Palmiyeler, nerede palmiyeler?


Sabaha karşı saat 4.00. 

Sıcak şehrin sabahı serin; kısa koldan kalbe inen bir soğukluk var. Hırkanı veriyorum giymiyorsun. Trafik lambası fasılalı, kırmızı yanıyor, kara sönüyor. “Hadi” diyorum, “gel benimle.” Geleceğini söylemiyorsun, dilinden kelimeler dökülmüyor. Hırkayı elimden alıp omzuna bırakıyorsun. Kollarından kendini sarıp önümden yürümeye başlıyorsun. Saat 4.01. Günler geçiyor bilmiyorum. Galiba sen biliyorsun.

Pencereler aşağı doğru çekiliyor, tepeden denize doğru inerken inceden bir sızıyla denize doğru sürüyoruz. Ellerim direksiyonda, gözlerimin önünden yollar değil sen geçiyorsun. Nefesin sağ yanımdan geliyor, dönüp bakmaya çekiniyorum. Yarımada’nın çarpık evlerinden sahile dökülen masalar henüz terk edilmiş durumda, arada martı çığlıkları hepsi bu. Kağıt bardaklarda birer çay, kese kağıdında taze boyoz… Gözlerin masaya bakıyor, ellerin küçük bardağa gidiyor. Söyle diye bekliyorum; söylemiyorsun… Nefesinin sesi sol tarafımdan geliyor. Dönüp bakmaya kıyamıyorum. Yüzün gözlerimin önünde, vuran dalganın tuz tanecikleri gözlerimde… Acıyor biraz, yakıyor da üstelik… Sen de biliyorsun ama ses etmiyorsun. Yansın istiyorsun.

Şehir ısınmaya, insanları sokaklara dökülmeye başlıyor. Biz yalnızlıklara alıştık çoktan. Neremiz normal, neyimiz anormal? Birer çay daha alıp yollara vuruyoruz. Her sesinin gelmediği an kalbimde ağır bir ağrı… Seni her yeniden duyduğumda sabah yine 4.00. Bekliyorum İzmir’in sarısını, o yine gecenin karasına çalıyor beni. Yollar geçiyor gözümün önünden; sen bakıyorsun başka bir yerden. Başımı çevirmeye korkuyorum. Arkamdan nefesinin sesi geliyor. Oradasın biliyorum. 

Ben bu şehrin hikayesini yazmaya uğraştıkça; bu şehir benim hikayemi yeniden yazıyor. Her sabah güneşinde yeniden başlıyorum. Günaydın diyorum İzmir’e. Kulaklığım kulağımda, bir ticarinin arka kapısında, bir karton bardak çayın deminde, eski bir şarkının unutulmuş sözlerinde senin nefesin geliyor; oralarda bir yerde.

Galiba diyorum, yeniden başlıyoruz. Gerçek mi diye soruyorum. Söylüyorsun ama ben hiç anlamıyorum. Tekrar duymak istiyorum nefesini. Sağımda, solumda, arkamda… Bir yerlerde nefesine alışıyorum. 

Konuş istiyorum bir daha. Bir daha yürüyelim o yolları. Üç gün önce gibi, yıllar geçmiş gibi, sen yanımdayken özlüyorum seni. Uzun yollar yürüyoruz birlikte. Sonra şehirler çekiliyor, ülkelerin sınırları kapanıyor. Her şey sinir uçlarımıza dayanıyor. Oysa bir resim sergisinin alt salonunda, ışıkların söndüğü bir bankın üstünde, perdeye yansıyan şeylere bakamazken sevmiştim seni. Sana bakarken yani. 

Sonra terk edilmiş koca şehrin açık kalan son kebapçısında buldum kendimi. İçki ruhsatı yok. Olsun. Açık olması da yasak zaten. Sen bana rakı ver, bir de ezme ver diyorum. İç ezmesi. Acılı ezme. 

Etraftaki binalara bakıyorum; bu yüksek yerler İzmir olamaz diyorum. Palmiyeler nerede palmiyeler?


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

0 Yorum

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın
Video
Youtube and Vimeo Embeds
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı