39,7902$% -0.14
47,1198€% 0.03
54,4582£% -0.64
4.282,22%0,16
3.349,51%0,35
10.189,02%1,08
sifiliz, frenginin tıptaki adı… nörosifiliz ise, treponema pallidum denen bakterinin neden olduğu bir tür beyin ve omurilik enfeksiyonu… tedavi edilmeyen sifiliz hastalarında on ila yirmi yıl sonra bir anda pörtleyen ve semptomlarını davranış bozukluğu, kişilik değişimi, manik krizler ve demans gibi farklı durumlarda sergileyen bir illet… josh trank’in senaryosunu yazıp yönettiği ‘capone’, kendisinden daha akıllı, başarılı ve organizyon becerisine sahip bir çok isme rağmen amerika tarihinin en ünlü mafya lideri albert francis capone’un nörosifiliz’li son yıllarını konu alan bir film… zira capone, onbeş yaşında frengiye yakalanıp tedavi olsa da, hastalığın bedelini yıllar sonra ödeyen bir figür… kalabalık italyan bir ailede katı katolik öğretilerle yetiştirilen capone, aslında tam da ‘yetiştirilememiş’ bir çocuktur… zeki, hırçın, gözükara… ve bence biraz da komik… arka planda bindokuzyüzyirmidokuz ekonomik bunalımının gıpgri koşullarında kendi yolunu bulmaya çalışan bir velet… komik, çünkü o günleri şöyle anlatır;
‘çocukken her akşam yatmadan önce ve aklıma geldiği her an tanrıya bana bir bisiklet vermesi için dua ederdim. bir gün tanrının çalışma tarzının bu olmadığını anladım. ertesi gün gittim kendime yeni bir bisiklet çaldım ve her akşam yatmadan önce tanrıya günahlarımı affetmesi için dua ettim…’
capone, gece kulübü benzeri mafyatik ortamlarda getir-götür türü ayak işlerinden, badigardlığa, tahsilatçılığa dek bir çok işe girerek pişer… bu arada, zaten beraberinde her türlü fırsatları da getiren ekonomik kriz, tüm kıtayı kapsayan içki yasağı üzerinden genç capone’a tahmin edilemez olanaklar sunar… bilen bilir, zaten bilmeyenler için anlatıyorum, çaylak capone bir süre devre dışı kalan chicago’nun önemli mafya babalarından johnny torrio’nun makamına vekaleten oturur… ve sonra giderek büyür, büyür, büyür…
neyse, filmin konusu bu diil… film, al capone’un neredeyse yedi yıllık chicago hükümramlığında yediği bir çok halta, verdiği cinayet emirlerine, hatta bizzat şahsi infazlarına, yasadışı bütün işlerine yönelik tüm mevzuulardan zekice sıyrılırken, paçayı üfürükten bir vergi mevzusunda kaptırmasının sonrasını anlatıyor… kolay diil, o kadar iyi bir tezgah kurmuşsun ki, can alıyorsun, para aklıyorsun, kaçak içki satıyorsun, kafana esiyor rakip çetelere dalıyorsun ve hiç biri kanıtlanamıyor… yani fbi’da bin kişi çalışıyorsa, bunun yüzü-yüzellisi seni gece gündüz izliyor ve ortaya tek bir kanıt koyamıyor… her iki taraf için de delirtici bir durum olmalı… yani, bir taraf hazdan delirirken, diğeri salak kafalarını betona vurmaktan delirmiş olmalı… neyse, uzatmayıp tarihsel gerçekler üzerinden ilerleyelim, hayatında sadece bir kere, o da ruhsatsız silah taşımaktan ondokuz yaşındayken sekiz ay hapis cezasına çarptırılan ve üzerinde daima ‘ikinci el mobilya satıcısı’ yazılı kartvizit taşıyan al capone, bindokuzyüzotuzbir’de vergi kaçakçılığından hapse girer… bu, aynı zaman da sonun başlangıcıdır… bindokuzyüzotuziki’de onbir yıl hapis cezasına çarptırılan capone, sırasıyla atalanta, lincoln ve nihayetinde ünlü alkatraz hapishanesi’ni şereflendirir…

o deli, gözükara herif gitmiş yerine necefli maşrapa gibi bişi gelmiştir
bizim film de buradan itibaren başlıyor zaten… capone, yaklaşık on yıl sonra cezaevinden sağlık nedenleriyle serbest bırakılır… iyi de artık, o deli, gözükara herif gitmiş yerine necefli maşrapa gibi bişi gelmiştir… o korkutucu figürden sonra, ortaya çıkan bu ‘dümbük’ hali gerçekten hüzün veriyor insana… filmi seyrederken sürekli düşündüm, adamı bu hale getiren nörosifiliz mi, yoksa hiç ama hiç ihtimal vermediği bir yerden ketenpereye gelmeyi sindirememesi mi… yanıtını bilemem ama bunun capone’u hayli yıprattığı ortada… sanrılar, hayal görmeler, kabuslar, ağızdan akan salyalar… berbat bir durum yani.. hatta daha ileri gideyim mi… yatakta yatarken, masada otururken altına sıçmalar… berbat, çok berbat… capone neden bu hale geldi, tartışılır… adam henüz kırk yaşında yahu… ölümüne daha yedi yıl var ve bitik durumda… sadece ve sadece iowa’dan gelen ‘templeton rye’ viski ile özel üretim küba puroları içen o adamı, puro yerine havuç emerken görmek üzücü… ve o on milyon dolar… zamanında bir yerlere zulaladığı… fbi dinlemelerine düşen… düşünsenize o tarihte on milyon dolar nasıl abuk bir para… fbi dahil bütün millet de, yerini hatırlamadığı bu paranın peşinde…
[zombify_post]

Öksüz kalan balkon bahçem