DOLAR

39,7902$% -0.14

EURO

47,1198% 0.03

STERLİN

54,4582£% -0.64

GRAM ALTIN

4.282,22%0,16

ONS

3.349,51%0,35

BİST100

10.189,02%1,08

a
Editör

Editör

26 Ekim 2025 Pazar

T3R5 MAHALLE 16: MEHMET ERDEM KONSERİNE GİDEMEMEK

T3R5 MAHALLE 16: MEHMET ERDEM KONSERİNE GİDEMEMEK
1

BEĞENDİM

ABONE OL

T3R5 mahallenin çekilmez, uykusuz, aksi, nalet, ana avrat söven, sabahtan akşama kadar sırt üstü yatan, kendine karşı duyduğu nefret ve merhamet hiç bitmeyen, yaptığı her iş ayıp rezalet olan ve her seferki gibi haksız ve yenik kahramanı Tersettin her zamanki gibi büyük bir heyecanla mahalle kahvesinden içeri girdi.

“Oğlum yengeniz Mehmet Erdem hayranıymış ya! Duydum ki konseri varmış. Bilet alacağız ama bilet kalmamış diyorlar lan! Bana iki bilet bulmanız lazım Mehmet Erdem konseri için! Koşun! Tüm karaborsacılara haber salın! Nereden buluyorsanız bana iki bilet bulun!”

Mahallenin delikanlıları biliyorlardı ki, Tersettin bir şeyi bir kere kafaya koydu mu feriştahı gelse önünde duramazdı. Zibidi Ziya, Kenef Sülü, Jilet Cezmi ve Tahteravalli İlhan sırasıyla sorularını yapıştırdılar ama nafileydi.

“Sakin ol abi hangi yenge?”
“Nasıl yenge?”
“Nereden buldun?
“Sen hangi ara sevgili yaptın abi?”
“Senin sevgilin mi var abi?”
“Senin bütün aşkların mutsuz sonla bitti abi! Ne sevgilisi? Ne yengesi?”

Delikanlılar akıllarından geçen bu soruları soramadan sorsalar da cevap alamadan direkt işe koyuldular. Mahalledeki karaborsacılar Das Kapital Necmi ve İmefe Ferhat’a haber salındı. Yetmedi Kalpazan Kazım ve Kolpa Nuri’ye kuş uçuruldu. O biletler akşama Tersettin’in cebine girecekti. Sonunda Atakent Hayal Kahvesi’nde 21 Ekim 2022 Cuma günü yapılacak olan Mehmet Erdem konserine iki bilet bulundu.

Kenef Sülü: Abi T3R5 mahalle nereeeee? Atakent nereee? Senin bir cuma akşamı çıkıp oraya gitmen ne kadar sürer biliyor musun?
Tersettin: Oğlum zoru başarırım imkânsız zaman alır diye bir şey duymadın mı sen? 80’lerin klişe cümlesidir. Ama bu klişe benim için söylenmiştir. Bir kere yengen Mehmet Erdem konseri için gözyaşı dökmüş. Ona kıyabilir miyim sence ben?
Zibidi Ziya: İyi de abi neden Atakent’teki Hayal Kahvesi? İstanbul’da bunca Hayal Kahvesi varken?
Tersettin: Oğlum yengen orada oturuyor. Benim evden çıkıp oraya gelmem beş dakika, dedi. Sen de çıkar gelirsin orada buluşuruz, dedi. Ne var bunda anlamayacak andaval kafalı!

Konserin olduğu gün geldi çattı. Tersettin sevgilisiyle buluşacağı için heyecanlandı. Daha mahallenin hocası öğlen namazını okumadan meyhaneye gidip içmeye başladı.

Jilet Cezmi: Abi yapma etme… Bak oraya kadar araba kullanman gerekiyor… Şunu iki birada bırak üzerine de bol bol su iç… Üfleyince çıkmaz iki bira…
Tersettin: Bana koyar mı oğlum? İçeceksem tam içerim! Sevdim mi tam severim ben! İki bira ne? Ağzımı değdiğime değmez be!

Tersettin kimsenin sözünü dinlemedi. Mahallenin hocası hocanın adı neydi onu bul ikindi namazı için minareye çıktığında Tersettin artık sandalyesinden kalkamayacak kadar küfelik olmuştu.

Tahteravalli İlhan: Abi istersen bir hamal çağıralım senin küfeyle götürsün Atakent’e ha ha ha ha ha!
Tersettin: Kurt kocayınca köpeğin maskarası olurmuş itler! Abinize yardım edelim, arabasını kullanalım, Atakent’e götürelim demiyorsunuz da sarhoş halimle dalga geçiyorsunuz öyle mi? İyi gün dostları pezevenkler sizi!
Kenef Sülü: Abi akıl var mantık var. Cuma günü İstanbul’un iş çıkışı trafiğinde saat olmuş yedi, saat dokuzdaki konsere yetişebilir misin? Mümkün değil!
Tersettin: Size müdana etmem ben de! Oğlum Taksici Tahsin. Göreyim seni koçum. Bence sen beni yetiştirirsin!
Taksici Tahsin: Yok abi mümkün değil. Sen kendi arabanla yola çıkamıyorsun, beni mi o yollara vuruyorsun? Ben taksiyle tövbe gitmem o yolu. Daha Eminönü’nde sıkışır kalırız. Zaten İstanbul’da cuma gecesi konsere gideceksen kendi mahallende olan bir yeri seçeceksin. Atakent nere T3R5 mahalle nere?
Tersettin: Ulan eşşoğlueşşekler! Lafa gelince Tersettin abimizsin. Canımız ciğerimizsin. Bu hikâyenin kahramanısın, jönüsün Kayzer Soze’sisin dersiniz! Ama ihtiyaç duyduğum anda çil yavrusu gibi dağılıp abinizi piç gibi ortada bırakırsınız lan! Yazıklar olsun size! Benim bildiğim Mehmet Erdem abimiz bu konsere ben gelmeden başlamaz! Benim sevgilim de bu konsere ben gelmeden girmez! Hiçbir dört tekerlekli araç beni götüremiyorsa iki tane ayağım var! Başlarım yürümeye! Karınca misali su doldururum avucuma! Sizin gibi döneklikten gebereceğime en azından yönüm belli olur! Yar yolunda ölürüm! Sizden gelecek hayır cehennemin direğinden gelsin lan! Defolun gidin gözümün önünden!

Tersettin T3R5 mahalleden çıktı, yürümeye başladı. Yürü babam yürü. Yürü babam yürü. Fakat İstanbul, minicik telefonun ekranındaki haritadan göründüğü kadar küçücük değildi. Tersettin yürüdü, dakikalar, saatler geçti. Sevgilisi BEN KONSERE GRDM HYTM SEN NRDSN diye mesaj attığında Tersettin henüz köprüyü yeni geçmişti. Derken ilerleyen saatlerde Mehmet Erdem sahneye çıktı. Tersettin, sevgilisinin açtığı Instagram canlı yayınından içi gide gide o güzelim şarkıları dinlemeye başladı.

Sonunda terden sırılsıklam olmuş bir halde, konser bitene kadar yürüye yürüye Atakent’e varmayacağının farkına vardı. Tükürdüğünü de yalamak istemediği için hâlâ yürümeye devam etti. Derken bitap düştü. Karşısına gelen ilk parkta bir banka uzandı.

Geceleyin onu bulan bekçiler hangi semtte uyuduysa oranın karakoluna götürdüler. Berduş ve sarhoş bir şekilde karakollara düşen Tersettin’i sorguya çektiler. Nereden bilebilirdi ki Mehmet Erdem’in konserine giderken hayattaki erdemlerinden olup kendini böyle rezil edeceğini ve karakollara düşeceğini? Ertesi gün, hapını yutmuş bir şekilde ekip arabasıylaT3R5 mahalleye bırakılan Tersettin perişan bir halde kahvedeki ilk masaya yığıldı.

Tersettin: Arkadaşlar, ben gidemezsem sevgilim de o konsere gitmez diye düşünmüştüm ama gavur kızı hâlden anlamadı. Konsere gittiği gibi oradan birini kendisine sevgili yaptı. Kendime gidemediğim bir konserin biletini aldığıma mı, yengeniz dediğim aşüftenin gittiği ilk konserde beni aldattığına mı, karaborsacı Das  Kapital Necmi’ye hâlâ biletlerin parasını vermediğime mi yanayım? Kızı ellere kendi ellerimle verdiğime mi Mehmet Erdem abimizi dinleyemediğime mi yanayım? Çat diye çatlamak üzereyim. Neresinden tutup da düzeleyim?
Zibidi Ziya: Abi sen öyle bir ters abimizsin ki ters zamanında değil her zamanında biz sana ne söylesek suç oluyor. Bazen küçük sözü dinlemen lazım. Biz sana dedik ama dinletemedik.

***

Ertesi akşam gençler ve Tersettin hayatın sillesini yemiş ama bundan doğan travmalarını başlarından defetmiş olarak mahallenin meyhanesinde buluştular.

“Tersettin abi, biliyoruz çok üzgünsün ama biz senin derdine ilaç gibi gelecek bir şey biliyoruz.”

Derken meyhanenin kapısı açıldı içeri babayiğit, yağız, yakışıklı, sakallı bıyıklı bir delikanlı girdi. Elinde sazı vardı. Tersettin kafasını kaldırıp baktı. Gözleri kederi yüzünden buğulanmış olduğu için o anda meyhaneye giren kişiyi tanıyamadı.

Elinde sazı olan kişi arka masalardan birine oturdu. Sazını çalmaya başladı. Bir türkü tutturdu.

“Martılar ağlardı çöplüklerde biz seninle gülüşürdük
Şehirlere bombalar yağardı her gece biz durmadan sevişirdik”

Yakışıklı genç adam türküsünü söylemeye başladığı anda Tersettin beyninden vurulmuşa döndü. Hüngür hüngür ağlamaya başladı. Çünkü ta T3R5 mahalleye gelip bu türküyü en az Ahmet Kaya kadar güzel söyleyen kişi Mehmet Erdem’den başkası değildi. Şarkısı bitince Tersettin’in masasına geldi.

Mehmet Erdem: Tersettin kardeşim… Bileydim senin konser için yollara düştüğünü ama yine de yetişemediğini, konseri bir gün sonraya alırdım. Sen T3R5 mahallemizin canı ciğeri, biricik en ters, en bahtsız, en şanssız adamısın. Benim konserimde de şansının yaver gitmemiş olması aslında sana kaderinin bir oyunu. Ama yalnız değilsin. Mahallendeki bu gençler sandığının aksine seni o kadar seviyorlar ki. Önce menajerimle bağlantı kurmuşla, sonra beni aradılar. Bizim bir abimiz var, senin konserine yetişemediği için kadar üzgün o kadar üzgün ki, bizi kırmazsan gelip onun için bir iki şarkını dillendirir misin, diye sordular. Tabii ki dedim. Eğer T3R5 mahallemizin Tersettin’i benim konserime yetişemediyse, T3R5 mahalleye gelip ona şarkılarımı söylemeyen ben, Mehmet, Mehmet Erdem olabilir miyim hiç dedim. Hadi bakalım hangi şarkıyı istiyorsun söyle. Bence hiç üzülmeyesin. Eğer seni konserde tanıştığı bir adam için terk edecekse zaten o kızdan sana hiç hayır gelmeyecekmiş kardeşim.”

Ve Mehmet Erdem şarkısını söylemeye başladığında T3R5 mahallede yaşayan her deli yürek yeni sevdalara yelken açmak üzere limandan ayrıldı:

“Nasıl bir kalp bıraktın Tersettinim ardında
Bilir misin kırılan kalpler düzelmez asla

Dönüp de hiç baktın mı merak edip arkana
Eden bulur de gitsin kalır sanma yanına
Eden bulur Tersettin, kalır sanma onun yanına

Bir gün olsun gül be sen, hep ağlama ne olur
Karanlığın içinde, yalnız kalma ne olur

İnim inim inleme acı çekme ne olur
Benim için fark eder, sen mutlu ol Tersettin

Bir gün yüzü görmedin, çileyi hep sen çektin
Ne ettin kendin ettin, sen mutlu ol Tersettin”

Not: Bu hikâye, yazarı Tuğba Turan’ın, 21 Ekim 2022 tarihinde Atakent Hayal Kahvesi’ndeki Mehmet Erdem konserine gitmeye çalışıp gidememesi ve Mehmet Erdem’e “Elbet bir gün buluşacağız” demesi üzerine yazılmıştır. Kendisine ve sesine saygılarımla.

 

 

Devamını Oku

AI: GÖRKEMLİ SIRADANLIK

AI: GÖRKEMLİ SIRADANLIK
7

BEĞENDİM

ABONE OL

Yapay Zeka, bugünlerde, el attığı ve denendiği her alanda şaşırtıcı başarılara ulaştığı halde yalnızca sanat alanında duvara toslamış gibi görünüyor.

Her şeyin çizerek, bozarak, silerek, kazıyarak, kağıtla kalemle “döğüşe çekişe” elle yapıldığı dönemlerdi. Çoğumuzun bir şekilde yolunun kesiştiği Gırgır dergisi, bu şekilde yetiştirdiği genç yetenekler arasından çok farklı özelliklere sahip çizerlerin çıkmasına da vesile olmuştu. Bu çizerlerden bazıları, şaşırtıcı bir şekilde herkesin çizgisini bire bir taklit edebilen olağanüstü bir yeteneğe sahiptiler. Öyle ki Oğuz Abi bu çizerlere iş verirken, eskizin üzerine “Şu çizerin çizgisiyle çiz, bu çizer gibi çinile” diye notlar yazardı.

Az sayıda insana nasip olan Tanrı vergisi bu yetenek, o zamanlar çok değerliydi doğal olarak. Son günlerde önümüze saçılan, televizyonlardan sosyal medyaya, hemen her ortamda karşımıza çıkan haberlere bakılırsa yetenek isteyen bu özellik, yepyeni bir teknolojik buluşla oldukça sıradanlaşmış gibi görünüyor.

Yapay Zeka (YZ ) veya Artifical Intelligence (AI) denilen bu buluş artık reklamlarda bile “Yapay zeka teknolojisiyle..” şeklindeki ifadelerle karşımıza çıkmaya başladı. Her geçen gün farklı bir alanda farklı bir yönüyle karşılaştığımız bu buluş hakkında şimdilik, ancak kısıtlı bilgi ve gözlemlerimize dayanarak bir şeyler söylemeye cüret edebiliyoruz. Kuşkusuz, geleceği şekillendirecek, gündelik işleri verimli ve güvenli bir şekilde kolaylaştıracak önemli bir teknolojik buluş ile karşı karşıyayız.

İlk başlarda, sanat, özellikle de görsel sanatlar alanında ortaya koyduğu ‘’görkemli eserler”le dikkatimizi çekerek paldır küldür hayatımıza giren bu buluşu oldukça eğlenceli bulmuştuk aslında. Görkemliydi çünkü insanlığın ortak kültürel bilincinde yer etmiş ne kadar sanatçı ve sanat eseri varsa bire bir aynı teknikleri kullanarak taklit edebiliyor, aynılarını veya aynı üslupta benzerlerini kolayca üretebiliyordu. Göz göze geldiğimiz ilk andan itibaren gözlerimizi alamadığımız bu “eser”lere ilk anda gözlerimiz kamaşsa da bakmayı sürdürmemiz halinde, her bir ayrıntısının aslında bize ne kadar aşina ve sıradan olduğunu farketmeye başladık zamanla. En azından artık izleyenleri şaşırtmıyor ve heyecanlandırmıyor.

Ünlü ressamları taklit ediyor, “Şunun gibi yaz” denilerek adı verilen herhangi bir yazarın üslubuyla öyküler yazıyor, istenilen bir şair gibi şiirler döktürüyor. Orhan Veli gibi şiir yaz dendiğinde mesela,”Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu” mısrasını evirip çevirip “Kelimelerimse gölgede kalmış” diye yazıveriyor ve böylece taklitçiliği ve kopyacılığı gözler önüne serilirken, henüz kendi özgün tarzını yaratmaktan ne kadar uzak  olduğu da açığa çıkıyor.

Karşımıza çıkan örneklerin çoğalması, bu buluş üzerinde düşünmeyi de beraberinde getirdi doğal olarak. Telefonda konuştuğun kişinin bant kaydı olduğunu anladığın anda hissettiğin yalnızlık gibiydi YZ’nin ‘eseriyle’ muhatap olmak. Bu eserler çoğu kez bir aldatılmışlık, bir burukluk hissi içerisinde, adeta aroma ve yapay tatlandırıcı katılmış meyva suları gibi yavandı. Tolstoy’un bir romanını okurken onu mum ışığında ve divit kalemle yazdığını düşünmek eseri daha anlamlı ve daha derinlikli kılmıyor muydu?! Neden ünlü bir çizerin sergisine gittiğimizde orjinalinin kanarlarında yaptığı karalamalara, kurşun kalem izlerine, lekelere, minik çizimlere ve küçük notlara merakla ve değer vererek bakıyoruz?! Yaşanmışlığını ve özgünlüğünü hissedip eserle bütünleşip özdeşleşmek için değil mi.

Üzerinde düşünmeye devam ettikçe ilk yapılan, tek ve biricik olan ‘orjinal’in ne kadar önemli ve değerli olduğunun farkına varıyoruz. Teklik ve orjinallik, özgün olma vasfını daha da belirgin hale getiriyor. Tolstoy yazdığı romanı tek tek el ile yazarak çoğaltmış olsaydı eğer, yazılan her bir nüsha, orjinal tek bir nüsha kadar değerli olmazdı. Diğerleri de Tolstoy’un elinden çıktığı için bugün tabii ki değerli ve anlamlı olurdu ama yine de orjinal ilk nüshanın yerini tutmaz ve onun kadar heyecanlandırmazdı.

Eskiden kitapseverler, kütüphanelerindeki kitaplarını, kendilerine ait oldukları anlaşılsın diye, üzerine sahipliklerini ifade eden özel işaretlerini kazıttıkları bir mühür ile mühürlerlerdi. Exlibris denen bu özel mühürler, zamanla birer sanat eseri halini almıştı. Bu yöntem, ucuz bir kağıda, baskı yoluyla basılıp çoğaltılarak nesne olarak değersizleştirilmiş bir kitabın kendisini, yeniden orjinal, özel ve özgün kılma çabasından başka bir şey değildi.

Başlangıçta el çizmeyi beceremiyor, parmak çizerken çuvallıyor diye çok eğleniyorduk ama o kadar hızlı öğreniyor ve kendisine tanıtılıp tanımlanan verileri bünyesine katarak o kadar hızlı gelişiyor ki artık sadece endişeli gözlerle izlemekle yetiniyoruz. Geçen sene Tüyap’ta takip ettiğim, Türkiye Yayıncılar Birliği’nin düzenlediği bir panele katılan Uluslararası Yayıncılar Birliği’nden konuşmacılar, sürekli, YZ’nin hayatımıza getirdikleri ve oluşturacağı olası sorunlar üzerine kafa yorduklarını söylediler. Hatta YZ’nin başkalarının eserleriyle eğitildiğini ama bu süreçte kullanılan metinler ve sanatçıların eserleri için telif ödenmediğini ve ödenmek de istenmediğini, bunun için mücadele edilmesi gerektiğini anlattılar uzun uzun. Anlaşılan bir süre sonra YZ ile üretilen ürünlerin telif ve mülkiyet hakları konusu da tartışmalı hale gelecek.

Yapay Zeka, bugünlerde, el attığı ve denendiği her alanda şaşırtıcı başarılara ulaştığı halde yalnızca sanat alanında duvara toslamış gibi görünüyor. Sadece öğrendiklerini ve kopyaladıklarını taklit ederek ortaya koydukları, orjinalinin ‘sahtesi’ olmaktan öteye gidemiyor. Bu yazıyı yazarken merak edip “Artifical” sözcüğü başka ne anlamlara geliyor acaba diye sözlüğe baktığımda “sahte” anlamına da geldiğini görünce, hiç şaşırmadım doğrusu.

Geçtiğimiz 10 Kasım’da sosyal medyada gördüğümüz Atatürk portreleri, rahatsız edici bir biçimde yapay ve sahte kavramının hakkını tam olarak vermişti. Daha sonra, artık hayatta olmayan tarihi şahsiyetlerin günümüz şarkılarını söylemesi, ipin ucunun kaçmaya başladığını düşündürttü açıkçası. Daha bunun gibi bir sürü örnek YZ’nin sanat alanında yaya kaldığının ve kalacağının göstergesiydi.

Günümüzde bazıları Picasso’nun eserlerine bakıp “Bu basit şeyleri çizmekte ne var, istesem ben de aynısını çizerim” diye burun kıvırıyorlar. Halbuki önemli olan ilk çizen olmak. Yapay zeka’nın muhtemelen, tasarlayarak, ortada öyle bir örnek, anlayış ve yaklaşım yokken o eseri üretmek, yoktan var etmek gibi bir şansı hiç olmayacak. Farklı bir yaklaşım, özgün bir anlayış asla oluşturamayacak, asla yeni bir akım yaratamayacak ve yaptıkları hep yapılmışların kötü bir taklidi, benzeri ve kopyası olacak kalacak. YZ sürekli kendisine verilenlerle besleniyor, yenileniyor ve gelişiyor halbuki insan beyni ve yaratıcılığı öyle mi?!

Aslında, Yapay Zeka yani “Artifical Intelligence (AI)” yerine Taklit Zeka yani “Imitation Intelligence (II)” adının daha çok yakıştığı bu buluş, ne yöne doğru gelişim göstereceği ve neye dönüşeceği tam olarak kestirilememekle birlikte içinde bulunduğumuz yüzyıla damgasını vuracak gibi görünüyor. Biz ise, “züccaciye dükkanına giren bir fil” gibi hayatımıza giren bu buluş karşısında, bu fili farklı yerlerinden tutarak neye benzediğini tarif etmeye çalışan körler gibiyiz.

Devamını Oku

T3R5 MAHALLE 15: TERSETTİN KARALAR BAĞLAR

T3R5 MAHALLE 15: TERSETTİN KARALAR BAĞLAR
3

BEĞENDİM

ABONE OL

T3R5 Mahalle’nin tersi düzü belli olmayan, tersinden kalkmışa benzeyen, ters ters bakan, lafı hep tersinden anlayan kahramanı Tersettin ve diğer mahalle sakinlerinin, bağışıklık düzeyinizi artıran, az alınırsa müsekkin, çok alınırsa müshil etkisi yaratan, grip ve soğuk algınlığınızı on beş günde iyi eden, üst solunum yollarınızı yasal yollardan açan, nar-kotik etkisiyle naralar attıran hikâyelerinden on beşincisiyle, nedense İsa’dan sonra sayılmaya başlanan yılların iki bin yirmi beşincisinin Eylül ayında da huzurlarınızdayız…

1.Paint It Black… Rolling Stones

Artistik Patinaj Şampiyonası, Live Aid, Eurovision gibi dünyaca izlenen spor ve sanat faaliyetlerinde ülkemizi başarısızlıkla temsil eden hatta bazılarına gidemeyen Tersettin’in, 2024 Paris Olimpiyatları’na gidemediği için gözüne uyku girmiyordu diyemeyiz. Aksine, Paris’e bir futbol takımı kurup gitmiş, memleketinden dünyaya futbolcular ihraç etmiş olduğu için geceleri rahat bir uyku çekebiliyordu. Bu arada Ferhan Şensoy’la tanışmış ve Abdülcanbaz Bey’i konağında ziyaret etmişti.

2.Kara Tren… Cengiz Özkan

Bir öğleden sonra T3R5 mahallenin yarı-bıçkın, yarı-bitkin, yarı-yakışıklı, yarı-geçirgen, hatta hayatta her şeyi yarım olarak alıp kalan yarısını da kaderine havale etmiş delikanlıları, anti-kahramanımız Tersettin’i, mahalledeki T3R5 Meydan’a bakan Doruk Pavyon’da efkârlı bir şekilde demlenir hâlde buldular. Pavyonun gediklisi Güllü Gülsüm’ün yanına yanaşan Zibidi Ziya, Kenef Sülü ve Jilet Cezmi sordular:

“N’olmuş Tersettin abimize?”

3.Black Magic Woman… Santana

Güllü Gülsüm: Bilmem ki gençler… Avustralya’da sabah oldu diyerek geldi. O saatten beridir içiyor. Bir de playlist hazırlamış kendine. Saatlerdir aynı şarkılar çalıyor valla. Dertli ama neye dertlenmiş bana açılmadı. Gidin, sorun belki size açılır.

4.Geceler Kara Tren… Nazan Öncel

Tersettin o sabah erkenden kahvenin sundurmanın gölgesinde kalan masalarından birine tünemiş otururken, T3R5 mahalle, “yazıyooor”cu çocuğun çığlıklarıyla uyanmıştı:

“Yazıyooor! Yazıyooor! Yazıyooor! Ters Dergi’nin basılı dördüncü sayısında yazarımız Tuğba Turan’ın da hikâyesi çıkacakmış! Yazıyoor! Yazıyooor!”

5.Talihim Yok Bahtım Kara…Kıraç

Tersettin çocuğa okkalı bir küfür savurduktan sonra soluğu Doruk Pavyon’da almıştı:

“Çekin lan ş’orospu çocuğunu gözümün önünden! Alın götürün! Gitsin başka yerde bağırsın ‘yazıyooor yazıyooor’ diye ipne!”

O saatten beridir de bir büyük Beylerbeyi göbek, 15 bira, bir kiloluk Chivas ve 70’lik İstanblue’yu devirmişti lakin sünger gibi içmeye devam ediyordu.

6.Fade to Black… Metallica

Annelerinin ayrı ayrı “Sittirin gidin dışarda zıkkımlanın lan!” diyerek evden kovaladığı Zibidi Ziya, Kenef Sülü ve Jilet Cezmi, meraktan Tersettin’in masasına yanladılar:

Zibidi Ziya: Hayırdır Tersettin abi? Karalar bağlamışsın?
Kenef Sülü: Dertlenmişsin. Efkârlanmışsın. N’oldu abi?
Jilet Cezmi: Anlatsana abi?

7.Kara Sevda… Barış Manço

Tersettin: Ne olacak oğlum? Yazarımız olacak Tuğba isimli kadının Ters Dergi’nin basılı dördüncü sayısında yazısı çıkacakmış…
Zibidi Ziya: Bundan daha iyi bir şey olur mu Tersettin abi? T3R5 mahalleden, senden, benden, bizden bahsetmiştir işte!
Tersettin: Sen öyle san hıyar!
Kenef Sülü: Ne oldu abi? Neden öyle dedin?
Tersettin: Derginin dizgicisiyle mizanpajcısından haber geldi oğlum. Senden, benden, bizden bir kelime bile bahsetmemiş!

8.Black Night… Deep Purple

Jilet Cezmi: Neden abi?
Tersettin: Ne bileyim lan ben! Demek ki benim hikâyem internette okunabilecek eften püften, Hollywood’un soap-opera dediği, arlarına saatlerce reklam koyduğu dandik bir hikâyeymiş!
Zibidi Ziya: Olur mu hiç öyle şey? Sen bu mahallenin canısın, cananısın abi.
Kenef Sülü: Tabii ki! Sen olmasan bu hikâye yürümez! Yürü be abi!
Jilet Cezmi: Benim abimi dergiye nasıl yazmazlar ulan! Bastırmayız biz o dergiyi!
Tersettin: YETERRR!

9.Sevemedim Kara Gözlüm… Belkıs Özener

Kenef Sülü: Yetmez ama evet abi. Sen bu hikâyenin jönüsün. Baş kahramanısın.
Jilet Cezmi: Harekete geçelim… Bir şey yapalım… İsminden bahsettirelim senin!
Tersettin: Ben en iyisi T3R5 mahallenin içinde bulunduğu şehrin belediye başkanlığına adaylığımı koyayım oğlum.
Zibidi Ziya: Sonra ne olacak abi?
Tersettin:  Memlekette adaylığını koyan herkes tutuklanıp sivri uçlu bir cezaevine gönderilmiyor mu? Tutuklanınca da isminden bahsedilmiyor mu? Böylece meşhur oluyorsun. Mazlum oluyorsun. Vatandaş da seni seçiyor…

10.Black or White… Michael Jackson

Kenef Sülü: Yok abi olmaz. Bak biliyorsun bu koltuk işleri sana yaramıyor. Hatırlasana T3R5 mahallenin sınırlarını kapattın. Ülke yaptın T3R5 mahalleyi. Gittin Netenyahu’ya “N’ettin yahu?” diye dayılandın. Netenyahu dahil hiçbir lider seni iplemedi. Koltuk işleri boş abi. Çıkmıyor oradan bir şey.
Jilet Cezmi: Ben söyliyeyim mi Tersettin abi? Boş ver sen politika koltuğunu da. İyisi mi sana bir yönetmen koltuğu ayarlayalım. Ne dersin?
Tersettin: O nasıl olacak?
Kenef Sülü: Tabii ya! Film çekeceğiz. Biz hepimiz iyi oyuncularız. Her hikâyede rollerimizi iyi oynamıyor muyuz?

11.Karam… Hakan Peker

Zibidi Ziya: Oynuyoruz lan!
Jilet Cezmi: İyi ya işte! Film çekeriz oradan yürürüz. Boş ver Ters Dergi’yi filan!
Tersettin: Ne çekeceğiz oğlum? Çekilmedik film mi kaldı anasını satayım?
Zibidi Ziya: Tersfather çekelim.
Tersettin: Çekilenden daha iyi olamayacağına göre…

12.Black Dog… Led Zeppelin

Kenef Sülü: Mahalleyi tersine çevirelim. Tersception yapalım!
Tersettin: Oğlum mahalle zaten ters. Tersine çevirince düz olur.
Jilet Cezmi: O zaman Düzception yaparız.
Tersettin: Başlatma lan şimdi!
Zibidi Ziya: Ters Knight Rises?

13.Black Velvet… Alannah Myles

Tersettin: Bana bir baksana lan! Christian Bale gibi kaslarım mı var? Hem uşağı oynayacak İngiliz aksanlı aktörümüz yok.
Kenef Sülü: Tersettin’s List?
Tersettin: Olmaz. Yahudilere gıcığım ben artık.
Jilet Cezmi: Ters Fiction?
Tersettin: Tarantino yönetmezse bi boka benzemez.
Zibidi Ziya: Ters Club?

14.Karadır Kaşların… Müslüm Gürses

Tersettin: Hah bi o eksikti! Birbirinizi döve döve yüzünüzü gözünüzü dağıtın. Ondan sonra Şişli Etfal’de alırsınız soluğu! Tövbe tövbeee!
Kenef Sülü: Tersfellas?
Tersettin: Scorsese ağzınıza sıçar sizin!
Jilet Cezmi: The Good the Bad and the Ters?

15.Fade to Black… Dire Straits

Tersettin: Lan oğlum işinize bakın lan. Sabah kalkınca ananız olmasa donunuzu çekemezsiniz lan! Siz kim film çekmek kim?

16.Kara Kaş Gözlerin Elmas… Nuri Sesigüzel

Zibidi Ziya: Yine de üzülme Terserttin abi. Belli mi olur? Belki bir Tersettin özel sayısı yapılır. Sen bu T3R5 mahallenin bir numaralı en yakışıklı en ters kahramanısın abi. T3R5 mahallede her şey senin ismin üzerinden dönüyor. Sen olmasan bu mahallenin ismi bile T3R5 mahalle olmaz abi…

17.Back in Black… AC/DC

Jilet Cezmi: Sen Matrix’teki Neo’sun. Sen Karayip Korsanları’nın Kaptan Jack Sparrow’usun, İndiana Jones’sun, Han Solo’sun, Jon Snow’sun, Frodo Baggins’sin, Martin Eden’sin, Gregor Samsa’sın, Raskolnikov’sun, Don Kişot’sun, Zebercet’sin, Jean Valjean’sın, Albay Aureliano Buendia’sın, Esteban Trueba’sın, Kayzer Soze’sin. Sen Forrest Gump’sın abi… Seni yok sayacak yazarın alnını karışlarım ben.

18.Kara Toprak… Aşık Veysel

Tersettin: İster alnını ister kalemini karışla oğlum. Yazmamış iste. Ben içinde ‘kara’ geçen Türkçe şarkılarla ‘black’ geçen yabancı şarkılardan bir playlist hazırladım kendime. Sabahtan beri içiyorum. Kara bahtım için içeceğim. Siz ister için ister içmeyin. Yazarımız olacak kadın da Serdar Ortaç’tan Karabiberim dinlerken göbek atsın. Ona da o yakışır zaten.

19.Back to Black… Amy Winehouse

Devamını Oku

Mersin Mizah Günleri 4 yaşında

Mersin Mizah Günleri 4 yaşında
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İçel Sanat Kulübü tarafından bu yıl 4. kez düzenlenen Mizah Günleri 9-10 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşecek. Bu yılki teması “İnsan” olarak belirlenen İçel Sanat Kulübü Mizah Günlerinin açılışı Mersin Marina’da uluslararası bir karikatür sergisiyle yapılacak. Dünyanın farklı ülkelerinden usta çizerlerin eserleriyle yer alacağı sergide 50 karikatür sanatseverlerle buluşacak.

Mizah Günlerinde dikkat çeken bir diğer etkinlik ise Dünden Yarına Karikatür, Mizah ve İnsan söyleşisi. Ayşen Baloğlu, Mustafa Akyol, Sefa Sofuoğlu, Serder Sayar, Mehmet Saygın ve Behzat Taşın katılacağı söyleşide mizah ve karikatür tüm boyutlarıyla ele alınacak.

Mizah Günlerinin  stand-up sanatçıları da boy gösterecek. Medart Drama ve Tiyatrodan Mert Asma ve Eda Okun yanı sıra Oğuz Topaçoğlu Deli Dolu isimli gösterisiyle izleyici ile buluşacak.

4. Mizah Günlerinin bir başka sürprizi ise karikatürist Mustafa Akyolun Yeşilçam Hatırası adlı sergisi. Akyolun Yeşilçam yıldızlarını kağıda döktüğü sergi 30 orijinal eserden oluşuyor.

Çizerlerin ve dileyen sanatseverlerin katılımıyla gerçekleşecek Çizelim Güzelleşelim canlı karikatür çizim etkinliği ise son derece zevkli geçmeye aday. Mizah Günlerinde ayrıca Mersinli sanatçı Murat Acerin karikatür sergisi de sanatseverlerle buluşacak.

 

Devamını Oku

TERSETTİN’İN ABDÜLCANBAZ BEY’İ ZİYARETİ

TERSETTİN’İN ABDÜLCANBAZ BEY’İ ZİYARETİ
2

BEĞENDİM

ABONE OL

T3R5 Mahalle’nin cevval, gözü pek ve gözü tok delikanlısı Tersettin, İstanbul’un meşhur yokuşlarından Aşiyan Yokuşu’ndan kan ter içinde çıkınca asla İstanbul’da olamayacakmış gibi görünen bir yerle karşılaştı: İki dönüm arazide ağaçların arasına gizlenmiş mütevazı bir konak. Nefes nefese kalmış Tersettin’i kapıda kâhya Abdülcanbaz karşıladı:

“Ah nefes nefese kalmışsınız. Buyurun, Beyefendi salonda sizi bekliyor.”

Kıştan yaza atlamış İstanbul iklimini, taş duvarlardan içeri sokmamaya yemin etmiş binaya girince doğal klima serinliği yüzüne çarptı.

“Yazları serin, kışları sıcaktır burası. Mağara gibidir,” dedi kâhya. Tersettin’i salona nazikçe yönlendirdikten sonra geniş sahanlığa açılan sıra sıra kapılardan birini açıp gözden kayboldu.

Abdülcanbaz Beyefendi Tersettin’i etnografya müzesi gibi bir salonda kahvesini içerken karşıladı. Tersettin söze ben başladı:

“A hiç yaşlanmamışsınız.”
“Şaka mı yapıyorsunuz? Çizgiyim ben elbette yaşlanmam. Yaşlanmadığım gibi ölümsüzüm de.”
“Ben de kurguyum sizin gibi. Demek ki ben de yaşlanmayacağım desenize. Ölümsüzlük iyi bir şey mi peki?”
“İyi ve kötü yanları var. İnsanlığın yokuş aşağı gidişatına tanık oluyorum ama eğer insanlık kendini yok etmezse, ileride bunları kaleme alan yazar kadının torunu da sizin gibi bu eve gelip benimle röportaj yapabilecek. Ama tüm sevdiklerimin kaybını gördüm. Bu arada, bir erkek için alışılmadık bir tercih. Sırt çantanız yani. Hem de ağır. Nefes nefese kalmıştınız az önce…”
“Sırt çantası beni yazan kadının tercihi efendim. Kendisi gibi her karakterinin de kalem, kâğıt ve kitaplarla gezmesini istiyor. Hem nereden bildiniz yokuşu çıkarken nefes nefese kaldığımı? Az önce beni karşılayan Kâhya Abdülcanbaz mı söyledi?”
“Kapıda sizi karşılayan kâhya da benim, bey de benim. Aşçı, bahçıvan, yolcu, hancı, şoför; hepsi benim. Klonlama bile yokken Turhan Selçuk çizgiyle çoğalttı beni. Öyle ki her okuyucunun gönlünde ayrı bir Abdülcanbaz yaşar. Ne güzel değil mi böyle çoğalarak var olmak?”
“Evet her kahramana nasip olmaz.”
“Ama ben o komik kostümlü ve pelerinli kahramanlardan değilim.”
“Evet değilsin abi. Size abi diyebilir miyim? Ne de olsa büyüğümsünüz.”
“Estağfurullah. Tabii ki diyebilirsin Tersettinciğim.”
“Turhan Selçuk şöyle tanımlamış sizi abi: ‘Abdülcanbaz halktan bir kişidir. Değerlerini, cevherlerini yitirmemiş bir kişi… İyiden, doğrudan, halktan, haktan yana olduğu için güçlüdür. ‘Bizim insanımız’dır o. Halkın karşısında, kendilerine halktan ayrıcalık tanıyan kişilerin tarihi süreç içinde elenmeleri, yok edilmeleri yanında, Abdülcanbaz’ın temsil ettiği prototipin sevilmesi, desteklenmesi, devamını sağlayan unsurlardan birincisidir. Sakin görünüşlüdür, fakat zamanında, ünlü ‘Osmanlı tokadı’nı en can alıcı noktaya vurmasını bilir. Halkını seven her dürüst ve namuslu kişide az çok Abdülcanbaz’lık vardır.’ Ayrıca yakışıklısınız da…”
“Ah teveccühün çocuğum. Turhan Selçuk babamdır ama Abdi İpekçi de vaftiz babamdır. Kimseyi kızdırmadan gocundurmadan böyle diyebilir miyim acaba? Abdi İpekçi zamanın Milliyet gazetesi yazı işleri müdürüyken, Turhan Selçuk’tan çizgi dizi istiyor. İlk hikâyemi Aziz Nesin yazmış. Sonra Rıfat Ilgaz yazmaya devam etmiş. Turhan Selçuk senaryoları kendi yazmaya başlayınca beni baştan tasarlamış. Çerçevedeki gazeteye bakın. ‘İstanbul’da Bir Amerikalı’ adlı ilk maceramın tefrikasına başlanacağını bildiren Milliyet gazetesinin 30 Kasım 1957 tarihli nüshası. Doğum belgem yani.”
“Uzun yıllar Milliyet, Cumhuriyet, Akşam ve Yeni İstanbul gazetelerinde yer almışsınız. Milliyet Sanat dergisi Aralık 1972 sayısında sizin için ‘Ben Abdülcanbaz’ı kahramanlık ötesi kaba kuvvetten güç alan, yozlaşmış bir çizgi roman türünden ayırıp arıtmak istedim. Bir roman ya da bir hikâye anlatımının sanat değerini katarak bunu grafik sanatın çizgi gücüyle de besleyerek kişiliğini bulması yolunda çalıştım’ demiş Turhan Selçuk.”
“Sağ olsun ay yani Allah rahmet eylesin. Beni oğlu gibi severdi. Nasıl sevmesin? Benle yatar benle kalkardı çoğu zaman. İnsan bir tipleme yarattı mı onun ağzından güzel ve akıllı sözler çıksın diye gece gündüz düşünür öyle değil mi? Yazarınız olan hanımefendi benden daha iyi bilir. Onun da kahramanları var ve hepsi kadın diye biliyorum.”
“Doğru biliyorsunuz Abdülcanbaz Abi. 20 bölüm Gölge Kız’ı yazmış. 30 bölüm Dedektif Tilda’yı yazmış. Ve şimdi de Ozan Ilgın’ın maceralarını yazıyor. Her nasılsa Ters Dergi’ye T3R5 Mahalle isimli bir evren yaratırken erkek kahraman olarak beni kurguladı. Derginin isminden dolayı herhalde! 16 maceradır da benim gibi iflah olmaz maceracı bir hıyarın veya yenilmeye doymayan bir pehlivanın trajikomik hikayelerini yazıyor. Kadın kahramanlarının da benim de başımız bir türlü beladan kurtulmuyor!”
“Bela iyidir. İnsanı zinde tutar. Bela olmasaydı ben de o meşhur Osmanlı tokadımı atarak bir halk kahramanı olamazdım değil mi? Kadın kahramanlara benden selam söyle. Aman buraya gelirken eşek anırtan yokuşuna dikkat etsinler. Yoksa senin gibi nefes nefese kalırlar. Ah, buyurun, yardımcım Abdülcanbaz da kahvenizi getirdi. Orta şekerli içersiniz diye tahmin ettim…”
“Evet, hatır için içtiğim zaman, teşekkür ederim. Normalde kahve sevmem ama bu fincanın kırk yıldan fazla hatırı var. 1957’de başlayan maceranız 1987’de sona erdi. Turhan Selçuk sizi emekli etmişti. Sonra ne oldu da sahnelere, ay yani çizgi roman karelerine döndünüz?”
“Çok ısrar ettiler Turhan Selçuk’a, 1994 yılında yeniden çizmeye başladı, ta ki 2003 yılına kadar. 1991 yılında PTT, ‘Türk Karikatür Sanatı’ başlıklı seri kapsamında beni posta pullarının üzerine bile bastı. 2006 yılında da tüm haklarım BİZ Karikatür ve Çizgi Roman Koleksiyonu’na satıldı. İsterseniz güzel kadınlarla olan maceralarımı internetten satın alabilirsiniz. Sizin kahramanlarınız da güzel kadınlar değil mi?”
“Beni tongaya düşürmeye çalışıyorsun Abdülcanbaz Abi. Güzel kadınlara olan zaafımı biliyorsun sanırım. Ama güzellik görecelidir. Oktay Akbal 18 Mart 2003 tarihli Cumhuriyet gazetesinde sizin için der ki; ‘İstanbul Beyefendisi Abdülcanbaz’ın iki önemli silahı vardır: Zekâsı ve ‘Osmanlı Tokadı’. Çok az macerasında tabanca kullanan İstanbul Beyefendisi, neredeyse her macerasında kötülere, zalimlere karşı -gerek gördüğünde- ünlü tokadını kullanır. Abdülcanbaz’ın ünlü Osmanlı tokadından nasibini alanın ayağa kalkanı görülmemiştir.’ Benim yazarımın kadın kahramanları, önlerine çıkan engelleri güzellikleriyle değil de akıllarıyla aşmaya çalışırıyorlar. Bond kızı değil Bond’un kendisi olmak gibi yani. Bana gelince, ben Kaybedenler Kulübü’nün bir numaralı üyesiyim zaten abi.”
“Evet, insanın hayatta ne olmak istediğine karar vermesi lazım. Suyun akışında sürüklenen bir saman çöpü mü yoksa neslini sürdürebilmek için akışın ters istikametinde yüzebilen inci kefali mı olmak istersiniz?”
“Sadece bu iki seçeneğim varsa kefal tabii ki. Simon & Gurfunkel’ın El Condor Pasa / If I could şarkısının sözleri gibi oldu seçenekleriniz. Çivi olmaktansa çekiç, salyangoz olmaktansa bülbül, cadde olmaktansa orman olmayı isterim diyor orada da.”
“E haklı. Aklın yolu bir. Sanırım siz de her şeye başkaldırıyorsunuz hikâyelerde.”
“Nasıl söyleyeyim biraz asi, dik başlı, azıcık da erkeklere düşman kadınlar benim yazarımın kadın kahramanları. Çünkü bu erkek egemenliğinde başka türlü hayata tutunmaları mümkün değil. Hem sizin gibi centilmen erkek kalmadı artık. Çoğu affedersiniz ama öküz.”
“Öküzler ve centilmenler her daim var olmuştur ve olacaktır. Orantısı değişir o ayrı. Pire için yorgan yakmamalısınız.”
“Ya bu pire baş pireyse ve diğer tüm pireler sorgusuz sualsiz onun peşinden gidiyorlarsa?”
“Hiç ortalama ömründen fazla yaşayan bir pire gördünüz mü? İster baş pire olsun ister kıç pire, hepsinin bir ömrü var. O yüzden yorganı yakmanıza gerek yok. Sandıktan çıkarıp silkeleyin yeter. Seçim sizin.”
“Rahmetli Turhan Selçuk 1922 doğumluydu. 2010 yılında kaybettiğimizde 88 yaşındaydı. Bize sizin gibi ölümsüz bir eser armağan etti. Şöyle demiş: ‘1950 sonrası, Saul Steinberg bir hamle yapmış, grafik mizahı Avrupa’dan Amerika’ya kadar götürmüştü. Avrupalı karikatürcüler, onun açtığı yoldan yeni mesafelere ulaşmaya çalışıyorlardı. Bu yeni yolda kişiliğimi bulma çabasına yönelik çalışmalara başladım. Önceleri yuvarlak çizgilerle çalışıyordum. Sonra çizgilerimi köşeleştirdim. Daha sonra yuvarlak ve köşeli çizgileri birlikte kullanmaya başladım. Bir ara çok sert, çok düz çizgilerle çalıştım. Ama sadelikten hiç ayrılmadım.’ Keşke yaşasaydı da yıllar sonra bile ne kadar sevildiğinizi görebilseydi.”
“Üzülürdü. Şu anda değil bir kadının memesini çizmek ‘me’ demek bile mümkün değil. Müsaade edilen tek ‘me’ koyun gibi mee’lenirken çıkarılan ses.”
“Siz de 1957 doğumlusunuz, Ters Dergi’nin internet sitesindeki ilk hikayem 9 Temmuz 2023’te çıktığına göre benden 66 yaş, yazarımdan 15 yaş büyüksünüz. O da size ağabey diyebilir mi?”
“Demesin, lazım olur.”
“Oooo çapkınsın abi.”
“Her zaman.”

Turhan Selçuk (1922-2010); Türk karikatürist. Sade çizgi ve yazısız karikatürleriyle tanınmıştır. 1953’ten itibaren baş karikatüristi olduğu Milliyet gazetesinde 1959 yılında yayınlamaya başladığı Abdülcanbaz serisinin Türk karikatür tarihinde önemli yeri vardır.Türkiye’de Semih Balcıoğlu ve Ferit Öngören ile beraber Karikatürcüler Derneği’nin kurucularındandır.

Abdülcanbaz (1957- ∞); 1957 yılında Turhan Selçuk tarafından Milliyet gazetesi için çizilmeye başlanan çizgi romanın ve çizgi romanın baş kahramanının adıdır.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.