de. Wen Shen ne kadar hastalık yollarsa Wong Tai Sin de o kadar iyileştirirdi. Tıpkı Asklepios ve Hygieina gibi.

Biraz da Antik Mısır’ımda işler nasıldı ona bakalım. Antik Mısır’da tıpkı Hekate (Antik Yunan) gibi Sekhmet de hem iyi hem de kötü özellikleri olan bir tanrıçaydı; fakat Hekate’den farklı olarak Sekhmet bu özellikleri aynı anda taşıyordu. Hekate ise iyi bir tanrıçayken zamanla kötü özellikler ile anılır hale gelmişti.

Sekhmet hem iyileştirme gücü olan hem de veba ve hastalıklar getiren bir tanrıçadır. İçinde hem iyiliği hem de kötülüğü barındırır. Bu açıdan Sekhmet’in, Ying Yang felsefesine uygun bir tanrıça olduğunu söylemek mümkündür. Antik Mısır’da tanrı ve tanrıçalar genellikle ya iyidir ya da kötüdür. Dolayısıyla Sekhmet bu açıdan ayrıksı bir özellik gösterir. Neyse ki tanrıça Aset var. Osiris’in biricik eşi, Horus’un annesi. Fedakar, iyi kalpli, iyileştirici, bereket getiren tanrıça Aset.

Biraz da antik magazin 🙂

1) Çalkantılı aşk hayatıyla Zeus: Yukarıda bahsetmiş olduğum Apollon, Zeus’un çapkınlıklarından doğan çocuklarından sadece biridir. Zeus o kadar çapkındır ki sadece tanrıçalarla değil ölümlülerle de sayısız birliktelikleri olmuştur. Zeus’un karısı Hera, bu durumdan az çekmemiştir. Hatta Apollon’un annesi Leto’yu o kadar kıskanmıştır ki o sırf “Güneş’in doğduğu yerlerde doğuramasın” diye Leto’yu lanetlemiş ve Leto, Apollon’un doğurabilmek için tüm dünyayı dolaşmıştır. Uzun uğraşları sonunda Leto, Delos’ta Artemis ve Apollon’u dünyaya getirebilmiştir.

2) Pandora’nun kutusu: Bu hikâyede de baş kahramanımız yine Zeus. Zeus, aralarından husumet bulunan Prometheus’a Kafkas dağlarında türlü işkenceler eder ve Prometheus, yarı tanrı yarı insan Herkül tarafından kurtarılınca Zeus, insanlara da kin güder ve onları cezalandırmak için Pandora’yı yaratır. Pandora, Antik Yunan’daki ilk kadındır ve oldukça güzeldir. Zeus tarafından elinde bir kutuyla Prometheus’un ikiz kardeşi Epimetheus’a gönderilir ve Epimetheus ondan o kadar etkilenir ki ertesi gün onunla evlenir. Sonrasında Zeus sinsi planını yürütmeye devam eder ve Pandora’nın kulağına kutuyu açmasını fısıldar. Pandora kutuyu açar ve sonrası malum, kutudan çıkan bütün kötülükler dünyaya yayılır (Hatırlayın: Nosoiler gibi). Tabii ki umut hariç 🙂

[zombify_post]

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.