Güvenin yanılgısı

Bilincimiz, kendi deneyimlerinin yanı sıra birçok bilimsel veriyi bize sunarken, unuttuğumuz bir şey mi var ki hala mutlu olmaktan bu kadar uzaktayız?


Beynin işleme prensibi olarak bizi güvende ve daha da ziyade hayatta tutmak temel amaçtır. Hayatta kalmak için de asgari düzeyde koşul yeterlidir. Beynin bu prensibi bir yandan tek yanlı bir durum sunar, bir yandan da bilinirlik alanının getirdiği güvence ile bizi bir kümeleme işlevi içine atar:

Kümelerimiz, şimdiye dek deneyimlediğimiz alanların en yakın bulduğu imlerine gönderme yaparak, bizi düşünme ağından kurtarmaya ve gündelik hayatta kolay çözümler sunmaya yöneliktir. Bu başta çok rahatlatıcı gelse de şeylerin görünürün bir ötesinde işaret ettiği olguyu görememek söz konusu olunca işin içinden çıkamaz oluyoruz.

Bilincimiz, kendi deneyimlerinin yanı sıra; şimdiye dek üretilen kavramların getirilerini ve birçok bilimsel veriyi bize sunarken, unuttuğumuz bir şey mi var ki hala mutlu olmaktan bu kadar uzaktayız?

Hayatın bize sunduğu bilgileri görüyor, daha önceki deneyimlerimizin yer aldığı kümeye dahil ediyor ve “bilgimizi genişlettik” egosuna kapılıyoruz. Oysa biz de bir foton demeti olarak, belli frekans aralığındaki şeyleri görüyor ve duyuyoruz. Bu duyabildiğimiz ve görebildiğimiz bilgiyi de evrenin sonsuzluğunun belli bir parçasına bölerek, çok da sorgulamadan bilgimize dahil ediyoruz. 

Bilimsel paradigmalar yeni icatlarla sürekli olarak değişiyor. Hareketsiz, bölünemez atomdan; kuantum parçacıklarına ve belirsizliğe kadar gelirken ve bilimde üstünde durulan şey de bilinirlikten ziyade bilinmezliğin sınırları olmaya başlamıştır. Bilimin arkasına sığınan insan dahi gelişmelere bu kadar körleşmişken; ilkel düşünme biçimimiz ile hayatta kalmayı başarsak dahi, bu bilgi bizi gündelik ikircikler ve empati kurulması gereken alanlarda yarı yolda bırakır gibi gözükmektedir.

Yaşanamayan veya deneyimlenemeyen olayları, ilkel sistemle yorumlamaya ve algılamaya çalışmak olmayan bir rengi düşünmek kadar imkansızdır ve bu beyhude anlama çabası bilgiye ulaşma imkanını reddettiği gibi iki uçta kutuplaşmayı da beraberinde getirir.

Burada Freud’un: “Dinliyor musun, yoksa konuşmak için sıra mı bekliyorsun?” sorusundan hareketle: “Anlamak mı istiyorsun, yoksa kendini güvence altında tutmak mı?” sorusunu göz önünde bulundurmak güzel bir başlangıç olacaktır.

Loading...

Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı