Kurdun sonu kelebek

Sevdiğim bir işi yapıyordum. Ya da yıllarca böyle avutmuştum kendimi... İşi sevmek ortamın getirdiği gerginliği götürür diye düşünmüştüm. Ama öyle değildi.


Suyun dibine doğru batıyorum… Hayallerim, hiçbiri gerçekleşememiş rüyalarım beni derinlere doğru çekiyor. Kollarımı uzatıp yukarı çıkmak istedikçe ayağım ağırlaşıyor. Gidiyorum… 

Gidiyorum… Dönüş yok… Artık öyle deli gibi nefes almaya çalışmıyorum. Su yavaş yavaş giriyor burnumdan ciğerlerime… Önce acıyor… Her yerim… Her hücrem… Ama sonra acıya alışıyorum… Gözlerim karanlığa alıştı mı ne! Yok, gözlerim kapalı… Ben öldüm! Böyle mi oluyormuş! Gençken, umut dolu bir hayatın seni beklediğini sandığın günlerde kafanda evirip çevirdiğin hayaller seni dibe sürükleyebiliyor… Sonrasında da hayalsiz bir hayat böyle bitebiliyormuş.

******

Uyandığımda, gerçekten de suyun dibinden çıkmış gibi hissediyordum. Nefes alamıyordum. Daha doğrusu o kadar hızlı nefes alıyordum ki, başım döndü. Yataktan inmeye çalışırken komodine tutunmak zorunda kaldım. Çok rüya görürdüm. Ama bu kadar gerçekçisini, bu kadar saniye saniye hatırladığımı… Iııh! Hiç… O duyguları hâlâ içimde hissedebiliyordum. Boğulma hissini… Boşa giden hayat hissini… Hemen dolabın kapağındaki aynaya baktım. Hatta tırnaklarımı koluma geçirdim. Hâlâ rüyada mıyım diye… Belki de hâlâ hayatta mıyım sorusuna bir yanıttı aradığım…

******

Canım yandı! Demek ki ölmemişim. Demek ki rüya bitmiş! Ama peki kalbimde ve beynimde hissettiğim “Ben bir şeye çok sıkılmıştım” duygusu niye? Ama neydi? Neydi? Sonra her şeyin dank etmesi! Evet… Çocukluğumdaki, gençliğimdeki hiçbir hayalimi gerçekleştirememiş olmanın verdiği, daha doğrusu bunu bir anda anlayıvermenin getirdiği ağırlıktı hissettiğim. Sevdiğim bir işi yapıyordum. Ya da yıllarca böyle avutmuştum kendimi… İşi sevmek ortamın getirdiği gerginliği götürür diye düşünmüştüm. Ama öyle değildi. 

******

Ailemden bile fazla gördüğüm ama hiçbir duygu duymadığım bu insanların sardığı çevreydi beni her gün geren… Anlayışsız insanlar… Bencillik… Hep kendini düşünürken bir de kendini kahraman rolüne sokan insanlardı beni geren… Kimseyi kırmayayım derken her gün kırılan olmaktan bıkmıştım. Ama zaman o kadar hızlı geçmişti ki, iş değiştirmek büyük bir yük gibi gelmişti. “Hem bu dönemde yeni iş nereden bulacaksın ki” iç sesi eşliğinde bu zor bir karardı. Tembellik daha kolaydı. İdare et… İdare et…

******

Etrafındakileri duymamaya çalış. Görmemeye çalış. İşini yap çık. Hataları, aptallıkları görmemeye çalış. Duymamaya çalış. Birbirinin ayağını kaydırmaya çalışanları boş ver. Yap işini… Çık git… Ama böyle diyerek tükettiğim hayat benim hayatım. Bir tane verildi bana… İkinci şans yok! Game over yazınca bir tuşa basıp yeni ‘can’ almak yok…

Sevmediğin ortamdaki işinden geç çıkıyorsun! Tamam!
Ailene vakit ayıramıyorsun. Tamam!
Kendine vakit ayıramıyorsun. Tamam!
Sosyal hayatın kalmadı. Hayattan zevk almıyorsun artık! Tamam!
Eskiden hep yanımda dediğin ilham perin seni terk edeli çok oldu. Tamam!
Tamam da… Son pişmanlık fayda edecek mi?
Bunları bilmek, değiştirmek için yeterli olacak mı? Ha! Bu soruya cevap ver!

******

Psikolojiden anlayan bir arkadaşımla dertleşirken bana hayatın üç ayaklı bir masa olduğunu söylemişti. O ayaklardan biri sakatlandı mı, masa devrilir demişti… Tam hatırlamıyorum. Ama böyle bir şeydi. O ayaklardan biri iş hayatıydı. Diğeri sosyal çevre. Üçüncüsü de özel hayat. Benim bir ayak, öbür iki ayağı feci sakatlamıştı. Yıllarca işten geç çıktığım için, herkesin izin yaptığı günlerde çalıştığım için hiçbir ‘eski arkadaş’la bağım kalmamıştı. Hoş yenisiyle de kolay tanışılmıyordu. 

******

Böyle böyle sosyal çevre gitti. Özel hayat dersen… Kendine değer verilmediğini hissettiğin bir evde yaşamak gerçekten zordu. Denize düşen yılana sarılır misali sarıldığın yılan seni soktukça insan pişman oluyor, ama çaresizlikten devam ediyordu… Kocamla ortak zevkleri kaybedeli çok olmuştu. Sonra bir gün düşündüm ki, yüzünü öyle az görüyordum ki, aynı evi paylaşan iki yabancıdan farkımız yoktu. Filmlerde dalga geçtiğim kişiler gibi yakında kısa notlarla haberleşmek zorunda kalacaktık.

******

İşte böyle böyle benim masanın sağlam ayağı kalmadığını fark ettiğimde başladı bu boğulma rüyaları… Çıkış yoktu! Yuvarlak tekerlekte dönen hamster misali koşup duruyordum; hiçbir yere yetişmeyeceğimi bile bile…  

Şimdi elimde, ayakları kırık bir masa, kalbi boş, ilham perilerini, yaşam sevincini kaybetmiş bir kadın var. O kadını tekrar ayağa kaldırmam lazım. 

En azından sağlıklı olduğunu biliyor o kadın. Buna şükretmesi gerektiğini… Hayatındaki boşlukları da puzzle parçaları gibi doldurması lazım.

******

Belki yeni yılda kendine yeni bir şeyler armağan eder; yeni bir hayat. Şöyle yeni bir iş… Ya da işi mişi bırakır, kendine vakit ayırır. Mesela hep yapmak istediği gibi bir yabancı dili şöyle adam akıllı öğrenir. Belki bir müzik aleti çalmak için de geç kalmamıştır. Hayatı keşfetmeye başlar belki yeniden… Belki… Belki çocukluğunda verdiği “Büyüyüp bu isimde kitap yazacağım” sözünü hatırlatır kendine, oturur o kitabı yazar… “Kurdun sonu kelebek” diye…


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

2 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın
Video
Youtube and Vimeo Embeds
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı