Mehmet Ali Çatal’dan bir öykü: Türkçe rap

Zamanlamam çok iyiydi. Tam da bir erkeğin kollarına ihtiyaç duyuyordu. Ve hemen bir erkek bulmuştu. Ne ucuzum böyle? Hemen bulunuyorum.


Arabalı bir kızla buluşmuştum. Babasının altın kanatları altında yaşayan varlıklı biriydi. Yüzü fondötene gömülüydü. Sanırım göğüsleri de hileliydi, mızrak ucu gibi duruyorlar. Ama kalçası nefisti, bütün kusurlarını unutturabilirdi.

Kitap fuarı için gelmiştim bu şehre, hiçbir yerini bilmiyor, otelimi bile körlemesine zar zor buluyordum. Arabalı kızla biraz turladık, bana şehrin orasını burasını gezdirdi. Geceydi, hiçbir nesne göremedim ama iyi şaşırmış gibi yaptım. Dereden tepeden konuştuk. Biraz da Türkçe rapin başarılı örneklerinden. Bir de ketçapı çok sevdiğinden. Her şeyi ketçapa bandırarak yermiş.

"Kuru fasulyeyi bile mi?" dedim.
"Kuru fasulyeyi bile."
"Sen neler yapıyorsun?" dedi.
"Bilmiyorum."
"Nasıl bilmiyorum?"
"Ne yaptığımı izlemiyorum bile son zamanlarda."

Pek konuşasım yoktu. O yüzden cevaplarım cevap bile değil, konuşmamam üzerine hazırlanmış bitirici sözcüklerdi. Kız beni şaşırtmıyor, dikkat mekanizmamı kımıldatmıyordu. Türkçe rape o kadar uzaktım ki. Sagopa'dan ileri gidemiyordum. 

Ama ne demişler, konuşamıyorsan koklaşabilirsin! (Şimdi uydurdum.) Arabayı yaprakların halı gibi uzayıp gittiği bir kenara çekip içinde bira içerek radyodan ne çıkarsa bahtımıza dinleme teklifinde bulundum. 

Radyonun yuvarlağını döndürüp kabul ettiğini söyledi. Tırnakları sahte bir uzunluktaydı. Sürdü. Beni bir markete yanaştırdı ve şişeleri kapmak için fırladım. Soğuk dolaptan biraları aldım. Maddi durumumu yamultmaya mı çalışıyor bu alçak kız? Daha önce duymadığım elit bir bira ismi söylemişti. Tanesi 23 liraymış meğer! 

Kasaya gelince öğrenip kalbime masaj yaptım. Şişesinden belli ediyor zaten 23 lira olduğunu, vazo gibi tasarlanmış. Kasada ondan vazgeçip bildik bira aldım. Arabada "Kalmamış" diye tek kelimelik bir palavra yuvarlarım. Bir gecede bir yalan kredisi olabilir insanların…

Bu akşam bir şeyler planlamalıyım. 2-3 geceye uzarsa saçlarımı döker elime verir. Lüks yaşıyor. İstanbul'a dönecek kapiğim kalmaz…

Arabaya en az ıslanmayla döndüm. Yolun karşısına çektik. Yağmur arabamızı tıklatıyordu. Etrafta doğru düzgün insan yoktu. Bu yağmurda çıkmaları için ya kafayı yemiş ya da Singin In The Rain'i yeni izlemiş olmaları lazımdı. Bira şişelerimizi okşayıp ağızlarını çevirirken kız durumu fark etti. 

"Bu benim biram değil?"
"Ha pardon, o dediğinden kalmamış."
"İnanmıyorum yaa. Ayrıca ben sıcak demiştim?"

Sıcak mı?

Sıcak dediğini valla duymamıştım. Küçük çocuğu bakkala gönderir gibi bir daha göndermesin diye yalan sayımı arttırdım:

"Sıcak kalmamıştı, sadece dolaptakiler."

Birası ısınsın diye bacaklarının arasındaki 'doğal ısıtıcıya' sıkıştırdı. Radyoda tangır mıngır şarkılardan biri vardı, tırmalıyordu, duymamazlıktan gelmeye çalışıyordum. Ama şarkı “hey bak burdayım, çalıyorum” dercesine kulağıma kaçıp zeka seviyemi tutup aşağı çekmeye çalışıyordu.

Çaktırmadan arka koltuğa baktım. Kendimi orada hayal ettim, uzun bacaklarım gayet sığıyordu arka üçlüye. Şimdi tek sorun atabileceğime emin olmadığım ilk adım.

Kız biraz aksi. Dertleri bitmiyor. Zenginlikten gelen bir aksiliği var…

Camımdan yukarı baktım. Yağmur sürekli tazelenen bir perde gibi arabamızı örtüyordu. Neyse ki bugün bulutlar bana çalışıyor. Bir tane de şimşek çalışsa tamamdır.

"Korktun mu, gel buraya canım." 

Klasik taktik.

"Eee sevgilin var mı sıcak biracı?" dedim, biramı bacaklarındaki birasına vurarak.
"Var-dı. Daha dün esenlikler diledim."
"Çok yeniymiş."

Zamanlamam çok iyiydi. Tam da bir erkeğin kollarına ihtiyaç duyuyordu. Ve hemen bir erkek bulmuştu. Ne ucuzum böyle? Hemen bulunuyorum. Kol, bacak ve gövdem onundur ama yüzümü istemesin. Bu kızı yüzünden öpemem. Ağzım kimyasal içindeyken rahat edemeyebilirim. Düşünürken boğazım gıdıklandı. Arabanın kapı cebine eğilerek bir kere öksürdüm.

"Ne oldu?"
"Sorun yok. Bira."

Götünü tercih ederim. "Öpüşmeyi sevmiyorum" diye gecenin yalan sınırına ulaşıp üçüncü palavramı yuvarlarım olur biter. Çok zorlarsa belki boyun. Boynu temiz görünüyor. Oralara fondöten erişememiş. Saçlarını karıştırarak "Kafana takmıyorsundur umarım" dedim. "Sevgili meseleni?"

"Kafama takmıyor olsam arabamda olmazdın" dedi, birasını bacaklarının arasında döndürdü.

Biramı ağzımdan içeri döktüm. Borumdan kayıp midemi üşüttüğünü hissettim. İnsan böyle sürekli iç organlarını hissetse ne fena olur. Kalbinin attığını, kanının dolaştığını. Oksijenin içinde bir yerleri şişirip gezindiğini… Böbreğin var ve bunu biliyorsun. Çok zor bir durum olurdu. İçimde bir ton organ var, küçük ve de büyük. Ama ben genelde hiçbirinin varlığından alakadar değilim. Beni enterese etmiyorlar. 

Birden ceplerini ve arabanın minik bölmelerini kurcaladı. Ne arıyordu böyle? Yoksa? Evet, vakti gelmişti. 

"Dur, bende var" dedim. Durdu.
"Ha, güzel, bir tane versene."
"Bir tane mi? Sana mı? Bana olmasın?" dedim şaşkınca.
"Evet. Biram ısınmaya başladı. Birazdan içeceğim ama ona eşlik edecek boynu bükük tek bir sigaram bile kalmamış."

Attığım elimi iç cebimden aynen geri aldım. Sigara istiyormuş.

"Pardon, ben şey sandım, şey…" diye kıvırdım.
"Ney sandın?"
"Sakız. Sakız istiyorsun sandım…"

Kafasını çevirip sulu cama baktı. Yolun karşısındaki Tekel tabelası, camları yıkayan damlacıkları ışığıyla maviye ve beyaza boyuyordu. 

Hiçbir şeyden memnun olmuyordu bir türlü. Babasının şu arabayı niye altına çektiği belli. Kız çıkıp çıkıp gezsin, evde durup onu evlat katili etmesin diye. 

Kafasına montunu siper edip "Hemen geliyorum. Sen otur" dedi. Anahtarı da alıp yağmura karıştı. İyi ki de kendi gitti. Bu, Türkiye'ye toplam 10 tane gelen sigaralardan filan içiyordur. 

Kabul ediyorum pintiyim. Pinti olmam lazımdı çünkü kitap fuarı orta geçiyordu. Günde 30 kitap imzalıyordum. Otel çıkıyordu, yanımda çalışan kızın parası, gerisi yok… Öğle yemeğini kendime unutturup akşamla birleştiriyordum. Unutmam için bolca süt ve kahve içiyordum. Süt mideyi dolduruyor. Kahve ise beyni adeta bir süpürgeyle temizleyip koridorları açıyor. Gelin yeni düşünceler, ortam müsait! 

Cama döndüm. Kızın geçmesi gereken iki yol vardı, tekel bayisi için. Ortadan yeşil çimlerle bölünüyordu asfalt. İlk yolun karşısına geçerken muhteşem götünü izledim. Camlardan akan yağmurla biraz zor oluyordu dikizlemek. Zaten memeleri olmayan kızların başka yerleri inadına mükemmel olur. Bu kızın yüzü de fena halde olduğundan tüm hakkını aşağıya kullanmış olmalı. Ve sanırım bir de korkunç yüzüne fondöten alabilsin diye bu kızı zengin yaratmış. O an arabanın kitlendiğini duydum!

"Tıkırrt!"

Dört kapı birden! Anahtarı ne diye almıştı? Arabayı kaçıracak bir tip mi vardı bende? Hemen dikiz aynasına baktım. Anahtarsız arabayı kaçıracağım hem de? Ah şu lanet zenginler, biz alt tabakayı aşağılamayı ne seversiniz. Onun gözünde kimdim ki? Birkaç günlüğüne görünmüş, sonra kaybolacak engelli gri bir silüet. 

Muhteşem göt, ikinci yolun karşısına geçerken biramı taşaklarıma yerleştirdim. Bir yandan yağmurlu camdan izlemeye devam ediyordum. Şifreli Cine 5 dönemlerine geri mi dönmüştüm ne? 

Bir dakika! Bir araba kaptırarak ona doğru geliyordu! Tekerleklerinden sular fışkırtıp basıyor, Muhteşem göt ise kafasına geçirdiği montundan etrafı göremiyordu. Birayı bacak aramdan aldım. Cama yapıştım. Hayır! 

"Hayır aptal, sağına bak, sağına!" diye bağırdım ama sesim sadece kendi kulaklarımı acıttı o kadar. Cama vurdum. Uzaktı. Farını yakıp kapattı hızla gelen araba! Frene bassa kayıp uçacağını bildiğinden kızın dikkatini başka türlü çekmeye çalışıyordu. Tekrar farlarla oynadı. Bir de korna! Her şeyi Cine 5 izler gibi izliyordum çaresizce. Formatı değişmiş bir Cine 5!

Sonra kızı aldı attı! Muhteşem götüne çarparak onu 4 metre öteye postalamıştı. Tam 7 kere yerde döndü kız. Hiç durmayacak, sonsuza dek oklava gibi dönecek sanmıştım. Montuysa başka adrese uçtu kuş gibi. Havada biraz dönen mont yumuşakça indi asfalta. 

Kapıları zorladım ama inatçıydı kilitler. Çarpan araç önce yavaşlar gibi tereddüt etti, sonra vazgeçip uzadı gitti. Adi herif! Vicdan muhasebesi 1 saniye sürmüştü. Görüyordum muhteşem götün yatışını. Görüş alanımdaydı. Bacakları farklı yönlere ayrılmış, kıpırtısız uzanıyordu. Yerde kan gölü var mı yok mu anlaşılmıyordu. 

Yedek bir anahtar bulma umuduyla arabayı araştırmaya başladım. Öyle panikle kurcalıyordum ki sallanıyordu koca cip. Şarj aleti, ketçap paketi, ruhsat, ketçap, kırmızı ruj, ketçap paketi, Starbucks bardağı… 

Kızın ıslanmış cesedini yerden kaldırabilmem için hiçbir şey yoktu. Sadece bir klik sesine ihtiyacım vardı oysa. Cama yaslanıp yerdeki bedenini izledim. Yağmur tarafından dövülüyordu genç kız ve hiç oynamıyordu. Bu arada araçtaki hava azalmıştı ya da diyaframım panikten patlak balon gibi hava kaçırıyordu. Bir organımı daha hissetmeye başladım: Diyafram!

Şişemi alıp diktim, köpüğünü dibine teslim ettim. Şişe elimde kalmıştı. Kızın çaya bandırılmış pötiböre dönen bedenine bir daha baktım. Arabanın içinde ne kadar çekilebilirsem o kadarcık geri çekildim. Diklemesine önümdeki cama fırlattım sert şişemi! Şişe bütün arabaya saçıldı ama cam uf bile olmamıştı! Zengin malı işte! Keşke o sağlam şişeli pahalı biradan alsaydım. Silah gibiydi piç. Ah şu pintiliğim. Fuar berbat geçiyor.

Şansımı bu kez kornayla denemek istedim. Ardı ardına, uzun, kısa, aralıklı, her ritimde çiğnedim kornayı. Ama yağmuru delemiyordu bu gıcık ses. Bu gece bulutlar bana mı çalışıyordu? 

Ne kız kımıldadı, ne de tekelci çıkıp dışarı bakındı. Sakinleşmeye çalıştım. Ne demişler, vakit geçer sular durulur. (Bu gerçek bir atasözü.)

Kızın birasına yüklendim ve düşünmeye gayret ettim. Ne tuhaftı. Hem düşünmek istiyordum hem de beynimi uyuşturuyordum. Öldürmeye çalıştığım beyin hücrelerime çalışmalarını emrediyordum! Bu arada gittikçe nefes almam zor bir iş haline geliyordu. Diyaframım. Tam şişmiyordu. Midem. Üşüyordu. Ambulansı aramalı mıydım? Kendim için değil be, yeri öpen şu kız için. Yarım saattir yerde ne yapıyordu? Sanırım bedduaları tutan bir tiple sevgili olmuş. Ayrıldığının ertesi günü araba çarptı. Çocuk haberi alınca kendini peygamber hissedecek.

Telefonum kısa çaldı. Mesajdı. Muhteşem göt müydü acaba? Kımıldayamıyor muydu? Sadece el parmaklarını mı oynatabiliyordu? İlerde resim yaparak çok ünlü olabilir. Basın böyle şeyleri sever. "Sadece parmaklarını oynatabilen kızın muhteşem tabloları." Açıp baktım. Trendyol'dandı mesaj. Okumaya başladım. "Trendyolu arkadaşlarına öner, Trendyol zengin olsun, sen aynı bok kal" tarzı bir reklam iletisiydi…

Biralar fena çiş üretmeme sebep olmuştu. Ayıp bir hareket yapmak zorunda kaldım. Kızın şişesini alıp içine aktarım yapmaya başladım. Şşşşşş. Sonra hızlandı. Şşşşşşşşşş! Ancak şişe dolmasına rağmen ben boşalamamıştım ve biraz vitese doğru devam etmek mecburiyeti doğdu. Hayatta kalma mücadelesinde olur böyle şeyler. Bitmişti nihayet. Koltuk ceplerindeki kâğıtlarla kurulanmaya çalışırken birden bir inleme işittim!

Sıçradım! Birayı (çişi) koydum şoför koltuğundaki bardaklığa. Kafamı kaldırdım. Oydu!  Muhteşem göt! Hemen dükkanlarımı kapadım. Arabaya doğru virüslü zombiler gibi geliyordu yan yan. Alnından gıdısına doğru iki çizgi gidiyordu kırmızı şeritler gibi! Ve! O da ne! Pantolonundan bir şey pırtlamıştı! Götünün tam kenarından yastık gibi bir şey! Olamaz! O an yıkıldım! Bu takma göttü! Bir an kızın götü patladı sanmıştım ama evet bu kadınların taktığı yastıklı takma götlerdendi! İnternetten almış! Pantolonunu yarmış dışarı çıkmıştı sahte göt!!! 

Kapıyı açtı. 

Kırbaç gibi ses çıkarıp iki kere hapşurdu.

Arabanın içini görünce ağlamaya başladı.

"Bana burda araba çarptı sense içip içip şey mi yapıyorsun orospu çocuğu!"
"Yok sadece çişim geldi."
"Şu hale bak. Şişeyi neden kırdın be adam!"
"Sen iyi değilsin bak… Boynun kırılmış olabilir." Aşağı baktım. "Ya da götün, bilmiyorum."
"Ben gayet iyiyim. Bi şeyim yok di mi?" diye benden iyilik onayı istedi.

He yok, alnından çıkan kırmızı şeritler Faber Castel di mi gerizekalı.

"Gider misin lütfen. Çık arabamdan…"

Eliyle takma götü çekti ve biraz zorlandıktan sonra dışarı çıkarıp yola fırlattı. Asfaltta ıslanmaya başladı takma göt. Asfaltta bir göt ıslanıyordu ya.

Arabaya oturdu. Otururken götünü gördüm, kuruydu resmen. İki bölüm kemik vardı sadece. Bir insanın götü hiç mi etlenmez? Ne yedin sen he? Hiç mi göt yapıcı zararlı bir şeyler yemezsin? Paran da var! Dalmışım.

"Git dedim sanaaa!"

Otele nasıl döneceğime dair hiçbir bilgim yoktu. Beni gecenin köründe, yağmurun Singin In The Rain hızında yağdığı bir hava durumunda sokağa atıyordu. Bu şerefsize haddini bildirmeliydim.

"Tamam sakin ol. Şoktasın. Ben gidiyorum. Şu biranı iç ve rahatla biraz."

Bardaklıkta duran sıcak şişeyi alıp sundum.

"Isındı. İstediğin gibi."

O şişeyi dikerken ben yağmura karıştım. Otelimin ismini bile hatırlamıyordum ki. Trendyol mesajının altında otelden gelen bir mesaj olmalıydı… 

Giderken asfaltta tek başına ıslanan şu takma göte dönüp bir kez daha bakmadığımı söylersem yalan olur.

Loading...

Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı