Mahmutlar

Merak edip çöp kutusunu yanına gittiğimde, çöplerin üzerinde ters bırakılmış, çaresizce ayaklarıyla havayı dövüp debelenen kaplumbağayı gördüm.


Bizim buralarda bahçe dikim zamanı için Hıdırellez’in, yani Mayıs ayının ilk haftasının geçmesi beklenir. Toprağın ısınmaya başlaması tam da bu zamanlara denk gelir. Tabii ekim zamanı için Ay’ın hallerinin de göz önüne alınması gerekir. Genellikle Ay yeniye varınca bahçeye, tarlaya ekim yapılmaz. Sümerlerden günümüze değin gelen bu gelenek, Ay’ın çekim gücü ve toprağın ısınma halleri ile ilgili genel bir inanıştır. Annem, Hıdırellez zamanı geçmeden ve Ay eskiye girmeden bahçeye mısır ve fasulye dikmezdi. Yani bilmeden Sümerler’den bu yana sürdürülen geleneksel Ay Takvimini esas alırmış. Ben de ekim, dikim ve meyve aşıları yaparken annemin takvimini takip ederim. O zaman bahçeye diktiğim fasulyelerden daha çok randıman alırım. Bu kurala uymayıp salata, domates ve fasulyeleri erkenden diktiğimde, tohumların soğuktan kendini geliştiremeyip çürüdüklerine çokça tanık oldum. 

Babamı yitirmeden önceki yılın ekim zamanıydı. Fasulye tohumları, köklerini toprağa bırakıp yeşil gövdeleri üzerinde daha yeni yükseliyordu. Bahar günleri her sabah işe yürüme gider, akşamları arabayla geri dönerdim. Yine güneşli bir bahar gününde işe yürüme giderken çöp kutusunun üzerinde hareket eden bir şeyi fark ettim. Merak edip çöp kutusunu yanına gittiğimde, çöplerin üzerinde ters bırakılmış, çaresizce ayaklarıyla havayı dövüp debelenen kaplumbağayı gördüm. Onu oraya bırakana sayıp söylenip kaplumbağayı çöp kutusundan aldım. Asfaltın üzerine bıraksam araba altında kalıp ölebilirdi. Ben de kaplumbağayı alıp kendi bahçeme bıraktım. Böylece kedimin, köpeğimin yanı sıra kaplumbağamız da olmuştu. Bir de birkaç senedir aspiratörümüze sahip çıkıp her sene yumurtalarını oraya bırakan baştankaramız vardı. Bu yüzden aspiratörümüzü asli görevi için değil, hâlâ mutfak dekoru olarak  kullanmaya devam ediyoruz. Akşamları arada sırada ortaya çıkıp sülükleri toplayan kirpiyi saymıyorum bile. 

Komşularımız fasulyelerine sırık dikerken, ektiğim fasulyelerimin de sırıklanma zamanı geldiğini düşünerek bahçeye indim. Ama sırık dikmek için sağlam bir fasulye ocağı bulamadım. Komşularımın şenlikli bahçelerinin yanında benim bahçem oldukça yavan kalmıştı. Fasulyelerime salyangozların dışında bir şey dadanmıştı. Salyangozlar olamazdı, çünkü ben onları toplayıp zarar vermeyecekleri bir yerlere bırakıyordum. Onca verdiğim emeklerimin boşa çıkmasına üzülüp söylendiğimde annem o şeyin bahçeye bıraktığım kaplumbağanın ta kendisi olduğunu söylemişti. Sonraki günlerde kaplumbağanın fasulyelerimi afiyetle yediğine görünce çöp kutusuna bırakılmasının nedenini anlayacaktım. Oysa hayvanın ne suçu vardı? O sadece damak tadının peşine düşmüştü. Sürekli toprak yenmezdi ki…. Ama benim ektiğim fasulyeleri yemesi benim için sorun değildi. Kaplumbağadan artanlar bana toprakla uğraş için yetip artardı bile…     

Yazın ortalarına doğru aynı kaplumbağa ile bir kez daha karşılaştım Bu defa evin merdivenlerden büyük bir gayretle çıkmaya çalışıyordu. Kaplumbağaya iyilik yapmak isteği ile onu merdivenden alıp bahçeye bıraktım. Ama o ısrarla merdivenlerin yanına gelip yukarı tırmanmaya çalışıyordu. Sonra ben de onu kendi haline bıraktım. Önce boynunu ve ön ayakları ileri uzatıp derin tırnaklarıyla merdivenin üst kısmına tutunuyor; sonra arka ayakları ile kendini yukarı doğru iteleyip, vücudunu dengeleyerek bir üst merdivene çıkıyordu. Kaplumbağanın 45 adet merdiveni tırmanıp kapının önüne kadar çıkması uzun  bir zaman almıştı. Merdivenleri tırmanmak için gösterdiği azim ve gayret görülmeye değerdi doğrusu. Evin dış kapısına yakın bir yere gelince aynı kararlılıkla merdivenin kenarındaki toprağı arka ayaklarıyla kazmaya başladı. Bütün ev ahalisi kaplumbağayı ürkütmeden izlemeye başladık. Belli derinliğine ulaşınca yumurtalarını yüksekten çukura bırakmasını hayretler içinde seyrettik. Yumurtalar plastik top gibi esnekti ve hiç birisi kırılıp ziyan olmadı. Sonra yine aynı kararlılıkla arka ayaklarıyla yumurtaların üzerine toprakla kapattı. Annem onun yaratanına, boncuk gözlerine, sırtında taşıdığı eve, koca delikli burnuna, yumurtalarına gurban olduğum diye başlayan cümlelerle güzellemeler yapıp durmuştu. Annemin o zaman kaplumbağalar için söylediği o güzel sözlerin altında doğup büyüdüğü köy ve  doğanın özlemi yatıyordu aslında.      

Deniz kaplumbağalarının üç ay içinde yumurtalarından çıktıkları konusunda yazılar vardı. Ama kara kaplumbağaları yumurtalarının kaç gün sonra çatlayabileceği konusunda bilgiye ulaşamamıştım.   Sonra yumurtaların zarar görmemesi için etrafını çubuklarla çevirip takip etmeye başladım.

Kara kaplumbağaları da deniz kaplumbağaları gibi 90 gün sonra kabuklarından çıkmaya başladı. Ortamın sıcaklığı ile ilgili bir durum olsa gerekti. Yumurtaların toprağa bırakılmasından üç ay sonra babamla birlikte o muhteşem doğa olayına tanıklık etmiştik. İlk yavruyu kapıdaki köpeğimiz Babi keşfedip havlayarak bize haber vermişti. Babamla birlikte kabuğunu çatlatıp ilk dışarı çıkan yavru kaplumbağayı izlemeye başladık. Mademki anaç kaplumbağa güvenip yavrularını bize emanet etmişti, bizim de emanete sahip çıkmamız gerekecekti. Bir de bunların bir isimleri olmalıydı. Köpeğimizin ismi Babi, kedimizin ismi Mercan, kuşumuzun adı Baştankaraydı. Kaplumbağa yavrusunun da bir adı olmalıydı. Sonra aklıma Mahmut ismi geldi hınzırca. Babama, “Baba, bunun ismi Mahmut olsun mu?”, diye sordum. Bu isteğim babamın hoşuna gitmiş olmalı ki, kendisine özgü kahkahasını patlatmıştı. Mahmut babamın adıydı.  “Tamam”, dedi,” Mahmut olsun!” Sonra ikinci kaplumbağa yavrusu ile tanıştık. Onun adı üzerine kafa yorarken, ”Bu da 2. Mahmut olsun”, dedim. “Olsun”, derken babamın bıyık altından güldüğünü görüyordum. Artık diğer kaplumbağa yavrularının adları da böylece belli olmuştu. Mahmutlar çoğalmıştı. 1. Mahmut, 2. Mahmut, 3. Mahmut, 4. Mahmut, …….. ve 9. Mahmut’a kadar gelmiştik.   

Ertesi yıl aynı anaç kaplumbağamız aynı yeri kazmaya başlayınca onu alıp dere kenarına bıraktım. Orada daha güvenceli yaşayıp yumurtalarının bırakabilirdi. Bu yıl dut mevsiminde Mahmutlardan birini dut yerken gördüğümde çok mutlu oldum. Mahmutlardan biriyle değil de toprağın bağrına emanet ettiğim annemi, babamı görmüş kadar sevindim. Kaplumbağaları yumurtadan çıktıkları günden beri her yıl fotoğraflayıp onlarla bir iki lafın belini kırıyorum. Ve hâlâ hayvanların insan dilinden anladıkları gibi, biz insanların da hayvanların dilinden anlayıp ortak paydada buluşabileceğimiz ümidini taşıyorum.   

Loading...

Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı