Em-Pati

Bu sefer de Enes alıyor beni kucağına, sevecenlikle yüzümü okşuyor. Acaba “mırrrr” desem mi? Oramı buramı karıştırıyor kurcalıyor, derken ben bir feryat koparıyorum.


“Aşkım ben yoldayım, Zühal’le gidiyorum sen neredesin?” dedi merakla.
“Aşkım on dakikaya siteye girerim, köprü altındaki ışıkların ordayım.”
“He tamam o zaman, çocuklar da Demet’te, alırsın.”

Biraz telaşlı, gözleri sürmeli, ince belli, ince sesli kadın ve arkadaşı arabaya bindik gidiyoruz. Düz uzun bir yol, gözüm çok da seçmiyor, ışıklar gözlerimi alıyor. Yol boyunca kafamı sağa sola çevirdiğimde gördüğüm uzun uzun yazılar harfler. Hop biranda dikkatsiz kadın acı acı frene basıyor ama nafile ben yattığım yerde zıplıyorum, sesimi çıkarıp kızacak oluyorum ki arkadaşının sesini duyup susuyorum.

“Panik yapma, geç kalmayız daha saat yedi bile olmamış.”
“Ya! Ne bileyim kızım, çocuklar bekliyor, heyecanlandım.”

Nereye gittiğimi bilmeden geçirdiğim on dakikanın sonunda uzun, yeşil bir tabelanın önünde duruyoruz. Kırmızı, küçük arabanın arka koltuğundan beni kucağına alan geveze arkadaşı oluyor. Arabanın kapısını kapatıp merdivenlerden çıkıyoruz, büyük yeşil bir kapıdan geçiyoruz sonrasında ne mi oluyor? Merak ediyorsan dinle bak.

“Oo! Zühal Hanım hoş geldiniz.”
“Selam Enesciğim” derken anladım ben, uzun zamandır tanışıyorlar bunlar. 

Kapıdan girer girmez bir ağız kokusu geliyor burnuma, gittikçe korkmaya başlıyorum. Neyse bu sefer de Enes alıyor beni kucağına, sevecenlikle yüzümü okşuyor. Acaba “mırrrr” desem mi? Oramı buramı karıştırıyor kurcalıyor, derken ben bir feryat koparıyorum: “Ahhhhh! Chuuu!”. 

“Ay! Hasta mı bu?” dedi yüz ifadesi endişeli, benim telaşlı.

“Korkmayın” dese de Enesciğim, kadınlar bir anda iki adım geri atıp soru yağmuruna tuttular, zavallı gözleri benle yarışır yakışıklıyı. Neymiş, meraka bak: Erkek miymişim dişi mi, yıkanır mıymışım, orda mı kalsaymışım, ne yermişim? Hiç psikolojimi sormuyorlar, çocuklar beni neden sokaktan aldı, annem var mı, ailem beni özler mi diyen yok, anca kafa ütülüyorlar. Okumuş çocuk Enes hadi söyle incinmişim, yavaş hanımlar…

Boynumdaki gri tüylerimin arasından bir damla serinlik geliyor. Derken hop kalçamdan uzun ince bir şey batıyor. Bir de yuvarlak işe yarar bir şey olduğunu düşündüğüm kapsülü, yeni çıkmış dişlerimin arasından soluk boruma doğru yolluyor. İşlemi bitirdikten sonra kadına dönüp: 

“Karne için kimin ismini yazalım Sevgi Hanım?” diyor.

Vay! Karne de veriyorlar bana iyi…

Beni gene o kokusu korkunç, üstü pembe altı siyah sepetin içine koyuyorlar, işlemlerin parasını Enesciğime ödeyip çıkıyoruz. Merdivenlerde üstünde sarı montu ağzında siyah maskesi olan beni taşıyan arkadaşına dönüp 

“Bu ne kadar çok para ya, her seferinde bu kadar ödemeyiz herhalde” diye endişeyle sorunca,
“Ehehehehe” diye güldü arkadaşı. 

Telaşlı, alaylı bir ses tonuyla “Ulan kendime harcamıyorum bu parayı, gidip bir cilt bakımı, botoks neyim yaptırırdım” deyince, ikisi birden gülüşüyorlar.

Gene düştük yollara, tek fark bu sefer benim korkmuş olabileceğim hissini idrak etmiş geveze anne, arka koltuğa benimle beraber oturuyor. Eve geldik, karşımda kapıyı büyük bir yaygarayla açan iki çocuk. Neşe içerisinde birbirlerine sarılarak “Anne kalıyor dimi, ne olur kalsın bizle” derken hiç bana soran yok. Açılan kapının, sarı mermer taşının üstüne hediye paketi gibi uzatıyor beni arkadaşı ve tembihliyor, “Sen kumunu nereye koyarsan o gider yapar merak etme, sorun olursa da ara beni”. Ne olabilir ki bulmuşum bir sıcak kapı gider miyim? Yoruldum zaten gider uyurum şimdi.

Beyaz, soğuk, küçük bir yer burası. Daracık bir pencere altında gene beyaz, anlamlandıramadığım garip bir şeklin olduğu, arada sırada suyun açılıp kapandığı tuhaf kokan bu odaya benim mavi kapaklı kumumu koydular. Her şey güzel, istediğim odaya girip çıkıyorum, kimin yatağı sıcaksa oraya kıvrılıp yatıyorum. Arada bir bana oyuncak diye aldıkları yuvarlak çıngıraklıyla da oynuyorum, tek derdim merdivenlerin karşında güzel kokular gelen bir kapı var. Telaşlı almıyor beni oraya, “oğlum, oğlum” diye seviyor ama girmeme izin vermiyor. 

Ne garip çocuklar bunlar, sürekli evdeler. Yukarı çıkıp odalarının kapılarını kapatıp “dersteyim” diye birbirlerine bağırıyorlar. Bütün günleri nerdeyse böyle geçiyor, çok nadir arkadaşları gelip dışarı çağırıyorlar. Telaşlı kadın da arkalarından sürekli “maskeee” diye bağırıyor. Neyse bu maske? Herhalde şu ağızlarına renkli renkli taktıkları şey olsa gerek. Çünkü evde hiç takmıyorlar. Bu çocuklar birbirlerine hiç benzemiyor da. Geçen hafta doğum günleriymiş ikisinin de aynı gün biri bebek istiyor, diğeri araba. Siyah-beyaz gibi birbirlerinden çok farklılar. Belki bazı geceler telaşlının pos bıyıklı kıvırcık saçlı kocası o yüzden bağırıyordur, “siyah, beyazzz” diye. Araba isteyen sürekli bana top atıyor. Eline geçirdiği garip mavi bir başka elle benim uzun güzel gri tüylerimi tarıyor. Mesafeli olmayan bir birlikteliğimiz var. Bebek isteyen ise çok korkak, dışarı çıkmamı hiç istemiyor. Bir şey söylüyor: Pandama mı pandemi mi ne varmış, buna da bulaşmasından korkuyormuş. Daha yaşı kaç, ne korkusu, sürekli oyun oynarken bebeklerine de maske takıyor, ellerini yıkıyor. Yazık telaşlının da elleri kıpkırmızı oluyor, alışverişten sonra bütün poşetleri tek tek çıkarıp o mis gibi limon kokulu suyla temizliyor. Bunlar garip bir aile, kimse gidip gelmiyor evlerine, neşeliler ama kimseleri yok galiba. Arada sırada yaşlı, kafası bağlı bir teyze geliyor elinde bastonuyla. O da hafta sonu yatılı kalıyor niyeyse. Elinde kumanda, bütün gün endişeli, şu çok ışıklı yüksek sesli resimli kutuya bakıyor. Seyrettikçe de “vah vah vah” deyip duruyor. Geçen akşam bu beni almadıkları kapının ardından tangır tungur sesler gelince merak ettim gittim. Zıpladım kapının uzunca kulpuna ama açamadım. İçerden telaşlı çıkınca görebildim hepsi birbirine sevinçle sarılıyor “aşı gelmiş, aşı gelmiş kurtulduk” diyorlar. Nerden kurtulduk bilmiyorum ki. Neyse ben gidip önüme konmuş hazır mamamı yiyeyim.

Gene bir hafta sonu hep birlikte güneşin sıcağında evde miskin miskin takılırken içerden bir ağlama sesi geldi. Telaşlı, birer ikişer merdivenleri jet hızıyla çıktı, ben arkalarından anca odaya girmiştim ki, kafasında örtüsü olan teyze, telaşlıya sarılmış hıçkırıklara boğulmuş ağlıyor. 

“Kırk yıllık arkadaşımdı kırkkk”
“Ah güzel annem, başın sağ olsun, mekânı cennet olsun” diye sarılırken odaya adam geldi:
“Hayırdır aşkım ne oldu?”
“Ya annemin ahretliği Nebahat teyze var ya maalesef ki bu sabah Korona’dan vefat etmiş”.

İllüstrasyon: Müge Cücü

Loading...

Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazı Formatı Seçiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Açık Liste
Kendi öğenizi gönderin ve en iyi sunum için oy verin
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Fotoyla Anlatım
Kendi resimlerinizi yükleyin ve birşeyler anlatın
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları
Ses
Soundcloud veya Mixcloud İçerikleri
Görsel
Fotoğraf veya GIF
GIF
GIF Formatı